GÖRÜNTÜLÜ

Özmen: Kürt meselesi çözülmeden demokratikleşme mümkün değil

Türkiye’de demokratikleşmenin önündeki en büyük engelin Kürt meselesi olduğunu belirten Ahmet Özmen, “Kürt meselesine güvenlik perspektifinden bakarsanız hiçbir yol alamazsınız. Son elli yıllık süreç ortada" dedi.

AHMET ÖZMEN

27 Şubat 2025’te Önder Apo’nun çağrısıyla başlayan Barış ve Demokratik Toplum sürecinin üzerinden bir yıl geçti. Aradan geçen zamanın ardından, geçtiğimiz günlerde İmralı heyetinin Önder Apo ile yaptığı görüşme sonrasında heyet adına konuşan Mithat Sancar, entegrasyon noktasında ilk aşamanın sona erdiği ve ikinci aşamaya geçildiği bilgisini paylaştı. Barış talepleriyle birlikte halkın somut adım beklentisi sürerken, eski Diyarbakır Baro Başkanı Avukat Ahmet Özmen, gerçek bir çözüm için toplumun taleplerinin anayasal güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.


Anayasal düzenlemelere ve “umut hakkı” tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ahmet Özmen, meselenin tarihsel arka planından güncel siyasi gelişmelere kadar birçok başlığı ele alarak, bir yılı aşan 27 Şubat Çağrısı’nın ardından atılmayan halkın somut adım beklentilerinin karşılanmadığına dikkat çekti.

'ÇÖZÜM ARAYIŞLARINDA SOMUT ADIMLAR ATILMADI'

Toplumda çözüm yönünde güçlü bir beklenti olduğunu belirten Özmen, heyecanın sürdüğünü ancak beklentinin somut adımlar yönünde olduğunu dile getirdi: “Toplumda demokratik bir yol ve yöntemle, müzakereyle silahların rafa kalktığı, çatışmasızlık içerisinde herkesin kendisini ait hissettiği bir siyasal yapılanma içinde, anayasal eşitlik ve kimlik eşitliği temelinde bir çözümü herkes arzu ediyor. Halk, bundan kaynaklı ciddi bir heyecan da duydu ve o heyecanın da devam ettiğini vurgulamak gerekiyor. Ama bir taraftan da somut, elle tutulur ve sonuca yönelik, neticeye ulaşabilecek mahiyette adımlar istiyor. Ne yazık ki hükümet kanadından ya da devlet kanadından bu yönlü bir adım atılmadı.”

Meclis’te kurulan komisyona da değinen Özmen, raporun içeriğinin belirleyici olacağını ifade etti: “Bu rapor neler içerecek? Meclis’e hangi yasal düzenlemelerin, ne şekilde gerçekleşeceğine dair öneriler sunacak? Zaten o komisyonun içerisinde bu öneriyi hazırlayan siyasi partiler, aynı zamanda parlamentonun yüzde 95’ini oluşturan temsilciler.

Dolayısıyla onların önerilerinin büyük önem taşıdığını vurgulamak gerekiyor. Umarım ki bu meseleye katkı sunabilecek, demokratik bir düzlemde Kürt meselesinin çözümüne katkı sunacak somut adımlar içeren öneriler olur. Kürt meselesinin artık uluslararası bir boyut aldığını, birçok uluslararası aktörün de bu işin içerisinde yer aldığını görerek, tez elden savsaklamaya, oyalamaya ve geciktirmeye mahal vermeyecek şekilde, nihai bir barış ile çözüme kavuşturulması gerekiyor.”

'CUMHURİYETİN DEMOKRASİ İLE BULUŞTURULMASI LAZIM'

Cumhuriyet ve demokrasi tartışmalarına da değinen Özmen, Kürt meselesi çözülmeden Türkiye’de demokratikleşmenin mümkün olamayacağını ifade etti. Bu noktada yapılan güvenlik perspektifinin sonuç vermediğini söyleyen Özmen, şöyle konuştu: "Elbette ki bu coğrafyada yaşayan herkes demokratik bir düzende yaşamak ister. Ama cumhuriyet tek başına demokrasiyi getirmez. Cumhuriyet tek başına eşitlik, özgürlük getirmez, adaleti sağlamaz. Eğer demokrasi yoksa, cumhuriyet tek başına bir grubun iktidarı olur. Halkın tamamına ait bir yapının var olabilmesi için cumhuriyetin demokrasiyle buluşturulması lazım. Eğer Kürt meselesi demokratik yol ve yöntemlerle çözülmezse, Türkiye’de demokratikleşme mümkün olmayacak. Demokratikleşmenin önündeki en büyük engel Kürt meselesidir. Sırf güvenlik perspektifinden bakarsanız hiçbir yol alamazsınız. Son elli yıllık süreç ortada. Güvenlik perspektifiyle ne Türkler ne Kürtler bu işten bir fayda görebildi.”

'AİHM KARARI UYGULANMALI'

‘Umut hakkı’ tartışmalarına ilişkin de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararını hatırlatan Özmen, bu kararın bağlayıcılığına dikkat çekerek şunları söyledi: "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Abdullah Öcalan kararı var. Umut hakkı, bir mahpusun bir gün tahliye olacağına dair umudunun bulunması anlamına geliyor. Tahliye tarihinin belirli olması demektir. Belirli bir tarih konulmadan ömür boyu infaz rejimi uygulanması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3'üncü maddesi kapsamında işkence ve kötü muamele olarak değerlendirilebilir. Türkiye açısından bu karar bağlayıcıdır. Uygulandığında umut hakkı tartışması kendiliğinden çözülebilir.”

'ANAYASAL GÜVENCE ŞART'

Söylem ile pratiğin farklı olduğunu savunan Ahmet Özmen, Devlet Bahçeli’nin grup konuşmalarına atıfta bulunarak, hasta tutsaklara ilişkin düzenlemelerde geri adım atıldığını belirtti. Anayasal çerçevede Kürtlerin taleplerini de sıralayan Özmen, kimlik ve dil vurgusu yaptı: “Kürtler yok olmak istemiyor. Kürtler dilleriyle, kimlikleriyle var olmak istiyor. Geçmişlerini, kültürlerini yaşatmak istiyor. Kendi coğrafyalarında, kendi toprakları üzerinde, diğer halklarla eşit bir şekilde yaşamak istiyor. Bir arada, özgür, eşit ve herkesin kendi rengiyle var olduğu bir anayasal düzlemde yaşamamız gerekiyor. Kürtler de bu devlete ‘Bu benim de devletim’ diyebilmeli. Dilinin, kimliğinin, kültürünün korunduğunu hissetmeli. Herkesin eşit olduğu, kol kola, omuz omuza bir gelecek inşa edebileceği bir yapılanma ile bu coğrafyaya barış geleceğini düşünüyorum.”