HDP eski milletvekili ve siyasetçi Hişyar Özsoy, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik savaş stratejisi kapsamında Kürtleri “kara gücü” olarak konumlandırma arayışlarını ve bu süreçte yaşanan diplomatik kırılmaları değerlendirdi.
Özsoy, Trump’ın Kürt liderlerle bizzat görüşmesine rağmen stratejik garantiler sunulamaması ve bölgedeki aktörlerin -özellikle Irak Kürdistan Bölgesi ve PJAK’ın- temkinli yaklaşımı nedeniyle bu planın karşılık bulmadığını belirtti. Kürt siyasetinin Rojava tecrübesinden çıkardığı derslerle hareket ettiğini vurgulayan Özsoy, İran’ın sosyolojik yapısı ve iç dinamiklerinin Suriye’den farklı olduğuna dikkat çekti.
Özsoy, bölgedeki jeopolitik yeniden yapılanma sürecinde Kürtlerin dört parçadaki siyasi dinamizminin küresel ajandaların merkezine yerleştiğini de ifade etti.
Geçtiğimiz haftalarda Trump'ın, İran savaşı çerçevesinde Kürtlerin kara gücü olmasını istediğine dair açıklamalarını gördük, fakat daha sonrasında vazgeçti. Buna yönelik hem Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki liderlerin çeşitli tepkileri oldu hem PJAK, iki taraftan da yana olmayacağını açıkladı. Öncelikle verilen bu tepkileri ve Kürt liderlerin, yapıların ortaya koydukları tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kürtler şimdiye kadar çok dengeli ve mantıklı hareket ettiler. Bunun sebebi şu: Amerika ve İsrail'in İran'a yönelik bu saldırısının nihai hedefinin ne olacağına dair zaten belirsizlikler vardı, hâlâ da var. İsrail bir rejim değişikliği düşünürken, Trump her ne kadar buna yol açacak bir hedefi işaret etse de Amerika tarafında -Trump dahil- şu an için rejim değişikliğinin kolay olacağını düşünen kimse yok. Dolayısıyla işin doğrusu, bir çıkış stratejisi de yok.
Zaten çokça sıkıştıkları için yaptıkları saldırılarla aslında şunu umuyorlardı: Protestolarda olan halkın sahaya inmesi ve iç dinamiklerin desteğiyle bu rejimin düşmesi. Ama hesaplar tutmadı; anlaşılan yanlış hesaplar yapılmış. Trump bu sıkışıklığı görünce şahsen müdahil olup Kürt liderlerle görüşmüştü. Yani düşünün ki İran gibi köklü ve hazırlıklı bir rejimi devirmeye çalışacaksınız; ama önemli bir aktör olan Kürtler o zamana kadar belli ki ikna edilmemiş.
Kürtler de haliyle birtakım garantiler almadan, rejim değişikliğinin olacağına kanaat getirmeden ve özellikle savaş sonrası kendi statülerine dair bir netlik oluşmadan fevri bir şekilde sahaya inmek istemedi. Bu aklın ne kadar doğru olduğunu şu an tam olarak görüyoruz. Muhtemelen yakın bir zaman içerisinde Trump, “Askeri hedeflerimizin önemli bir kısmını gerçekleştirdik” diyecektir. Her ne kadar füze kapasitesi, donanması ve hava kuvvetleri önemli oranda zarar görse de rejimin yıkılmaması İran için bir zafer olacaktır.
Dolayısıyla İran operasyonel olarak ciddi zarar görmüş olabilir; ama stratejik olarak bir rejim değişikliği olmazsa hem İsrail hem de Amerika bu savaşı kaybetmiş sayılacaklar. Böyle genel bir bağlam içerisinde Kürtler; mümkün mertebe kendilerini ve kentlerini koruma, savaşın Kürt kentlerine gelmesini engelleme ve gerekirse savunma dinamiklerini oluşturma gibi “bekle-gör” politikası izledi. Aksi halde, rejimin düşmemesi durumunda çok güçlü intikam kampanyaları başlayabilirdi; sanırım bunu da hesaba kattılar.
Sözün kısası: Amerika’ya güvenmediler, bu savaşın sonunu göremediler. Garantiler de verilmeyince, başkalarının siyasetinde bir piyon olmak istemediler açıkçası.
Peki yakın zamanda Rojava'nın başına gelenler de burada etkili mi? Çünkü ABD, Suriye’deki gelişmelere göre deyim yerindeyse Kürtleri yalnız bıraktı.
O da önemli. Çok yakın zamanda Rojava'da bunu tecrübe ettik; Amerika'nın nasıl bir anda pozisyon değiştirebildiğini gördük. Tabii bu kritik bir durum ve Kürtler bunu elbette düşündüler. Ancak bunun dışında geçmişten gelen belli deneyimler de var. Mesela Mahabat'ta yaşananlar; 1991'deki Birinci Körfez Savaşı'nda Amerika, Irak'a ilk saldırdığında yine Kürtlere “başkaldırın” demişti. Kürtler başkaldırmış ama ortada bırakılmışlardı. Daha sonra işler karışınca ancak bir “uçuşa yasak bölge” ilan edilmişti. Yine 2017'deki Kerkük meselesinde Amerika'nın tavrını gördük.
Dolayısıyla Kürtler şunu biliyor: Küresel ve bölgesel güçlerin kendi ulusal ve emperyal çıkarları var. Bunlar dönem dönem Kürtlerin çıkarlarıyla ortaklaşabilir, dönem dönem de farklılaşabilir. Bu bir reel siyaset alanı. Rojava'da da öyleydi; IŞİD'le mücadele bağlamında başlayan süreç, Suriye'de koşullar değişince ittifakların da değişmesine yol açtı. Amerika “Şam'la çalışacağım” dedi. Eskiden bir Esad vardı; şimdi ise Amerika'nın bir şekilde terbiye ettiği, tabiri caizse kravat taktığı bir figür var. Onun üzerinden hem Suriye-İsrail ilişkilerini hem de bölge dengelerini düzenleyecekler.
Bu bağlamda Kürt meselesi, Suriye'nin bir iç meselesine dönüştürüldü. Amerika da çıkıp pişkinlikle “Dün dündür, bugün bugündür” diyerek pozisyonunu farklılaştırdı. Bu çok önemli bir ders ve İran hesapları yapılırken de kesinlikle etkili oldu. Fakat bence İran'ın iç dinamiklerine dair de çok ciddi farklar var.
Nedir bu farklılıklar?
Yani İran, Suriye değil. Suriye'deki siyaset Ortadoğu'yu şekillendiren bir jeopolitiktir; ama küresel etkisi sınırlıdır. Oysa İran'ın hem bölgesel hem de küresel etkileri var; Çin ve Rusya ile ilişkileri, Avrupa ve Amerika ile olan dengeleri gibi. İran'daki bir değişim veya bir savaş, sadece bölgesel denklemi değil; küresel enerji hatlarını, ticareti ve göç dalgalarını da doğrudan etkiler.
Dolayısıyla İran dosyası çok daha büyük. Kürtler, İran nüfusunun yaklaşık yüzde 10'unu oluşturuyor ve tek başına silahlanarak Tahran'daki rejimi değiştirme ihtimalleri yok; bu çok net. Hatta Fars olmayan Beluciler, Araplar ve Azerilerle kuracakları bir ittifak bile buna yetmeyebilir. Çünkü Fars olmayan nüfus toplamda yüzde 40, taş çatlasın yüzde 50 civarıdır; toplumun diğer yarısı Farslardan oluşuyor. Ayrıca Azeriler önemli oranda rejim destekçisidir; Hamaney'in kendisi de Azeri’dir. Ayetullahların ve Devrim Muhafızları komuta kademesinin önemli bir kısmı yine Azerilerden oluşur.
Demek istediğim; İran'ın demografik ve sosyolojik yapısını, rejimle olan ilişkilerini hesaba kattığınızda, Amerika ve İsrail'in askeri desteği olsa dahi toplumsal kesimler arasında güçlü bir ittifak ve alternatif bir muhalefet üretilmeden o rejimin çökmesi mümkün görünmüyor. Kürtler bunun da hesabını yaptılar. Yereldeki aktörler İran'ın iç dinamiklerini ve dengelerini çok daha iyi görüyorlar. Yani sadece Rojava tecrübesi ya da tarihsel olarak yarı yolda bırakılma korkusu değil; aynı zamanda İran'ın sosyopolitiğini çok iyi gözlemleyerek karar verdiler. Görünüşe göre yanılmadılar da; rejim değişikliği şu aşamada çok zor görünüyor.
İran'a karşı bir saldırı çok uzun yıllardır bekleniyordu. Özellikle son bir yılda Türkiye’de de konuşulan sürecin temelinde, bölgesel aktörlerin yeniden yapılanacak olması yatıyordu. Kürtler bu değişimin hedef alındığı bütün bölgelerde yaşıyor ve her birinde belirleyici aktör oldukları görülüyor. Hem Kürtler hem de bölge istikrarı açısından -öngörmek zor olsa da- nasıl bir tablo görünüyor?
Ortadoğu'da dört devlet, dört rejim var: Türkiye, İran, Irak ve Suriye. Bu ülkelerin sistemleri bir şekilde Kürtlerin inkarı üzerine kurulu. Kürtler, yüz yıllık süreçte yok sayıldılar, yok edilmeye çalışıldılar ve asimile edilmek istendiler. Ancak son 40 yıla baktığımızda; Birinci ve İkinci Körfez Savaşları, ardından Suriye'nin dağılması gibi süreçlerle birlikte Kürtler -tüm o imha çabalarına rağmen- yeniden tarih ve siyaset sahnesine döndüler.
Irak'ta belli bir statü elde ettiler. Rojava'da şu an kırılgan bir süreç devam etse de Kürtler artık Suriye'de kendilerine bir yer bulacaklar. Türkiye'de ise devam eden muğlak bir süreç var; nereye evrileceğini tam öngöremesek de Kürtlerin Türkiye siyasetinde anahtar bir dinamik olmaya devam edeceği açık.
İran'daki yeni gelişmelerle birlikte Kürtler hem İran hem de bölge jeopolitiğinde önemli bir aktör haline geldiler. Evet, parçalılar ve dört ayrı ülkede siyaset üretiyorlar, ama devletleşmeseler bile bu dört ülkede güçlü bir siyasi dinamik olarak kalmaya devam edecekler. 100 yıl önce kurulan ve Kürtleri adeta yere gömen o sistemler bugün çatırdarken, Kürtler doğal bir sonuç olarak haklarını ve statülerini geri almaya çalışıyorlar.
İran'daki savaşa gelirsek; Trump bir hafta sonra çıkıp “Nükleer programı durdurduk, hava ve deniz kuvvetlerini, füze kapasitesini bitirdik, Devrim Muhafızları'nı zayıflattık, artık buraya bir nokta koyuyoruz” diyebilir. Savaşın bu evresi bitebilir de uzayabilir de. Ancak değişmeyecek olan tek şey Kürtlerin İran'daki varlığıdır. Rejim zayıfladığı veya esnediği oranda Kürtler hem kendi aralarındaki birliği sağlayabilir hem de İran’daki genel muhalefetle ilişkilerini güçlendirebilirlerse, siyasetin merkezinde yer alacaklardır.
Son dönemde Güney, Rojava ve Kuzey'de ciddi bir siyasal dinamizm vardı. Bu son savaşla birlikte İran Kürdistanı da diğer parçalarla yoğun bir etkileşim içine girdi. Kürdistan Bölgesel Yönetimi savaşın içine çekilmek istemese de İran Kürdistanı’ndaki hareketlilik, Güney siyasetini her zaman etkileyen bir faktördür.
Bugün, 2026 yılında, dört parçadaki Kürt meselesi artık hem bölgesel hem de küresel ajandaların tam merkezindedir. Bunlar, bölgedeki büyük kırılmaların ve jeopolitik yeniden yapılanmanın sonuçlarıdır. Eğer Kürtler hazırlıklı olur, kendi iç birliklerini sağlar ve yaşadıkları ülkelerdeki demokratik muhalif kesimlerle ilişkilerini doğru kurgularlarsa, bu tarihsel dönemi ciddi kazanımlar elde ederek kapatabilirler.