‘Üçüncü Dünya Savaşı sürecini stratejik olarak öngören tek lider Abdullah Öcalan’dır’

Toros Korkmaz, ABD, İsrail ve İran arasındaki savaşın yalnızca Ortadoğu’yu değil, 3. Dünya Savaşı olarak tanımlanabilecek küresel bir çatışma dinamiğini işaret ettiğini belirterek, bu süreci öngören tek liderin Abdullah Öcalan olduğunu vurguladı.

TOROS KORKMAZ

ABD, İsrail ve İran arasında giderek derinleşen savaşın ulaştığı boyutu; bunun Ortadoğu’da yaratabileceği yeni siyasi fay hatlarını ve oluşan jeopolitik denklemleri, gelişmelerin Kürtlere ve komşu ülkelere olası yansımalarını, bölgeyi etkileyecek siyasi, güvenlik ve stratejik sonuçları akademisyen ve siyaset bilimci Toros Korkmaz, ANF’ye değerlendirdi.

ABD ve İsrail’in İran’a açtığı savaşın süreç olarak içinde bulunulan Üçüncü Dünya Savaş’ında daha çatışmalı bir döneme girildiğinin işareti olarak değerlendirilebileceğini belirten Korkmaz, şunları söyledi: “Kanımca bu savaşın hem kısa hem de uzun vadede jeostratejik anlamda hedefleri var. Kısa vadeli hedef, Ortadoğu coğrafyasının İsrail’in güvenlik odaklı çıkarlarına hizmet edecek şekilde dizayn edilmesidir. Hamas’ın 7 Ekim’de gerçekleştirdiği kör terör eyleminin, İsrail’in kuruluşundan bu yana uğradığı en büyük saldırı olması ve bunun yarattığı büyük şok, insan haklarını hiç umursamayan Netanyahu hükümetinin sadece Gazze’de soykırıma neden olan bir askeri harekata değil, aynı zamanda tüm Ortadoğu coğrafyasını İsrail’in maksimum güvenlik taleplerine uygun şekilde dizayn etmesinin önünü açtı.

Önce Hamas, sonra Lübnan’daki Hizbullah, sonrasında da Suriye’deki Baas rejimi İsrail tarafından hedef oldu. Hamas ve Hizbullah neredeyse yok olma noktasına gelirken, Suriye’deki Baas rejimi yıkıldı ve yerine kendisinin belirlediği sınırların dışına çıkamayacak bir yönetim getirildi.”

ABD VE İSRAİL’İN ORTADOĞU STRATEJİSİ

İsrail yaklaşık yirmi yıldır bölgede kendisini çevrelemeye çalışan İran destekli ‘direniş ekseni’ne karşı bir savaş başlattığını hatırlatan Korkmaz, şöyle devam etti: “İsrail buna büyük darbe vurmakla kalmadı, en sonunda da ABD Başkanı Donald Trump’ı ikna ederek doğrudan İran’ı hedef alan askeri operasyona ABD ile beraber başladı. Bu askeri operasyonun orta ve uzun vadeli hedefi, ihtiyacı olduğu petrolün önemli bir kısmını İran’dan alan Çin’i zayıflatmaktır. Çin’in yine petrol ithal ettiği Venezuela’nın da ABD’nin operasyonuna kısa süre önce maruz kalması ve ABD’nin açıkça Çin’i Latin Amerika’ya sokmayacağını söylemesi, önümüzdeki yıllarda açık çatışma halini de alabilecek ABD-Çin dünya hegemonya savaşının giderek daha da güçleneceğini gösteriyor.”

İran’daki molla rejimi her ne kadar zayıflamış olsa da Amerikan ve İsrail saldırganlığının, rejimin kısa vadede yitirmiş olduğu halk desteğini yeniden kazanmasını sağlayabileceğine dikkat çeken Korkmaz, şöyle devam etti: “Bu zamana kadar Amerikan müdahalesiyle çöken Irak, Afganistan ve Libya rejimlerinin yerine çok daha kaotik ve kanlı siyasi yapıların ortaya çıkması, hafızalarda yerini koruyor. Tüm bunlara Rusya’nın da İran yönetimine en azından askeri uydu teknolojileri bağlamında verdiği destek düşünüldüğünde, İran’daki mevcut otoriter molla rejiminin en azından kısa vadede yıkılmayacağının ipuçlarını veriyor. Seküler İran halkı, molla rejimini değil ama İran’ı parçalatmamak adına devletine sahip çıkacak gibi görünüyor. Buna rejim karşıtlarının örgütsüzlüğünü de eklemek gerek.”

ABDULLAH ÖCALAN’IN STRATEJİK ÖNGÖRÜSÜ

İşte bu koşullarda tüm bu süreci doğru okuyan liderin Önder Apo’nun olduğunu özellikle vurgulayan Korkmaz, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü: “Abdullah Öcalan hem İsrail’in yayılmacı ve saldırgan politikasının boyutlarını çok doğru tespit etmiş hem de bölgedeki Kürtlere, içinde yaşadıkları ülkelere isyan etmemelerini; İsrail ve ABD emperyalizmine kendilerini kullandırtmamalarını, ama aynı zamanda en üst düzeyde siyasi olarak örgütlenmelerini ve bu ülkelerin demokratikleşmesi için çaba içinde olmalarını salık vermiştir. Bu doğru politika, Suriye’deki Kürt ağırlıklı Rojava bölgesinde Kürtlerin statü kazanmalarını mümkün olan en az can kaybıyla gerçekleştirmelerini sağlamanın önünü de açmıştır.

Aynı şekilde İran’daki altı Kürt örgütünün de ortak mücadele kararı almaları, Öcalan’ın siyasi perspektifiyle son derece uyumludur. İran halklarını hem ABD ile İsrail saldırısından ve hegemonyasından hem de baskıcı, otoriter ve kadın düşmanı molla rejiminden kurtaracak olan şey, Öcalan’ın fikirsel arka planı üzerinde kurulan Rojava modelinin İran’daki halklar arasında örgütlenmesi olacaktır.” 

‘BÖLGESEL GÜÇ DENGESİ DEĞİŞEBİLİR’

ABD-İsrail-İran çatışmasının sadece bölgede değil, dünya ekonomi politiğinde güç dengelerini değiştirebilecek önemli bir boyutunun da Ermenistan-Azerbaycan ve İran sınırlarının kesiştiği yerde bulunan Zengezur Koridoru’na hakimiyet meselesi olacağını dikkat çeken Toros Korkmaz, şunları belirtti: “Koridor, Azerbaycan’ı Nahçıvan bölgesine bağlayan ve bu nedenle Azerbaycan ile Ermenistan arasında husumete yol açan bir yol olmanın ötesinde; bir tarafta Çin, diğer tarafta Rusya ve tüm Ön Asya ülkeleri ile İran’ı da kapsayacak şekilde enerji ve ticaret akışını sağlayan transit bir geçiş alanıdır. ABD’nin ev sahipliğinde 8 Ağustos 2025’te, kendisine de pay çıkaracak şekilde Azerbaycan ve Ermenistan’ı koridorun statüsü konusunda anlaşmaya ikna etmesinin altında, gene kendisine rakip olarak gördüğü Çin ve onun baş müttefiki Rusya’ya enerji ve ticaret pazar payları bağlamında ciddi bir darbe vurma isteği vardır. İran’ın savaş sonrası olası bir parçalanması durumunda, ABD’nin İsrail’in bölgedeki baş müttefiki Azerbaycan vasıtasıyla Zengezur Koridoru’nda tam bir hegemonya kurması büyük bir olasılıktır.

Tüm bu gelişmeler ışığında bölge halklarının hem emperyalist müdahalelere hem de otoriter dikta rejimlerine karşı doğru siyasi ve ideolojik bir hatta tutum almaları zorunluluktur. Abdullah Öcalan, bu zorunluluğun rehberi olmaya daha da belirgin şekilde devam ediyor.”