Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırılar sonrası imzalanan 30 Ocak Anlaşması’nın bölgesel etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan akademisyen Seda Altuğ, anlaşmanın bir güvence metni olmaktan ziyade olası Kürt-Arap çatışmasının derinleşmesini ve yayılmasını engelleyen bir işlev gördüğünü söyledi. Altuğ, anlaşmanın özellikle ateşkes boyutunun, Rojava’da yaşayan sivillerin can güvenliği açısından kritik bir öneme sahip olduğunu vurguladı.
Ateşkesin bölgesel anlamda da sivil halkı korumak açısından yaşanacak çatışmalara dönük bir set olduğunu belirten Altuğ, anlaşmanın özellikle Rojava’da yaşayan insanlar açısından önemine dikkat çekti. Yapılan anlaşmanın güven verip vermediği tartışmasının ise pratikte atılacak adımlarla kendini göstereceğini ifade eden Seda Altuğ, özellikle askeri meselenin nasıl çözüme ulaşacağının güven açısından önemli bir yerde durduğunu kaydetti.
SURİYE’DEKİ MESELE ANLAŞMANIN SUNDUĞU ÇERÇEVE DAHİLİNDE ÇÖZÜLMEYE ÇALIŞILACAK
Türkiye’de hem önceki dönem hem de şu anki çözüm sürecinin Rojava endeksli olduğunu vurgulayan Altuğ, 2012 ile 2015 yılları arasında hayata geçen sürecin Rojava’daki gelişmeler sebebiyle sonlandırıldığını hatırlattı.
Anlaşma ile birlikte Rojava’da yeni bir aşamaya geçildiğini belirten Altuğ, “Suriye’deki Kürt meselesi artık daha çok Suriye içi bir mesele olarak, 30 Ocak Mutabakatı’nın sunduğu çerçeve dahilinde çözülmeye çalışılacaktır. Bunun burayı nasıl etkileyeceği meselesine gelince; Suriye sahasının sürekli değişimine göre Türkiye sahasının belirlenmesi durumu artık bir ölçüde sona yaklaşmıştır diyebiliriz. Çünkü Suriye sahası değişse dahi, 30 Ocak Anlaşması sonrasında en azından belli bir sabitliğe ve istikrara kavuşmuş durumdadır. Bu durumu Türkiye’nin yanı sıra diğer devletler ve uluslararası aktörler de kabul etti. En azından Türkiye’yi ilgilendirdiği kadarıyla, Rojava meselesinin tamamen hallolduğunu söylemesek de yeni bir merhaleye, yeni bir aşamaya geçtiğini ifade edebiliriz” dedi.
ROJAVA’DA 2011 ÖNCESİ DURUMA DÖNÜŞ ARTIK MÜMKÜN DEĞİL
Bu saldırılar sırasında Kürt halkında açığa çıkan ulusal birlik ruhuna da dikkat çeken Altuğ, şu değerlendirmede bulundu: “Bu partiler üstü ve kamplaşmaların ötesinde bir duygusal birliktir. Bu noktada Rojava için şunu söylemem gerekirse, 2011 öncesi duruma geri dönüşün artık mümkün olmadığını düşünüyorum. Çok büyük bedeller ödendi, çok büyük fedakârlıklar yapıldı. Çok uzun süren ve büyük mağduriyetlerin yaşandığı bir savaşın sonunda gelinen nokta, umulduğu, beklenildiği ya da hayal edildiği gibi olmasa da, Suriye için 2011 öncesi koşullara dönülmeyeceğini düşünüyorum. Bu durum, gerek Kürtlerin vatandaşlığı meselesi, gerek Kürtlerin kabulü açısından değerlendirilebilir.”
ANLAŞMANIN NASIL İLERLEYECEĞİ BÖLGEYİ YAKINDAN ETKİLEYECEK
Türkiye hükümetinin de 30 Ocak Anlaşması’nı kabul etmesiyle bölgede kısa vadede bir çatışma riskinin bulunmadığını, ancak uzun vadede her şeyin yaşanabileceğini belirten Altuğ, şunları söyledi:
“Halkın talepleri henüz anayasal ya da hukuki güvence altına alınmış konular değildir. Kürtlerin kolektif bir irade olarak kendilerini yönetmeleri meselesi ise belki çerçeve metninde örtük biçimde yer almaktadır; ancak bunun pratiğe geçirilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla mutabakatın nasıl ilerleyeceği, Kürtlerin yaşadığı diğer bölgelerdeki gelişmeleri de yakından etkileyecektir. Suriye üzerinden bakıldığında yeni bir aşamaya geçildiğini iddia edebiliriz. Uzun vadede ise mutabakatın nasıl ilerleyeceği, İran’daki ve Irak’taki gelişmelerle birlikte denklemi değiştirebilir.”
SÜREÇ DAHA TEKNİK VE BÜROKRATİK ZEMİNDE İLERLİYOR
Rojava’da yaşanan sürecin Türkiye’deki çözüm sürecine etkisine dair de değerlendirmelerde bulunan Altuğ, şöyle konuştu:
“Süreç şu anda siyasi elitler arasında daha teknik ve daha bürokratik bir zeminde ilerlemektedir. Taraflar, süreçten geri dönmenin kendileri açısından devam etmekten daha avantajlı olduğuna kanaat getirirlerse elbette geri dönüş mümkündür. Her sürecin bir geri dönüş ihtimali vardır. Ancak taraflar geri dönmek yerine süreci sürdürme iradesi gösterirse süreç devam eder. Atılan siyasi adımlar, yapılan konuşmalar ve Bahçeli’nin sözleri tek başına bir garanti sunmamaktadır. Şu an için bir niyet olduğunu görüyoruz. Bununla birlikte, yaklaşık bir yıldır meclis düzeyinde devam eden gelişmeler, açıklamalar ve benzeri süreçler bulunmaktadır. Ancak bunların hukuki güvenceye dönüşmesi ve yazılı, somut adımların atılmasıyla birlikte bu sürecin hızlanıp hızlanmayacağını, ilerleyip ilerlemeyeceğini ya da donup donmayacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz.”