Önder Apo’nun 27 Şubat’ta yaptığı tarihi çağrının ardından DEM Parti, Türkiye ve Bakur genelinde halka sürecin anlatıldığı toplantılar ve etkinlikler düzenledi. Bu etkinliklerde halkın talepleri ve soruları alınarak süreç ile Önder Apo’nun yeni manifestosu anlatıldı.
DEM Parti, Türkiye ve Bakur’da iki binden fazla toplantı ile halka yeni süreci, yaşanan gelişmeleri ve bundan sonraki yeni paradigmayı anlattı. Böylece halkın kafasında oluşan soruların giderilmesi için çalışmalar yürütüldü.
İstanbul genelinde 27 Şubat’tan bu yana yüzden fazla toplantı yapan DEM Parti, İstanbul’un her yerinde çalışmalarına devam ediyor.
DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Çınar Altan, İstanbul’da yapılan çalışmaları ve halkın tepkilerini ANF’ye değerlendirdi.
İstanbul’da 27 Şubat sonrası başlayan çalışmalarda hem çalışanlara hem de halka sürecin anlatıldığını belirten Altan, sadece son beş haftalık süreç içerisinde yüze yakın toplantı gerçekleştirdiklerini ifade etti. Altan, sözlerine şöyle devam etti:
“Aslında halka anlatma ve onlarla birlikte tartışma süreci, 27 Şubat çağrısından sonra başladı. Bu zamana kadar, 27 Şubat öncesinde olgunlaşmış ama 27 Şubat’ta kamuoyuna açıklanan bir durumu hızlıca kavrama ve bunun temel niteliklerini anlama ihtiyacından dolayı bu çalışmaları yürüttük.
Bu, bir aşamaya kadar yalnızca halk toplantıları gibi değil; onunla eşgüdümlü olarak bütün ilçe örgütlerimizin, mahalle komisyonlarımızın da dahil olduğu, kendi tabanımıza giderek ev ziyaretleri ve farklı buluşmalarla süreci anlatma ve tartışma çalışmalarıyla birlikte ilerledi. Tüm bunların her biri, süreçteki gelişmelerle eşgüdümlü olarak gitti. Dolayısıyla baştaki sorular, kaygılar ve değerlendirmeler süreç içerisinde olgunlaştı; bazı gelişmelerin olmasıyla birlikte yeni sorular ve değerlendirmeler açığa çıktı.
Tüm bunlara bir cevap olma ve geniş kitlemizle tartışma bağlamında, beş haftalık bir süre içinde, tartışma çerçevesinin bütün parti gövdemizle eşit olduğu, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da 2 bine yakın toplantı kararımız vardı. Bunu beş haftalık süreç içerisinde tamamlamış olduk. İstanbul’da da bu bağlamda 85 toplantı gerçekleştirdik. Ancak irili ufaklı farklı buluşmalarla birlikte bu sayı, yüze yakın halk toplantısı olarak gerçekleşti.”
‘TOPLANTILAR BİR İKNA TOPLANTILARI DEĞİL, HALKA BERABER SÜRECİ TARTIŞTIK’
Toplantılarda halkı ikna etmek üzerine bir çalışma yapmadıklarını, halkla birlikte yeni süreci tartıştıklarını ve beraber değerlendirdiklerini söyleyen Altan şöyle konuştu:
“Bu toplantılar, herhangi bir partinin görüşünü ya da fikrini aktarma ve kitlemizi ikna etme toplantıları değil. Biz, her politik ve örgütsel adımımızı gelişen olaylara göre kendi tabanımızla tartışan; oradaki soru işaretlerine, kaygılarına ve değerlendirmelerine cevap olacak bir şekilde yürüyen bir partiyiz, böyle bir geleneğiz. Dolayısıyla bu geleneğin bir devamı ve bir tarzı olarak bu halk toplantıları da gerçekleşti.”
Altan, tartışmaları birkaç önemli başlık üzerinden sürdürdüklerini belirterek şunları söyledi:
“Birincisi şu: Bu süreci yaratan nesnel koşullar neler? Mesela dünyada küresel ölçekte ve daha çok Ortadoğu’da ve buraya yansımasında gördüğümüz köklü değişikliklerin, bu süreçteki etkisi ne? Süreci buraya getiren temel siyasi koşullar hangileridir? Bunların kavranmasının çok önemli olduğunu düşünüyoruz; çünkü bu sürece dair sadece belli başlı dinamikleri cımbızlayarak süreci anlamlandırma çabası, onun özüne aykırı bir yerde duruyor. Dolayısıyla bu koşulların iyi bir biçimde kavranması önemlidir.
Buradan hareketle şunların kavranması da çok önemli: Önceki barış ve müzakere süreçleriyle bu sürecin farklılıkları, özgünlükleri… Yani şöyle diyeyim; öncesinde bir siyasi iktidarın kendisine -tırnak içerisinde söyleyeyim- çizdiği ‘bir projeden’ ziyade, daha yapısal ve devletin önümüzdeki 50-100 yılda bir değişim-dönüşümü kendisinde gerekli gördüğü gibi bir yerden tariflersek, bu süreç önceki süreçlere göre çok daha farklı özgünlükler barındırıyor. Bunun kavranması da önemli.”
‘HALKLA BİRLİKTE YENİ DÖNEMİN OLUŞMA KOŞULLARINI TARTIŞTIK’
Yeni süreçte sadece demokratik alanda yaşanacak olan değişim ve dönüşümün sac ayaklarını da toplantılarda konuştuklarını ve halkla birlikte yeni dönemin oluşma koşullarını tartıştıklarını söyleyen Altan, şöyle devam etti:
“Bu özgünlüklerin kavranması yalnızca devlet açısından değil; bu özgünlük içerisinde hem PKK’ye hem de demokratik alanda siyaset yürüten, mücadele eden yapılarda bu özgünlük nasıl rol ve misyonlar biçiyor. Buraları da açığa çıkardığımız tartışmalar oldu.
Tüm bunları tartışmakla birlikte, önümüzdeki dönemde PKK’nin ve demokratik alanın değişimi ile dönüşümü hangi sac ayakları üzerinde inşa edilecek, bunu da konuştuk. Bunun hem teorik hem de pratik yanı var; bu da çok önemli. Çünkü yalnızca bu zamana kadar gelen bir şeyi kavramaktan ziyade, önümüzde gelişen yeni duruma dair nasıl bir inşa edici rol üstleneceğiz, neleri kuracağız, hangi araç ve biçimleri eskileriyle değiştirip dönüştüreceğiz, bunlara yanıt olma çabası içerisinde olduk.
Toplamda şunu söyleyebilirim: Tüm bu dinamiklerle birlikte açtığımız tartışmaların, parti olarak şuraya bağlanmasını hedefliyorduk; bir süreci kavramak ve anlamak önemli, ama buradan bir rol ve misyon biçip bunu pratiğe dökmek çok daha temel bir yerde duruyor. Partimizin belki de 27 Şubat’tan sonraki ilk dönemde kendisine özeleştirel yaklaştığında ortaya çıkan temel şeylerden biri buydu.
Bazı şeyleri iyi anlıyoruz; ona yönelik yönelim içerisindeyiz, fikirsel olarak sürecin şu şu yanlarının yanındayız, şu yanlarını ise tehlikeli buluyoruz gibi bir tutumun nihayetinde politik mücadelenin bir başlığı olarak kavranması ve pratiğe dökülmesi ihtiyacı var. Bu, yalnızca bir siyasi partinin kendisine biçtiği misyondan ziyade, sürecin nasıl ilerleyeceğine dair de çok belirleyici bir yerde duruyor.”
‘BARIŞ MÜCADELESİNİN TOPLUMSALLAŞMASI DA KONUŞULDU’
Barış mücadelesi için toplumsal mücadele ile bağının kurulması gerektiğini belirten Altan, “Talepleriniz var, barışın şöyle olmasını istiyorsunuz; ama bunun için bir toplumsal mücadele ile bağını kurmazsanız, nihayetinde bu sürecin ilerlemesi açısından da çok temel bir halkayı eksik bırakmış oluyorsunuz. Bizim süreç içerisindeki deneyimimizin temeli budur.
Şunu her toplantımızda tartışıyoruz: Bu barış zemini, demokratik toplumun inşa edilmesine yönelik bir olanak ve zemin açıyor. Ancak bu barış, masanın diğer tarafındaki özne tarafından bizlere verilmeyecek, bahşedilmeyecek. Bu, çok güçlü bir biçimde uzlaşısında olduğumuz bir gerçeklik.
Dolayısıyla bizim istediğimiz yönde, bu demokratik toplumun inşası bağlamında veya barışın hem toplumsallaşması hem de gerçek anlamda bir demokrasi sürecine dönüşmesi bağlamında mücadeleci yanımızı kuvvetlendirmemiz gerekiyor. Tüm toplantılarda bu fikri güçlendirdik ve aynı zamanda bu beş haftalık süreç içerisinde buna yönelik pratik adımlarımızı attık” dedi.
Halk toplantılarında da toplumsal bir mücadelenin öneminin tartışıldığını ve halkın barış için toplumsal bir basıncın olması gerektiğini söylediğini belirten Altan, DEM Parti’nin halk toplantılarıyla aslında bu hedefine de ulaştığını dile getirdi ve sözlerine şöyle devam etti:
“Mesela çok temel bir başlık -toplantılarda sorulduğu için söylüyorum- Evet, size ‘silah bırakın’ diyorlar; ama silah değil de en temel bir şey olarak siyaset yaptığı için içeride tutulan siyasi tutsakların durumunda bir değişiklik olmuyor. Buna mesele, yargı paketine ya da Meclis’teki komisyonlara bağlanıp duracak bir başlık değil. Bu toplum bunu nasıl hayata geçirebilir.
Mesela yargı paketine yansımadı; ama bizler daha sonrasında bunu bir eksiklik olarak görüp, toplumsal basınç oluşturma yönünde adımlar atmaya başladık. Bu anlayışı kazanmamız gerekiyor. Halk toplantılarının temel yaklaşımı bu oldu.
Şunu eklemem gerekiyor: Bu halk toplantıları, partimizin kendi politik ve örgütsel adımlarını inşa etme adına, kendi tabanıyla birlikte tartıştığı bir süreçti. Bu süreç içerisinde bizler, toplumsal barışın diğer dinamiklerini şu aşamada önceleyen bir çalışma yürütmedik. Öncelikle oralara taşıyacak öznelerin -ki bu yalnızca partinin resmi görevlilerinden ibaret değil- bu sürece dair bir fikir birliğine ulaşmasını önceledik.
Bu aşama tamamlandı ve misyonunu başarılı bir şekilde gerçekleştirdi diye değerlendiriyoruz. Bundan sonra hem bütün bu fikir birliği hem de bütün kaygılarımız ve soru işaretlerimizle birlikte, yakaladığımız bu ruh birliğiyle beraber parti tabanımızı ilk halkadan dışarıya taşıracağız. Bu barışı toplumsallaştıracak diğer bütün dinamiklere bunu taşıyacak, onlarla birlikte pratiğe gidecek süreci başlatacağız.”
‘DEM PARTİ DIŞINDAKİ PARTİLERİN DE SÜRECİ İÇSELLEŞTİRMESİ GEREK’
Sürecin doğru ilerlemesi için DEM Parti dışındaki partilerin de sürece doğru katılımının önemli olduğunu sözlerine ekleyen Çınar Altan, son olarak şunları söyledi:
“İmralı ve devlet arasında belli bir olgunluğa gelmiş bir sürecin nihayetinde toplumsallaşması adına, DEM Parti kitlesi dışında bütün partileri kapsayacak bir içselleştirmeye ihtiyaç var.
Hep şunu ifade ettik: Halklar arasında savaş olmaz, dolayısıyla halklar arasında barış da olmaz bu bağlamda; ama şu olur: Egemenlerin yürüttüğü savaştan zehirlenen halkların toplumsal barış gayesinde buluşması çok temel bir yerdedir.
Bir taraf barışa böyle bakabilir; ama buradan zehirlenmiş ve başka bir halka cephe almış kesimlerin bu süreci elbette sahiplenmesi, başarıya ulaşması adına çok temel bir yerde duruyor.
Bu bağlamda, dediğim gibi, birinci aşamada bizlerin elbette ki bu halk toplantılarına geniş kitlemiz ve dostlarımız da dahil oldu; ama bu sürecin başka kesimler tarafından sahiplenilmesi adına farklı araç ve dillerle birlikte önümüzdeki dönemde bunu daha fazla genişleteceğiz.”