Kamuoyunda “kuyu tipi” olarak bilinen Y ve S tipi yüksek güvenlikli cezaevlerinin sayısı giderek artıyor. İnşa edildikleri dönemde “FETÖ” hükümlüleri ve tutukluları için kullanılacağı” belirtilerek kamuoyuna duyurulan bu cezaevlerinde bugün 100’den fazla siyasi tutsak bulunuyor ve mutlak tecrit koşullarında yaşamaya zorlanıyor.
Adalet Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de aktif olarak 40 kuyu tipi cezaevi bulunuyor. Bu cezaevlerinde ağırlıklı olarak siyasi tutsaklar bulunuyor. Tam tecridin uygulandığı cezaevlerinde, tutsakların birbirleriyle iletişimi tamamen kesiliyor.
Son olarak Antalya S Tipi (kuyu tipi) Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulurken başka bir cezaevine sevk edilme talebiyle süresiz açlık grevine giren Gürkan Türkoğlu, zorla müdahalenin ardından kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Avukat Ali Diler, kuyu tipi cezaevlerini ve buralarda yaşanan hak ihlallerini ajansımıza değerlendirdi.
‘MAHPUSLARIN TEMASININ BİLE SINIRLANDIRILDIĞI BİR YER’
Kuyu tipi cezaevlerinin resmi olarak Y ve S tipi yüksek güvenlikli cezaevleri olarak adlandırıldığını belirten Diler, şunları söyledi: “Öncelikle kuyu tipleri, resmi terminolojiye göre S Tipi ve Y Tipi yüksek güvenlikli cezaevleri olarak tanımlanmaktadır. Bu cezaevlerinde amaç, mahpusu dış dünyadan tamamen izole etmektir. 2000’li yıllarda özellikle siyasi mahpusları tecrit altında tutmak için genelde üç kişilik odalardan oluşan F tipi cezaevleri inşa edilmişti.
Bu durum, mahpusların yaşam standartlarını önemli ölçüde düşürse de iktidar tarafından yeterli görülmemiş olacak ki mahpusların çoğunlukla tek olarak tutulduğu, avlu duvarlarının daha yüksek tutulduğu, diğer mahpuslarla temasının dahi sınırlandırıldığı, hatta yer yer gardiyanla dahi temasının engellendiği bir cezaevi düzeni yaratılmıştır.
Birleşmiş Milletler Mandela Kuralları, disiplin cezası olarak dahi mahpusların anlamlı bir insan irtibatı olmaksızın günde 22 saat veya daha fazla süreyle hapsedilmesini yasaklar. İç hukuka bakıldığında ise İnfaz Kanunu uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına özgü infaz rejimine tabi kişiler için benzer düzenleme öngörülmüştür. Bizce bu durum da asgari insani şartlara uygun değildir. Buna rağmen, herhangi bir hukuki dayanağı olmaksızın kuyu tiplerinde süreli hapis cezası alanlar ile tutuklu bulunan kişiler de bulunmaktadır.”
‘MAHPUSLAR 24 SAAT GÖZETİM ALTINDALAR’
Kuyu tiplerinde tutsakların gardiyanlarla iletişimin dahi kısıtlandığına ve 24 saat gözetim altında tutulduğuna dikkat çeken Diler, şöyle devam etti: “Kuyu tiplerinin bir diğer özelliği ise mahpusların tüm yaşamının kameralar tarafından izleniyor olması ve gardiyanlarla dahi iletişimin kısıtlanmasıdır. Hücrelerin pencereleri dahi metal delikli bir levhayla kapatılmaktadır. Bu sebeple içeriye temiz hava girmediğinden, özellikle hasta mahpuslar hayati tehlike altında yaşamaktadır. Az sayıdaki üç kişilik odalarda hücre içerisinde, tek kişilik odaların ise ortak koridorunda kamera bulunması, mahpuslarda distopyalardaki gibi 7/24 gözlendiği algısını oluşturmak amaçlıdır.
Cezaevlerinin yerleşim birimlerinin çok uzağında ve ulaşımın zor olduğu yerlerde inşa edilmesi de aile görüşlerini zorlaştırmaktadır. Odaların kapılarının elektronik mekanizma ile açılması da benzeri şekilde kapatılma ve yalnız bırakılma algısını pekiştirmektedir.
Bir örnek olarak Çorlu-Karatepe Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde tek başına tutulan mahpuslar, bir koridorda yan yana dizilen 6-7 tek kişilik odalarda kalmakta, yalnızca aynı koridorda kalan mahpuslarla ve 1- 1,5 saat havalandırmada görüşme imkanı bulmaktadır. Öyle ki hapishanenin mimarisi, aynı blok ve koridorun diğer katlarındaki mahpuslarla dahi iletişim kurmalarını imkansız hale getirmiştir.”
‘İKTİDAR, KUYU TİPLERİNİ SÜRGÜN YERİ OLARAK KULLANIYOR’
İktidarın kuyu tiplerini sürgün yeri olarak gördüğüne ve bir cezalandırma aracı olarak kullandığına dikkat çeken Ali Diler, şunları belirtti: “Kuyu tipi hapishaneler daha ziyade sürgün yeri olarak kullanılmaktadır.
Örneğin diğer tip cezaevlerinde haklarını bildiği ve idarenin diğer mahpuslara yönelik keyfi tutum ve davranışlar içerisinde bulunmasını engelleyen bir mahpusun, birdenbire kuyu tipi hapishanelerinden birine sürgün edilmesine karar verilebilmektedir. Böylece idare sınırsız bir takdir yetkisine sahip olmaktadır. Kuyu tipi hapishaneler kapatılmadığı sürece idare, özellikle siyasi mahpuslar üzerine sindirme politikası yürütmeye ve mahkemeler tarafından verilmeyen cezaları uygulama imkanı olarak kullanmaya devam edecektir.”
Ortalama bir kuyu tipi cezaevinin kapasitesinin 500-600 kişi civarında olduğunu, ancak Bakanlığın buna ilişkin verileri açıklamadığını kaydeden Diler, son olarak şunları söyledi:
“Bakanlık verilerine göre Türkiye'de şu anda 7 S tipi, 12 Y tipi, 22 yüksek güvenlikli olmak üzere toplam 41 kuyu tipi hapishane bulunuyor. Yapımı devam eden hapishaneler olduğu da düşünülmektedir. Her ne kadar adli mahpuslar da bulunsa da yoğunluklu olarak siyasi mahpuslar için inşa edilmiş hapishanelerdir.”