Meclisin yeni sürece ilişkin hazırladığı komisyon raporuna yönelik eleştiriler sürüyor. Raporda Kürt sorununa dair çözüm perspektifinin yer almaması ve sorunun ısrarla “terör sorunu” çerçevesinde ele alınmasının yanı sıra, gözaltında kaybedilmelere dair tek bir cümlenin dahi bulunmaması kamuoyunda tepkiyle karşılandı.
1990’lı yıllarda Türkiye’de devlet eliyle çok sayıda kişi gözaltında kaybedildi. Kamuoyunda Cumartesi Anneleri olarak bilinen İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltında Kayıplar Komisyonu da, Meclis bünyesinde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun toplantılarında dinlenenler arasında yer aldı. Ancak rapor yayımlandığında, zorla kaybetmelere ve kayıp yakınlarının taleplerine dair herhangi bir ifadenin yer almaması hem Cumartesi Anneleri hem de kamuoyu tarafından eleştirildi.
İHD Gözaltında Kayıplar Komisyonu üyesi Sebla Arcan, komisyon raporunu ANF’ye değerlendirdi.
Komisyonun beşinci toplantısına davet üzerine katıldıklarını belirten Arcan, toplantıda gözaltında kaybedilenlerin akıbetinin açıklanması ve sorumluların yargı önüne çıkarılması başta olmak üzere temel taleplerini ayrıntılı biçimde dile getirdiklerini ifade etti. Arcan, Komisyonun hakikati inkâr etmeyen, duyguları görmezden gelmeyen ve çözüm üreten bir anlayışı temsil etmesi yönündeki beklentilerini paylaştıklarını aktardı.
Ancak rapor yayımlandığında zorla kaybetmelerin, bu ağır suçun yarattığı toplumsal sonuçların ve Cumartesi Anneleri’nin yıllardır dile getirdiği taleplerin metinde yer almadığını gördüklerini belirten Arcan, “Demokratikleşme ve toplumsal barış iddiasıyla hazırlanan bir metinde, sistematik zorla kaybetmeler gibi insanlığa karşı suç niteliği taşıyan ihlallerin yok sayılması ciddi bir eksikliktir” dedi.
Zorla kaybetmelerin yaşandığı ülkelerde en temel sorunlardan birinin cezasızlık olduğunu vurgulayan Arcan, cezasızlığın yalnızca geçmişte işlenen suçların üzerini örtmekle kalmadığını, benzer ihlallerin tekrarını mümkün kılan bir zemin yarattığını ifade etti. Arcan, demokratik ve çoğulcu bir Türkiye inşası için cezasızlığın son bulmasına ve geçiş dönemi adaleti mekanizmalarına duyulan ihtiyaca raporda yer verilmemesinin kaygı verici olduğunu söyledi.
Ağır insan hakları ihlallerinin yarattığı toplumsal yarılma ve travmaların onarılabilmesi için geçiş dönemi adaleti mekanizmalarının devreye sokulması gerektiğini belirten Arcan, hakikat komisyonlarının kurulması, etkili ve bağımsız yargılamaların yapılması, arşivlerin açılması, kayıp mezar yerlerinin araştırılması ve kurumsal reformların hayata geçirilmesinin bu sürecin temel unsurları olduğunu kaydetti.
Yüzleşmenin bu çabanın vazgeçilmez boyutu olduğunu dile getiren Arcan, devletin ve toplumun geçmişte yaşanan ağır ihlallerle açık biçimde yüzleşmesi, inkâr politikalarının terk edilmesi ve resmi anlatıların sorgulanması gerektiğini söyledi. Hakikatin kamusal olarak kabulünün, mağdurların görünür kılınmasının ve yaşananların kolektif hafızaya kaydedilmesinin kalıcı toplumsal barışın ön koşulu olduğunu belirten Arcan, “Yüzleşme olmadan kurulan her barış söylemi, kırılgan bir sessizlikten öteye geçemez” dedi.
Geçiş dönemi adaletinin aynı zamanda kurumsal dönüşümü hedeflediğini vurgulayan Arcan, güvenlik bürokrasisinin sivilleştirilmesi, yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi ve insan hakları standartlarının iç hukukta etkin biçimde uygulanmasının benzer ihlallerin tekrarını önlemenin asgari şartı olduğunu ifade etti. Geçmişle hesaplaşmadan inşa edilen her “normalleşme”nin cezasızlığın sürekliliğini pekiştirdiğini belirten Arcan, kayıp yakınlarının beyan ve taleplerinin raporda dışlanmasının Komisyonun kuruluş amacıyla çeliştiğini söyledi.
Raporun bu haliyle ciddi bir hayal kırıklığı yarattığını ifade eden Arcan, buna rağmen barış ve demokratikleşmeye kapı aralayabilecek her imkânın kıymetli olduğunu vurguladı. Arcan, “Rapor beklentilerimizi karşılamamış olsa da, en azından siyasal ortamın normalleşmesine; barışın ve hakikatin daha açık biçimde konuşulabildiği bir zeminin oluşmasına katkı sunmasını diliyoruz. Kalıcı barışın yolu, hakikati görünür kılmaktan ve adaleti tesis etmekten geçer” dedi.