Bakırhan: Şam ile anlaşma Sayın Öcalan sayesinde oldu

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Şam ile anlaşmada Önder Apo’nun aktif rolüne dikkat çekerek, Önder Apo’nun 23 gün kesintisiz bir şekilde müdahil olduğunu ve onun sayesinde anlaşma sağlandığını kaydetti.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık TBMM grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 

Bakırhan, Rojava’ya yönelik saldırılara karşı yapılan dayanışma eylemlerine dönük gözaltı ve tutuklamalara tepki göstererek, “Rojava ile dayanışmak suç değildir” dedi.

Bakırhan, Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne (ESP) yönelik operasyonlarda aralarında ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni’nin de bulunduğu çok sayıda kişinin gözaltına alındığını belirterek, gazetecilerin ve siyasetçilerin hedef alınmasını eleştirdi ve gözaltına alınanların derhal serbest bırakılmasını istedi.

Rojava ile dayanışma eylemlerine yönelik polis müdahalelerinin toplumsal barışı zedelediğini ifade eden Bakırhan, Kürt halkının sokaklardaki tepkisinin yüz yıllık statüsüzlüğe karşı olduğunu vurguladı.

YARDIM TIRLARI BEKLETİLİYOR

Bakırhan, Kobanê ile dayanışma amacıyla toplanan insani yardımların Mürşitpınar Sınır Kapısı’nda bekletilmesine de tepki göstererek, sınır kapısının açılması ve yardım TIR’larının bir an önce ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması çağrısında bulundu.

EMEKÇİLERE DESTEK MESAJI

Konuşmasında ekonomik krize de değinen Bakırhan, Türkiye’nin birçok yerinde süren işçi direnişlerine dikkat çekerek, Migros depo işçilerinin direnişini selamladıklarını ve talepleri karşılanana kadar yanlarında olacaklarını söyledi.

YÜZ YILLIK STATÜSÜZLÜĞE İTİRAZ VAR

Bakırhan sözlerini şöyle sürdürdü: “2026 yılında dünyanın birçok yerinde çok sarsıcı gelişmelere şahitlik ediyoruz. Özellikle Rojava'da Kürtleri ve bölgeyi ilgilendiren çok önemli günler yaşıyoruz. Halep'te Kürtlerin yaşadığı iki mahalleye yönelik saldırılar katliama, zorla göçe ve kuşatmaya dönüştü. Bu saldırı dalgısına karşı dünyanın 4 bir yanında Rojava'yla dayanışma eylemleri yapıldı ve hala devam ediyor. Bu eylemler beraberinde Kürtler neden itiraz ediyor? Kürtler ne istiyor? sorularını da getirdi. Bu soruların yanıtı son yüz yılda Kürtlerin inkarı üzerine kurulan siyasi düzende saklıdır. Kürtlerin itirazı yüz yıldır dayatılan yok saymaya ve statüssüzlüğe yöneliktir. Kürtler bugüne kadar bulundukları ülkelerin tarihinde savaş, kriz, güvenlik tehdidi olduğunda yaşadıkları halklarla birlikte sahada omuz omuza durdular. Büyük bedeller ödediler. Direndiler ve sürekli dengeyi birlikte yaşadıkları halkların lehine değiştirdiler. Ama yeni bir düzen kurma vakti geldiğinde aynı Kürt varlığı bir anda stratejik tehdit ve siyasi yük olarak görüldü ve ilan edildi.

KÜRTLER NASIL TEHDİT ODAĞI HALİNE GETİRİLDİ?

Dün can simidi denilen Kürt halkı, ertesi gün tehdit odağı haline getirildi. Bunu biz de son 40-50 yılda yoğun yaşadık ve gördük. Bu nasıl mı oldu? Gelin biraz zamanı geriye doğru saralım. O tarihsel kavşaklarda biraz dolaşalım. Bu dediklerimi açık bir şekilde örnekleriyle siz de göreceksiniz. 1919 ve 1922'de kurtuluş gücü olan Kürtler, 1923'de hukuk dışına itildi. Hukukları tanınmadı. 1937'de Sadabat Paktı, 1955 Bağdat Paktı'nda kendi aralarında büyük çelişkiler olan devletler dahi mesele Kürtler olunca uzlaşarak Kürt karşıtlığında birleşti. 1946'da Mahabat Cumhuriyeti deneyimi olsun, 1975 Cezayir Antlaşması olsun, bir halkın kaderini nasıl pazarlık masalarına kurban edildiğini hep birlikte gördük. 1988 Enfal soykırımına, Halepçe'ye giden yolun taşlarının diplomatik sessizlikle nasıl döşendiğini acı bir şekilde hep birlikte tecrübe ettik. 15 Şubat Uluslararası Komplosu'nun Kürt tasfiyesini nasıl hedeflediği hala hafızalarımızdadır. 2015 sonrası Suriye'de IŞİD çetelerine karşı insanlığı savunanların yaşadığı yerler işgal edilirken, dünyanın nasıl Kürtleri yalnızlaştırdığını hep beraber Suriye'de bir kez daha gördük.

DİPLOMATİK TERK EDİŞİN TEKERRÜRÜ

İşte bu tarihsel gerçeklerin en son halkası; 10 Ocak 2026'da Paris Mutabakatı oldu. Paris Mutabakatı 100 yıllık diplomatik terk edişin tekerrürüdür. Paris Mutabakatı  tekerrür etti ama bir şey tekerrür etmedi. Kürtlerin ulusal bilinci ve direnişi de büyüyerek devam etti. Kürtler bu riyakâr döngüye 'hayır’ diyerek her yerde ayağa kalktı. Sahada hayatını riske atıp masada yok sayılmaya itiraz ediyor. Komplolar, ve hileler artık bitsin diyor. Kürtler yaşadıkları devletlerde komplo kurbanları olarak değil eşit yurttaşları olarak yaşamak istiyor. Dilini konuşmak, kimliğini yaşamak, kültürünü korumak, varlığının tanınmasını görmek istiyor. Gerçekten bunlardan daha doğal bir şey olabilir mi? Maalesef hala doğal olarak görülmüyor bunlar.

İKİ DERSLE KARŞI KARŞIYAYIZ

İki dersle karşı karşıyayız. Birincisi: Kürtlerin diplomasi masalarında dışlanmasının ne Kürtlere ne de bölgeye hakiki bir barış getirmediği dersidir. İkincisi ise şudur; hangi halk olursa olsun; bir halkın meşru taleplerini sürekli bastırmak veya görmezden gelmek sorunu ortadan kaldırmıyor. Tam tersine kuşaklar boyu süren bir çatışma sarmalığı üretiyor. İşte bu yüzden Suriye'de yok sayma, İran'da bastırma, Irak'ta boğma, Türkiye'de inkar 100 yıllık paradigmanın güncel suretleridir. Dolayısıyla bugün hep birlikte tarihten dersler çıkarmalıyız. Kürt halkının ve ezilen bütün halkların meşru taleplerini artık görmek ve tanımak durumundayız. Bunun için çözüm bastırmada değil, idam sehpalarında değil, diyalogla müzakerede karşılıklı saygı ve diyalog zeminindedir diyoruz.

ANLAŞMAYI DESTEKLİYORUZ

Kuzey ve Doğu Suriye'ye ilişkin ilk gün açıkladığımız gibi; biz bu anlaşmanın bu mutabakatın Suriye'nin demokratik geleceği için hayırlı olmasını diliyoruz, destekliyoruz. Tam anlamıyla sahada nasıl hayata geçtiğine durup bakmak da gerekiyor. Bu mutabakat, aslında herkesin kazandığı bir uzlaşı metnidir. Belki Suriye Devleti'nin de dediği gibi olmadı, Kürtlerin de tam istediği gibi olmadı ama gerçekten hem Suriye'nin hem Kürtlerin kazanacağı bir metindir. Uzlaşı metninin ortaya çıkmasını direnişiyle sağlayan başta Kürtlere ve dostlarına, uzlaşma metnine katkı sağlayan bütün kesimlere bir kez daha teşekkürlerimizi iletiyoruz. Suriye'de ilan edilen kademeli entegrasyon kapsamında sosyal, siyasal ve yerel hakların gözetilmesi demokratik dengeyi güçlendirecektir. 

Kalıcı ateşkesin sağlanması, baskıların durması ve nihayetinde insanların ölmemesi en önemli kazanımdır. Bu kapsamda Afrin ve Serekaniye başta olmak üzere yerinden edilen Kürtlerin ve orada yaşayan diğer halkların en kısa sürede yerlerine, yurtlarına geri dönüşlerinin sağlanmasını diliyoruz. Kürtlerin idari statüsü ve anadilinde eğitim hakkı, birleşik bir Suriye'nin teminatıdır. Bu mutabakat bir başlangıçtır.  Bu mutabakatın demokratik ruhu tüm Suriye halklarına ve inançlarına da yayılmalıdır. DEM Parti olarak bu anlaşmayı destekliyoruz. Uygulama aşamasında uygulama aşamasında müzakereyi büyüten, halkların iradesini koruyan ve Suriye'nin ortak geleceğine hizmet eden her adımın yanında olacağımızı elimizden gelen her türlü destek sağlayacağımızı yine tekrarlıyoruz. 

ROJAVA KÜRTLERİN GÖZ BEBEĞİDİR

6 Ocak'tan bu yana Rojava'da büyük bir insanlık direnişi sergileniyor. Bir kez daha bütün dünya bir gerçeği net olarak anladı. Rojava, Kürtlerin göz bebeğidir ve olmaya devam edecek. Kürt halkı ve dostları dünyanın her yerinde Rojava için itiraz etti. Sokakları ve alanları doldurdu. Federe Kürdistan Bölgesi neredeyse bütün kentlerinde, bölgedeki bütün illerde, Türkiye metropollerinde emekçilerin, ezilenlerin yaşadığı her yerde Avrupa'da ve dünyanın dört bir yanında Kürtler ve dostları Rojava için ayaktaydı. 

KÜRT ULUSAL BİRLİĞİ HİÇ OLMADIĞI KADAR YÜKSEĞE ÇIKTI

Kürt halkı bu iradesiyle ulusal birlik ruhunu tarihte hiç olmadığı kadar aslında yükseğe çıkarmıştır. Bu çok önemlidir. Günlerdir alanlarda 'Yek e, yek e, Gelê Kurd yek e' sloganı artık ulusal birlik ruhunun ne kadar gerekli olduğunu göstermiştir. Bu bilincin siyasi iradeye dönüşmesi için Kürt siyasetçilerine ve kurumlarına büyük bir sorumluluk düşmektedir. Zaman 100 yıllık kölelik dayatmasına karşı 100 yıllık özgürlüğü kazandıracak Kürt ulusal birliğini sağlama zamanıdır. Şimdi Kürt parti ve hareketler sokakta, meydanda ortaya çıkan ulusal ruhu ulusal birlikle artık taçlandırmalıdır. 

ANLAŞMA İMRALI'DA ÖRÜLEN ÇABANIN ÜRÜNÜDÜR

Bir hakikatin de altını çizmek gerekiyor; Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın önemi her geçen gün yeniden bir kez daha kendisini doğruluyor. Yıllardır Sayın Öcalan’ın yaptığı uyarıların her biri bugün sahada doğrulanıyor. En zor koşullar altında dahi Suriye’de çözüm demokratik birliktedir diyerek aslında bir pusulayı gösterdi. Bu anlamda 29 Ocak Anlaşması tam da İmralı'da ilmek ilmek örülen çabanın bir ürünüdür. Bu hakkı teslim etmeliyiz. Siz de hatırlarsınız 6 Ocak Halep saldırısından 29 Ocak Anlaşmasına kadar herkes diken üzerindeydi. Tam da bu süreçte Sayın Öcalan aktif bir şekilde devrede oldu. Kürtlerin güvenliği ve özgürlüğü için 23 gün kesintisiz bir biçimde bu sürece müdahil oldu. Bugün bir anlaşma varsa, bugün Suriye'de Kürtler ve Araplar bir iç savaş içinde değilse, bugün Suriye hükümeti tarafından Kürtlerin özgürlüğü ve hakları kabul edilmişse emin olun 23 gün boyunca Sayın Öcalan'ın adada gösterilmiş olduğu tavır ve duruştan kaynaklıdır. Kendisine teşekkür ediyoruz.  

‘BİZE DÜŞEN SAYIN ÖCALAN'IN PERSPEKTİFİNE SAHİP ÇIKMAKTIR’ 

Bugün bize düşen Sayın Öcalan'ın sunduğu demokratik çözüm perspektifine sahip çıkmaktır ve en güçlü bir şekilde devam ettirmektir. Bu perspektif, merkezin yereli tanıması ve yerelin haklarına saygı duyması, yerelin de merkezi kabul etmesini içerir. Yerel ve merkez stratejik ortaklık İçerisinde olmalıdır. Merkez bir anlaşma yapıp daha sonra o anlaşmayı sahada uygulamayarak ya da törpüleyerek hareket etmemelidir. Suriye'nin geleceği merkezin yerele saygı duyması ve haklarını hukuklarını hayata geçirmesidir. Aynı zamanda bu anlaşmanın DEM parti olarak takipçisi olacağımızı da hep birlikte bir kez daha belirtmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, katı merkeziyetçilik ortak yaşamın zehridir. Aynı çatı altında ortak değerler ve karşılıklı saygı temelinde yaşamak mümkündür. Çözümün yolu budur. Huzur ve barışın yolu da budur. 

HER YERDE IRKÇILIK OLAĞANLAŞTIRILIYOR

Bugün toplumda hiç olmadığı kadar derin bir duygu kırılmasına şahit oluyoruz. Biz bölgede şahit olduk. Daha acısı, bu kırılmayı bilinçli biçimde köpürten kimi çevreler var. Bu çevrelere maalesef göz yumuluyor. Sosyal medyada, ekranlarda ve gündelik yaşamda üretilen nefret neredeyse hiçbir itirazla karşılaşmıyor. Hukuki bir yaptırım yok. Kürt'e istediğin gibi saldırabilirsin, ırkçılık yapabilirsin, linç edebilirsin. Takımına futbol bile oynatmayabilirsin. Siyasi bir utanç yok, vicdani bir fren de yok. Biz bu ırkçılığı asla kabul etmeyeceğiz. Eğip bükmeden söylemek gerekiyor. Ne yazık ki Türkiye'de hem açık hem de örtük bir ırkçılık vardır. Her yerde ırkçılık olağanlaştırılıyor. Kürtler şahsında öfke ve linç tertipleniyor. Bakın, Kürt karşıtı bir gazete daha geçen gün bölgede on binlerin katıldığı bir Rojava'ya destek yürüyüşüne katılanların tamamına terörist dedi. Aynı gazete İçişleri Bakanlığı'nın arananlar listesinde El Kaide üyesi olarak geçen ismi ve resmi bulunan bir gazeteci bir şahsı da gazeteci olarak çalıştırıyor. Rojava'yla dayanışan normal Kürt vatandaş, terörist; terörist olarak aranan bir El Kaide üyesi de gazeteci olmuş Türkiye'de ve buna herkes göz yumuyor, sesini çıkarmıyor.

ORASI KOBANÊ’DİR, AYN-EL ARAP DEĞİL

Suriye resmi yetkilileri Kobani ve Heseke'deki o devlet kurumlarının işlemesi için oraya girdiklerinde; bizzat HTŞ Hükümetinin yöneticisi Kobani diyor. Ancak ne kimi bürokratlar ve gazeteciler hala Ayn-el Arap diyor. Ya orası Kobani’dir kardeşim.” 

ÖZGÜR BASINA BASKILAR

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, konuşmasında özgür basına yönelik baskıların arttığını belirterek, Kürtlerle dayanışma gösterenlerin ve Kürt basınına ait haber ajansları ile sosyal medya hesaplarının sistematik biçimde erişime kapatıldığını söyledi. Bakırhan, saç örme gibi barışçıl protestoların dahi “terör propagandası” olarak kriminalize edilmesini eleştirerek, bu uygulamaların ayrımcılığı derinleştirdiğini ifade etti.

İktidar çevreleri ve medyanın kullandığı ırkçı ve dışlayıcı dilden rahatsızlık duyduklarını vurgulayan Bakırhan, Kürtlerle iç barıştan söz edilirken aynı anda bu dilin sürdürülmesinin ciddi bir çelişki olduğunu söyledi. Bakırhan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çağrıda bulunarak, iktidar sözcülerinin ve medyanın Kürtleri hedef alan söylemlerine son verilmesi gerektiğini belirtti.

TÜRKİYE, ENERJİSİNİ ŞAM’A DEĞİL, ANKARA’YA VERMELİ

Bölgesel gerilimlere de değinen Bakırhan, Türkiye’nin artık enerjisini Şam merkezli güvenlik politikalarına değil, Ankara’da demokratik çözüme harcaması gerektiğini söyledi. Ankara merkezli bir çözümün bölgeyi ve Türkiye’de yaşayan tüm halkları olumlu etkileyeceğini belirten Bakırhan, iktidarın somut ve güven verici adımlar atmak için artık bahanesi kalmadığını ifade etti.

BAHÇELİ’NİN SÖZLERİNİN MUHATTABI İKTİDARDIR

Bakırhan, süreci ilerletecek çerçeve yasanın gecikmeden çıkarılması, kayyım uygulamalarına son verilmesi ve siyasi tutsakların özgür bırakılması gerektiğini belirterek, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bu yöndeki açıklamalarının muhatabının iktidar olduğunu söyledi.

MECLİS SÖZÜ EYLEME DÖKEREK TARİHİ EŞİĞİ GEÇMELİ

Bakırhan son olarak şöyle konuştu: “Bu çerçevede bugün Meclis sözü eyleme dökerek tarihi bir eşikten geçme fırsatıyla karşı karşıyadır. Bu süreç güçlü bir Meclis iradesiyle tereddütte yer bırakmayacak şekilde şeffaf ve cesur adımlarla artık ilerlemelidir. Hazırlanacak ortak komisyon raporu yasal ve hukuki alt yapıyı ören halklara güven veren bir toplumsal sözleşme niteliğinde olmalıdır. Sürecin başarısı halkların özgürlük ve güvenlik duygusunun dengesini kurmaktan geçer. Kimliğin, dilin ve kültürün tanınması, yerel demokrasinin güçlendirilmesi, bir halkın kendini evinde ve güvende hissetmesinin yegane yoludur. Kürtler artık kendini evinde ve güvende hissetmek istiyor. Bunun için gerekli olan adımların atılmasının istiyor. Barışın inşası için sahada halkımızla gördüğünüz gibi 24 saat birlikteyiz. Masada muhataplarımızla söz kurmaya, örgütlenmeye ve umudu büyütmeye devam edeceğiz. Barışa olan inancımız tamdır. Yazılan, çizilen dezenformasyonlara bakmayın, barış mücadelesi için ve barış için buralardayız."