Bayramoğlu: Sürecin ilerlemesi tümüyle devletin atacağı adımlara bağlı

Ali Bayramoğlu, Meclis raporunu değerlendirirken, “Meclis raporu ve diğer gelişmeler sorunları bitirmiyor ama önemli bir dönüşüm başlatıyor. Silah bırakılacak, siyaset alanı açılacak. Ancak ilerleme tamamen devletin iradesine bağlı" dedi.

ALİ BAYRAMOĞLU

Gazeteci Yazar Ali Bayramoğlu, “Demokratik Toplum ve Barış” sürecinin ilk yılını, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sürecin yıl dönümüne ilişkin açıklamalarını ve süreçle birlikte şekillenen yeni iç siyasi dengeler ile devletin atması gereken hukuki adımları ANF’ye değerlendirdi. 

‘MECLİS RAPORU, SORUNUN ÇÖZÜMÜ SÜRECİNDE BİR ARA NOKTADIR’

Kürt sorununun çözümüne ilişkin Meclis’te hazırlanan raporu değerlendiren Ali Bayramoğlu, komisyonun Kürt sorununun esas taleplerine yönelik bir adım atmasının zaten beklenmediğini söyleyerek şöyle devam etti:

“Komisyonun görevi de bu değildi. Biraz o çerçevede bakmak lazım. Bu komisyonun görevi esas olarak, silahlar bırakıldıktan sonra silah bırakanların hakkı ve hukuku ne olacak, entegrasyonu ne olacak; bununla ilgili kuralları ve prensipleri belirlemekti. Bu komisyonun koyduğu kurallar ve prensipler çerçevesinde Meclis yasa çıkaracaktı.

Dolayısıyla şu ana kadar baktığımız zaman, evet, birçok eleştiri var. Meclis raporunda bir kez ‘Kürt sorunu’ kelimesi geçmiyor. Evet, Kürtlerin taleplerine ufuktaki bir çözüm olarak bile işaret edilmiyor, doğru. Ama süreç itibarıyla baktığımızda, sürecin ilk aşaması hem iradelerin ifade edilmesiydi hem de devlet iradesiyle Öcalan’ın iradesinin, ‘Çözüm ve tanımsız bu istikamette bir çözüm düşünüyoruz’ demesiydi.

İkinci aşama ise sembolik silah bırakma ve bunun devamı olacak silah bırakmalarla ilgili hakkın ve hukukun ne olacağı; yani bir PKK üyesinin hangi koşullarda, nasıl tanımlanacağı ve sisteme nasıl entegre edileceği gibi esasları kapsıyor.

Dolayısıyla burada hepimiz farkındayız; özellikle Kürtler. Kürt sorununu çözmeye kalksaydı bu rapor, çok değerli olurdu. Bu tatmin olmama hali, dediğim gibi, bir sorunu çözmeyi hedefleyen bir rapor olmadığı için normal. Bu, bir çözüm sürecinde ara bir noktayı tanımlayan ve netleştirmeye çalışan bir faaliyetti.”

‘NE UMUDA KAPILABİLİYORUM NE DE UMUTSUZLUĞA’

Kürt sorununu üç katmanla ele alan Bayramoğlu, şunları söyledi: “Kürt sorunu dediğimizde pek çok iş ile tanımlayabiliriz. İki katmanla ele alalım, hatta üç katmanla. Birincisi, silahlı örgüt; yani Kürt hareketini temsil eden silahlı örgüt. Çözüm, çatışma çözümünün devamı olacak. İşte komisyon raporu buna değiniyor.

İkinci aşama, Kürtlerin bazı talepleri. Kürt sorununu doğuran talepler var. Bunlar; anayasal vatandaşlık talebi, ana dilde eğitim talebi ve yerel demokrasi talebi gibi üç ana noktada toplanıyor. Bu talepler nasıl yanıtlanacak? Bu çözüm sürecinde bunlara dair bir düzenleme yok; yalnızca temenniler ve varsayımlar var. Deniliyor ki silah bırakılacak, siyasetin önü açılacak ve demokratik siyaset etrafında bu sorunlara el atılacak.

Bu sorunlara el atılırken Meclis’teki mevcut partiler de faaliyet gösterecek. Raporda demokrasi ve entegrasyona bir atıf var. Ama DEM Parti ya da Kürtlerin temsilcisi kimse… Yani yeni bir toplumsal sözleşme; Türklerin eşit vatandaşlık tanımı, Kürtlerin ana dilde eğitim alabilmesi ve üniter devlet mantığı içinde kendini yönetme imkanlarının onlara sunulması, yani kuvvetli bir yerel yönetimler reformu. Bu, çözüm sürecinin ufukta görülen hedefiydi.

Dediğim gibi, siyasete kapı açıyoruz; siyaset üzerinden bunlar yapılacaktır denilen bir durum var. Bunu böyle görüyorum. Bu yüzden açıkçası ne umuda kapılabiliyorum ne de umutsuzluğa. Umutsuzluğa kapılmıyorum çünkü zaten çözüm süreci olarak tanımlanan şey baştan beri bu. Buna başka bir anlam vermek doğru değil. Umutsuz oluyorum çünkü Türkiye’yi ve Türk siyasal sistemini tanıyorum. Bu konuda adım atmanın ne kadar güçlük, çaba ve direnç gerektireceğini biliyorum. Türk milliyetçiliğinden devlet anlayışına kadar pek çok engel olabilir.

Üçüncü katmanlı sorun ise şudur: Bölgedeki Kürtler, özellikle Suriye’deki Kürtler, nasıl bir yaşam alanına sahip olacak? Türkiye farklı bir yapı, Irak farklı, Suriye farklı. Irak’ta bir tür özerklik verildi. Türkiye’de bir özerklikten çok, yerel yönetimler üstünden bir reform görünüyor. Peki Suriye’de ne olacak? Suriye’deki Kürtlere yalnızca ‘Suriye vatandaşı olun, bireysel olarak sisteme entegre olun’ denirse bu bir sorun yaratır.

Dolayısıyla Kürtlere Suriye’de bir yaşam alanı oluşması gerekiyor; yani Rojava bölgesinde. Bu henüz netleşmiş değil ama pozitif istikamette gidiyor. Her ne kadar son çatışmalar hayal kırıklığı yaratsa da Öcalan’ın baştan beri tanımladığı şuydu: Bulunduğunuz ülkelerde Kürtler, o ülkenin sistemlerine entegre olun, farklılıklarınızı ve haklarınızı koruyun, o ülkenin demokratikleşmesine katkıda bulunun. Şu anda açılan kapı bu yönde. Ama dediğim gibi, bunlar daha çok yönergeler; uygulamalar çok önemli. Adım adım göreceğiz.” 

‘ABDULLAH ÖCALAN, SÜREÇ KONUSUNDA POZİTİFTİR’

Önder Apo’nun ‘Demokratik Toplum ve Barış Çağrısı’nın birinci yılında yaptığı açıklamayı da değerlendiren Bayramoğlu, şöyle devam etti:

“Öcalan’la ilgili sorulduğunda, kendisinin sürece çok pozitif baktığını düşünüyorum. Dediği şey şudur: Birinci aşamayı tamamladık; yani silah bırakma ve silah bırakanların durumu ne olacak? Sorulara tam cevaplar verilmedi ama şimdi siyaset yapılmalı. Siyaset için Öcalan’ın bir talebi var: ‘Hareket alanımı genişletin.’ Bu yalnızca onun hareket alanını genişletmekle kalmayacak; biraz daha demokratik bir ortamın oluşturulması gerekir. Bazı taleplerin ifade edilmesi ve karşılık bulması için bu sürecin başlaması gerektiğini, ikinci aşama olarak Öcalan işaret etti. Durum bu.

Yani sorun bütünüyle çözülmüyor belki ama çok önemli bir dönüşüm yaşanıyor. Bu dönüşümün neticelenip neticelenmeyeceği tamamen devlete bağlı. Silah kapısını kapatıp siyaset kapısını açıyorsun ama siyaset alan gerektirir. Nasıl dans etmek için alan gerekiyorsa, siyaset için de demokrasi gerekir. Koşullar ne kadar tamamlanacak, hep birlikte göreceğiz.

Açıkçası, demokratikleşme açısından büyük hamleler beklemiyorum. Birkaç adım atılacaktır; çünkü Kürt oylarına Erdoğan’ın Meclis’te ihtiyacı var. İkinci husus, belki daha önemli olanı, Rojava’daki mesele; yani SGD meselesi. Suriye’de mutlak bir özerklik isteği kabul görmedi, çatışmaya gidildi. Çatışma sonucunda entegrasyona razı olundu ama bu entegrasyon nasıl olacak? SGD’nin askeri tugayı, Kürt kitlenin tutum ve temsilinden uzaklaşarak Suriye ordusunun bir parçası mı olacak, yoksa vasfını koruyacak mı? Bilmiyoruz. El-Şara bunu istemiyor ama Mazlum Abdî’de böyle bir ufuk, böyle bir umut gözlemliyoruz.

İkincisi, Kürt bölgesinin yönetimi. Bu yönetim nasıl olacak, nasıl şekillenecek? Savunma Bakanlığı yardımcılığı vermek, valilik önermek; Hasekê valiliğini vermek yeterli olacak mı? Bu, oradaki Kürtlerin kendi kendini yönetmesi anlamına gelecek mi? Bu model henüz oluşum safhasında. Önümüzdeki dönemde en önemli gelişmeler bu sahada olabilir. İstikamet, güç dengesine bağlı.

Ama şunu kabul etmek lazım: Öcalan, Erdoğan, Bahçeli ve Meclis’teki diğer partiler pozitif tutum alıyor. Sürecin geriye gideceğini sanmıyorum; ilerleyemeyebilir, zaman alabilir.”

Ali Bayramoğlu, İran savaşının yaratacağı belirsizliğin bölgedeki birçok sorunu etkileyebileceğini de kaydederek, “Bölgede çatışma ve gerginlik birçok sorunu etkiler. İran’ın direnci, yeniden harekete geçmeye çalışması, İran’daki Kürtlerin varlığı ve bölgedeki savaş koşulları gelişmeleri etkiler. Şu anda çözüm sürecine etkisi gözlemlenebilir; ne zaman biteceğini göreceğiz” diye konuştu.