Rojava’ya yönelik saldırılarla birlikte özellikle kadın savaşçıların sembollerinin hedef alınması, inşa edilen kadın merkezli yaşamın dünyadaki kadınlar için yarattığı ilhama da yöneliyor.
Rojava’daki direnişte kadınların ön saflarda yer aldığını belirten Avrupa Kürt Kadınlar İnisiyatifi üyesi, yazar Hatice Kavran, özelikle kadın temsiliyetinin bilinçli şekilde hedef alınmasını barbarlık olarak nitelendirdi.
Suriye’nin kuzeyinde yaşanan çatışma alanlarında esir düşen bir YPJ savaşçısının saç örgüsünün kesilerek ‘ganimet’ gibi sergilenmesinin insanlık vicdanında derin bir kırılma yarattığını kaydeden Hatice Kavran, bu barbar zihniyetin inanç adı altında sunulmasını kınadı.
“Hele bunu İslami bir kimlik iddiasıyla yapmak, insanlık onurundan önce bu inancı katletmektir. Bununla kadın mücadelesi hedef alınıyor ve kadınların yarattığı yeni bir yaşam yok edilmek isteniyor” diyen Hatice Kavran, kadınların mevcut geleneksel, dinci, ideolojik toplumların toplumsal cinsiyet düzenlerine meydan okudukları için hedef alındığını ifade etti.
Bu zihniyet sahiplerinin kadın hareketlerini kendileri için birer tehdit olarak gördüklerini belirten Hatice Kavran, “Tehdit olarak gördükleri kadın mücadelesini bertaraf etme amacıyla karşı duruyorlar. Ancak kullandıkları argümanlar; ilkel, zorba, akıl ve vicdandan yoksun söylem ve eylemlerden oluşuyor” dedi.
Hatice Kavran, şöyle devam etti: “Düşünce sahasında yenemedikleri kadınlara insanlık dışı muameleler reva görerek, korku yoluyla onları mücadelenin dışına çıkarmaya çalışıyorlar. Oysa kadınların tek iddiası var: Alternatif bir toplum yaratabilmek. Yani hayatın her alanında şahsiyet olarak erkeklerle eşit haklara sahip olmak. Ne var ki kadın söz konusu olunca, insan olması bir tarafa bırakılarak cinsiyeti üzerinden hem kadının şahsına hem de toplumun haysiyet ve ahlak anlayışına karşı kabul edilemez muamelelerle insanlık onuruna saldırılıyor.
Kadınların hedef haline gelmelerinin asıl nedeni, cinsiyetleri üzerinden bu zihniyetin temsil ettiği mevcut patriarkal düzene karşı ortaya koydukları duruştur. Mevcut düzene karşı olmayan kadın, bu sistemlerde ‘makul kadın’ olarak görülür ve alınıp satılması ya da öldürülmesi tartışılmaz. Ama kadın özgürlüğü ifadesinin bu patriarkal zihniyet ortamlarında tartışılması, kadının tecavüze uğramasından, alınıp satılmasından ve öldürülmesinden daha kötü algılanmasını sağlamaya yöneliktir, bu da, bu zihniyetin ne kadar ilkel ve vahşi olduğunun kanıtıdır. Öyle ki bazı yanlış söylemler gerekçe yapılarak kadınların hak arayışı mücadelesi sanki bir suç ya da kötülükmüş gibi yansıtılmak isteniyor. Kadınların iradesi yok sayılıyor.”
‘SAVAŞ SUÇU DEĞİL, İNSANLIĞA KARŞI SUÇ’
DAİŞ-HTŞ ve türevleri olan çetelerin, sivil-asker ayrımı gözetmeyen saldırılarının savaş suçu; sivillere ve esirlere yönelik onur kırıcı her türlü muamelenin ise insanlığa karşı işlenen suçlar kategorisinde olduğunu belirten Hatice Kavran, uluslararası kurumların bu süreçteki sessizliğinin bu saldırıların önünü açtığına dikkat çekti.
Hatice Kavran, “Bugün sorumluluk makamında olanların sağır edici sessizliği, ‘uyuma taklidi yapan’ bir vicdan ürünüdür. Bu sessizlik, Rojava’da hüküm süren o ilkel ve vahşi zihniyete sunulmuş açık bir kredidir” dedi.
‘GAZZE İÇİN AYAĞA KALKANLAR NEREDE?’
Hatice Kavran, Ortadoğu’daki insani krizlere yönelik gösterilen ‘seçici duyarlılığa’ da dikkat çekerek, Gazze için ayağa kalkan çevrelerin Rojava’daki sistematik kadın kırımına sessiz kalmasını ‘vicdani çürüme’ olarak değerlendirdi.
Hatice Kavran, “Gazze yerle bir edildiğinde haklı olarak tepkiler yükseldi, yardım seferberliği oluştu. Ancak Rojava’da devletsiz bir halka, orantısız gücün ötesinde bir ‘onur suikastı’ yapılıyor adeta. Hiçbir İsrail askeri Filistinli kadınları kaçırıp köle pazarlarında satmadı, bu trajediyi ahlaksızca medyaya servis etmedi. Rojava’daki bu ilkel vahşete göz yummak, insanlık onurundan vazgeçmektir” diye konuştu.
Hatice Kavran son olarak, kadınların yaşamın her alanında eşit haklarla var olduğu bir alternatif toplum modelinin, statükocu ve patriarkal yapılar için en büyük tehdit olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Kürt kadınları sadece cephede değil, toplumsal yaşamın hücresinde yeni bir medeniyet inşa etti. Dünyanın en kötü ve karanlık zihniyetine sahip erkekler, dünyanın en cesur ve aydınlık kadınları tarafından yenilgiye uğratıldı. Bu sadece askeri bir zafer olarak tarihe geçmedi; kadın iradesini yok sayan o ilkel zihniyetin düşünce sahasındaki iflası olarak da tarihe geçti.”