Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçti. Bu süre zarfında iktidar her ne kadar “yaralar sarılacak”, “adalet yerini bulacak” açıklamaları yapsa da sorumluların neredeyse hiçbiri etkin biçimde yargılanmadı, istifa eden olmadı, yargılanan müteahhitler ise birer birer tahliye edilmeye başlandı.
Türkiye ve Bakur’da 11 ilde, ayrıca Suriye ve Rojava’da etkili olan 6 Şubat depremlerinde on binlerce kişi yaşamını yitirdi, yüz binlerce insan etkilendi. Aradan geçen üç yıl içerisinde Türkiye’de yürütülen soruşturmalarda yargılanan müteahhitlerin büyük bölümü serbest bırakıldı, çok sayıda dosya ise kapatıldı.
Hatay ve Maraş başta olmak üzere birçok ilde deprem dosyalarını takip eden Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) avukatlarından Naim Eminoğlu, deprem yargılamalarının geldiği aşamayı ANF’ye değerlendirdi.
‘DAVALAR AZ CEZA ALINSIN DİYE BİLİNÇLİ TAKSİRDEN AÇILDI’
Deprem yargılamalarının bilinçli taksirle adam öldürme suçlamasıyla açıldığını belirten Eminoğlu, bunun da kısa süreli tutukluluk ve tahliyelerin önünü açtığını söyledi. Eminoğlu, “Bilinçli taksirle adam öldürme suçunda düşük cezalar veriliyor. Deprem dosyaları şu an kötü gidiyor. Türkiye’nin maalesef kötü bir pratiği var. En başından itibaren savcılar dosyaları olası kasttan açmadı, bilinçli taksirden açtı. Bu da çıkacak cezayı doğrudan etkiliyor” dedi.
Olası kastla açılan davalarda mahkemenin her bir ölüm için ayrı ayrı ceza vermek zorunda kaldığını, bilinçli taksirde ise toplu ceza verildiğini belirten Eminoğlu, “Bilinçli taksirde maksimum ceza 22,5 yıl. Olası kasttan açılsa her ölen için ayrı ceza söz konusu olacaktı” diye konuştu.
Verilen cezaların da tamamının yatılmadığını, çeşitli indirimlerle fiili ceza süresinin daha da düştüğünü kaydeden Eminoğlu, “22,5 yıl verildiğinde yaklaşık 5,5 yıl kapalı cezaevinde, ardından 2 yıl açık cezaevinde kalıyor. Toplamda 7 yılın sonunda dışarı çıkıyor. Ayrıca açılan davalar sanki tek bir merkezden, tek bir talimatla hazırlanmış gibi. 11 farklı şehirde açılan davalar olmasına rağmen neredeyse tamamı bilinçli taksirle açıldı” dedi.
Olası kasttan açılan tek örneğin Adana’daki Alpargün Apartmanı davası olduğunu belirten Eminoğlu, bu davada mahkemenin ek savunma alarak olası kasttan ceza verdiğini ancak istinafın kararı bozduğunu, yerel mahkemenin yeniden direnerek olası kasttan ceza verdiğini ve dosyanın yeniden istinaf aşamasında olduğunu aktardı.
‘YARGI PAKETİ İLE HİÇ TUTUKLANMAMALARI PLANLANDI’
Deprem dosyalarında müteahhitlerin korunduğunu ifade eden Eminoğlu, 11’inci Yargı Paketi ile bazı sanıkların hiç cezaevine girmeden çıkmasının dahi gündeme geldiğini söyledi. Eminoğlu, “Düzenlemeyle 6 yıllık bir denetim süresi öngörülüyordu. 3 yıl kapalıdan, 3 yıl açıktan düşülerek çok az süre yatıp çıkacaklardı. Tepki olunca geri adım atıldı ama şu an da zaten maksimum 8-9 ay tutuklu kalıyorlar” dedi.
Hatay Adliyesi’nde aynı gün iki ayrı dosyada yaşadığı bir örneği aktaran Eminoğlu, “60 kişinin yaşamını yitirdiği bir binanın müteahhidi tahliye edilirken, siyasi bir davada yargılanan bir kişi hakkında tutuklama kararı verildi” ifadelerini kullandı.
Avukatların olası kast talebinin mahkemeler tarafından dikkate alınmadığını belirten Eminoğlu, ailelerin dönemin Adalet Bakanı ile defalarca görüştüğünü ancak somut bir adım atılmadığını söyledi.
Müteahhitlerin savunmalarında suçu yerel yönetimlere attığını, “bilmediklerini” ileri sürdüklerini aktaran Eminoğlu, 1974 tarihli yapı yönetmeliğine dikkat çekti. Eminoğlu, “Türkiye’de 1974’te çıkarılan bir yönetmelik var. O yönetmeliğe uyulsaydı binalar ağır hasar alabilirdi ama insanlar ölmezdi. Yönetmeliğin amacı binanın hasar almaması değil, insanların ölmemesidir. Buna bile uyulmadı” dedi.
Davaların ya hızla sonuçlandırıldığını ya da sürüncemede bırakıldığını ifade eden Eminoğlu, deprem dosyalarının daha fazla gündeme taşınması gerektiğini vurguladı.
Yargılamalarda kamu görevlilerinin etkin biçimde sanık yapılmadığını belirten Eminoğlu, göstermelik soruşturmalar açıldığını ancak bunların da ilerletilmediğini söyledi. Hatay’da belediye başkanına dava açılması için İçişleri Bakanlığı’ndan izin alındığını ancak savcılığın dosyayı beklettiğini aktardı.
‘DEPREM KAYIPLARININ AİLELERİ DAVAYA KATILAMADI’
Deprem sonrası kayıplara ilişkin de ciddi belirsizlikler bulunduğunu belirten Eminoğlu, çok sayıda kişinin cenazesine ulaşılamadığını söyledi. Hatay’daki Rönesans Rezidans ve Maraş’taki bazı binalarda yangın çıktığını, insanların günlerce enkaz altında yanarak yaşamını yitirdiğini, DNA tespiti dahi yapılamayan vakalar olduğunu ifade etti.
“Mezarları yok, cenazeleri yok. Bu nedenle davalara katılamıyorlar” diyen Eminoğlu, devletin resmi olarak bin kişinin kayıp olduğunu açıkladığını ancak göçmenlerin bu sayıya dahil edilip edilmediğinin bilinmediğini söyledi.
“Sizi arayan olmazsa kimsesizler mezarlığına gömüyorlar. Mülteciler için de büyük ihtimalle böyle oldu. Devlet toplam bir sayı açıklıyor ama bu kişilerin çoğunun vatandaşlığı bile yoktu” diyen Eminoğlu, deprem kayıplarının akıbetine ilişkin şeffaf bir bilgilendirme yapılmadığını vurguladı.