Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM), “Suriye, Rojava ve Kürt meselesi” başlıklı panel düzenledi. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nda (DTSO) gerçekleştirilen panele, çok sayıda siyasi parti ile sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.
Panelde konuşan DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Mithat Sancar, şunları söyledi: “Kendi isteklerimizle gerçeklik arasındaki mesafenin açılmasını sağlayacak bir yol izleyebiliyor. Türkiye’deki süreç Kürt sorununun silahtan ve şiddet zemininden hukuksal ve siyasi zemine çekme anlayışıyla başladı. Öcalan’ın çağrısı bu yönlüydü. Çağrının bir başlığı var. Barış ve Demokratik Toplum. Barış çatışmayı bitirmek, demokratik toplum ise ülkenin bütünü için barışı kalıcılaştırmak için demokratik düzenlemeler yapmak. Süreçten beklentiler çok yüksek tutuluyor bazı kesimlerde. Hem çatışmanın bitmesi hem de Kürt meselesinin birden çözümünü sağlayacak büyük gelişmeler yaşanması. Bunu sürecin doğasıyla bağdaştırmak zor ama hedefin bu olması gerektiği açık” dedi.
Bu yolda yürünüyor ama yavaş yürünüyor. Çağrı sonrası silah bırakma, örgütün kendisini feshetme kararı önemliydi. Ama bu kararın entegrasyonla birlikte gerçekleştiği anlamına gelmiyor. Silahların bırakılması, devredışı kalması bununla birlikte hukuksal düzenleme, siyasal adım gerekiyor. Bu konuda atılmış somut bir adım gerekiyor.
Kürt sorununu şiddetten arındırmak tek başına, tek ayaklı bir yaklaşım olmaz bunun aynı zamanda demokratik siyaseti en geniş şekilde özgürleştirilecek şartlarla yürütülmesi gerekiyor. Şiddet bitiyorsa, yerine siyaset geçecek. Silahla birlikte amaçlarını bırakacaklarını beklemek gerçekçi değil. O yüzden bu amaçları demokratik siyasetle, hukuk düzleminde gerçekleştirebileceği şartların yaratılması gerekiyor. Şimdi bu aşamadayız. 42 yıla yaklaşan bir çatışma dönemi yaşadık ve pek çok alışkanlığımız çatışma döneminin şartlarına ve olgularına göre şekillendi. İster örgütün taraftarı veya mensubu olsun, ister muhalifi ya da hasmı olsun hiç kimse örgütü dikkate almadan siyaset yapabilecek durumda değildi. Hem kitlesini hem karşıtlarını ciddi anlamda etkileyen bir referans olarak duruyordu. Bundan sonrası bir çözümün inşası barışın kalıcılaşması aşamasıysa herkesin sorumluluğu daha açık ve daha ağır bir şeklide ortaya çıkıyor. Bu iki hedefi çözümün temellerini konuşturmak ve barışı kalıcı hale getirme konusunda sorumluluk yatay düzlemden dikey düzleme geçiyor. Yani toplumun her kesimine yayılıyor.
Öcalan’ın ve PKK’nin bu kararlarının gerekçelerinin neler olduğu konusunda açıklamalar yapıldı. Böyle bir karar var ve bu karar tarihi bir dönemece bizi yerleştiriyor. Sadece örgütü değil bir bütün olarak Türk toplumun, bütün Türkiye toplumunu. Şimdi ezberlerle ve alışkanlıklarla hareket edince, geldiğimiz yer eğer çözümde yol aldığımız duygusunu yaratmıyorsa, diğer duygulara öfke, hayal kırıklığına yol açıyor. Oysa çok güçlü kolektif bir bilinçle ve sorumlulukla hareket etme zamanı.
Suriye ve Rojava’da bir model, deneyim var. Önemli bir fikriyat var. Ancak bu bir arada yaşamın bu özgür eşit şartlarda güvence altına alınacağı modellerle Ortadoğu’da çatışma ve ölümlerin önüne geçilebilinir. Kimliklerin, inançların bir arada eşit bir şekilde yaşayabileceği, sınırların fiilen önemsizleşeceği bir Ortadoğu Rojava’da denendi. Şartlardan dolayı arzulanan noktaya gelmeden şimdi başka bir aşamada ama bu aşamasında hayal kırıklığıyla karşılanması gerçekçi gelmiyor bana. Bu model, fikriyat çökmüş yaklaşımını gerçekçi bulmuyorum, tehlikeli buluyorum. Özgürlüğü de, güvenliği de bir arada sağlanabilecek Rojava’daki model hala en önemli hedef. Bu hedeften asla vazgeçmemek gerekiyor. Kürt siyasi hareketinin böyle bir modele öncülük etmesi, sahiplenilmesi gereken bir durumdur. Bence Ortadoğu için çözüm modeli, huzur, özgürlük güvenlik bakımından esas olarak bu olmalı. Eksiklikleri bir ders olarak görmek ve bu dersi göz önünde bulundurarak geliştirmek hem fikri düzeyde hem de pratikte bunları düzeltecek yollar aramak. Şu an bence yapmamız gereken bu.
Suriye’deki gelişmeler şunu gösterdi; yeni Ortadoğu düzeni Kürtlerin varlığını ve özgürlüğünü tanımadan oluşturulmak istenirse, bu bölgeye çatışmadan başka bir şey getirmez. Halklara da sürekli bir teyakkuz halinde ve huzursuz bir yaşam dışında bir şey vaat etmez. Eğer bu bölgede ister jeopolitik kavramlarla konuşalım ister siyaset felsefe bilimi içinden konuşalım birlikte bir arada yaşama içinde olsun veya huzur olsun bunların temel şartı Kürtlerin varlığını ve özgürlüğünü tanımaktan geçer. Ortadoğu’da da bizim yaşadığımız ülkede de bunu görmek ve görülmesini sağlamak şu an en önemli sorumluluktur.”