Suriye Demokratik Güçleri (QSD), Şam hükümeti ile askeri ve idari güçlerin kademeli biçimde entegrasyonunu öngören bir anlaşmanın imzalandığını duyurdu. Yapılan açıklamada, söz konusu anlaşmanın sahadaki askeri yapılanmaların yanı sıra yerel yönetim mekanizmalarını da kapsadığı belirtilirken, sürecin aşamalı ve karşılıklı mutabakat temelinde yürütüleceği ifade edildi. Anlaşmanın, Suriye’de uzun süredir devam eden siyasi ve askeri belirsizlik ortamında yeni bir dönemin kapısını aralayabileceği yorumları yapılıyor.
Siyasetçi Ali Haydar Elyakut, Rojava’da yaşanan son gelişmeleri, Kürt halkının elde ettiği kazanımları ve bu kazanımların ardından şekillenen siyasi ve toplumsal süreci ANF’ye değerlendirdi.
SALDIRININ TEMEL HEDEFİ KÜRTLERİN KAZANIMLARIDIR
Rojava’da uluslararası güçlerin desteğiyle Kürtlerin kazanımlarına yönelik ciddi bir saldırı olduğunu ifade eden Elyakut, şunları kaydetti: “Aslında bu çatışmalı sürecin gelişimine baktığımızda; bu saldırıların hangi amaçla yapıldığı, neleri hedeflediği, hangi dinamiklerin bu saldırı sürecinin içerisinde olduğunu daha net görmeye başladık. Başta biraz karanlıkta kalan noktalar vardı fakat çatışma süreciyle birlikte, şimdi çatışmanın geldiği nokta, yapılan anlaşma ve ondan da ötesi uluslararası güçlerin bu çatışmalı sürece yaklaşımlarından artık önümüze bir resim çıktı. Biz artık bu saldırıları biraz daha net görmeye başladık ve doğru bir şekilde değerlendirebiliriz. En başta şunu söylemek gerekir; bu yapılan saldırıyı sadece dönemsel olarak, geçici amaçlarla gerçekleşmiş bir saldırı olarak görmemek gerekiyor. Bu saldırı, 15 Şubat saldırısı olarak da değerlendirildi Kürt halk önderliği tarafından. Gerçekten çok yerinde ve doğru bir tespittir bu.
15 Şubat süreciyle bağlantısı hangi konularda var, onu biraz değerlendirmek gerekiyor. Şimdi 15 Şubat’ta Kürtlerin varlığı bir bütün olarak hedeflenmişti. O dönemki uluslararası gelişmelere ve bölge dengelerine baktığımızda, tekrardan yeni bir Ortadoğu şekillendirilecekti. O şekillendirilecek Ortadoğu’da bazı güçlere aktif rol verilmişti ve kendi politikalarına, yani Ortadoğu sürecinin başlangıcında kendi politikalarına, stratejilerine engel olabileceğini düşündükleri hareketleri, önderlikleri tasfiye etme kararına gidildi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik yapılan uluslararası komplonun temel amacı da buydu. Komplo, Kenya’daki kaçırılmayla sonuçlandıktan sonra Ortadoğu’da Irak saldırısıyla 3. Dünya Savaşı dediğimiz sürecin de başlangıç işaret fişeği atıldı ve o dünyada Kürtlerin yeri yoktu. Yapılan bazı görüşmelerde de şu söylendi; uluslararası güçlerle Kürt güçleri bazı konularda anlaşma yapıp bu süreci atlatmaya dönük hamleler yaptıklarında, ‘Bu yeni stratejimizde sizin yeriniz yok, Kürtlerin yeri yoktur’ diye açık bir şekilde söyleniyor ve bunu söyleyen de o dönemin Ortadoğu CIA bölge başkanıydı; ‘Kürtler yok’ diyordu. Şimdi ve o günkü yapılan komployla Kürt liderliği, Kürt hareketi tamamen tasfiye edilip statüsüz bırakılan bir Kürt gerçekliği hedeflendi ve yeni yaratılan dengelerde Kürtlere yer verilmeyecekti. Fakat bir şartla; tamamen kendi uyduları olabilecek, kendileri için koçbaşı olarak kullanabilecekleri bir Kürt yaratabilirlerse bunun varlığına izin vereceklerdi. Fakat farklı bir dünya görüşüne sahip hareketler, farklı alternatif bir yaşam modeli öneren hareketlerin yaşama şansına izin vermeyeceklerini açıkça söylediler ve komplo bu şekilde hayata geçti. Yaşanan 27 yıllık süreci de biz biliyoruz; büyük savaşların, çatışmaların, soykırım operasyonlarının olduğu bir süreç.
Fakat bu süreçte farklı gelişmeler de oldu. Neydi farklı gelişmeler? Irak’ta bir Kürt oluşumu oluştu. Biraz kendi denetimlerinde de olsa, kendi istedikleri şartlara uygun olduğunu düşündükleri bir Kürt yapılanmasının olmasına izin verdiler. Ama özgürlük iddiasında olan ve farklı yaşam modeli arayışlarında olan Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu coğrafyada yaşamasına izin vermeyecekleri kararındaydılar. Ve bu akıl, o dönem ve komplonun yürütücü gücü İngiltere’ydi; bunu unutmamak gerekiyor.”
YENİDEN BİR DİZAYN SÜRECİ BAŞLATILDI
Hegemon güçler tarafından Ortadoğu’ya yeniden bir dizayn süreci başlatıldığını söyleyen Elyakut, “Yeni yüzyılda yaratılan Ortadoğu gerçekliği değiştirilecek ve buna uygun günümüz şartlarında yeni bir Ortadoğu biçimlenmesine gidiliyor. Bu karar verildi, kesin. Bunun öncülüğünü yine İngiltere yapıyor” dedi.
İngiltere’nin özellikle 2. Dünya Savaşı ile birlikte dünya hegemonyası gücünü yitirdiğini, yerine Amerika’nın geçtiğini belirten Elyakut, Ortadoğu’ya dönük politikalarda İngiltere’nin iki yüz yıllık çizgisinin hâlâ yürürlükte olduğunu ifade etti. Son gelişmelerle birlikte Rojava’ya yapılan saldırılarda İngiltere’nin rolünün açık biçimde görüldüğünü belirtti.
HTŞ’nin Colani önderliğinde Şam’ı ele geçirmesinin ardından uluslararası destek görmeye başladığını söyleyen Elyakut, daha düne kadar terörist olarak tanımlanan radikal İslamcı gruplarla ittifak kurulduğunu ve her türlü desteğin verildiğini dile getirdi. Bunun Ortadoğu’da haritaların yeniden dizayn edilmek istendiğinin açık göstergesi olduğunu ifade etti.
TÜRKİYE, KÜRTLERE YÖNELİK DÜŞMANCA YAKLAŞIMINDAN VAZGEÇMELİ
Rojava’ya yönelik saldırılar sonrasında dünya kamuoyunun sessiz kaldığına dikkat çeken Elyakut, on yıldır uluslararası koalisyonla birlikte DAİŞ tehdidine karşı savaşan Kürt halkının büyük bedeller ödediğini hatırlattı. İlk etapta ortaya çıkan sessizliğin, Rojava’ya yönelik planın göstergesi olduğunu belirtti.
Türkiye’de yürüyen müzakere sürecine de değinen Elyakut, Kürtlerin düşman olarak görülmesinden vazgeçilmesi gerektiğini söyledi. Rojava’daki Kürtlerin statülerinin korunmasının ve müzakere sürecinin yeni bir evreye taşınmasının hem Kürtler hem de Türkler açısından geleceğe dönük daha güvenli bir zemin yaratacağını ifade etti.
ROJAVA’DAKİ MODEL DÜNYAYA ÖRNEK BİR YÖNETİM MODELİDİR
Kürtlerin Rojava’da inşa ettiği modelin dünya için örnek teşkil ettiğini belirten Elyakut, özellikle kadın öncülüğünde kurulan bu sistemin Ortadoğu’da benzeri olmayan bir deneyim sunduğunu söyledi. DAİŞ başta olmak üzere tüm saldırılara karşı direniş gösterildiğini ve Kuzey-Doğu Suriye’de demokratik özerk bir yapı inşa edildiğini vurguladı.
KÜRTLER SOYKIRIM TEHDİDİ ALTINDADIR
Rojava’da Kürtlerin soykırım tehdidi altında olduğunu belirten Elyakut, “Bu anlaşmanın, yoğun saldırılar ve baskı dalgalarının ardından gerçekleştiğini bilmek gerekiyor. Uluslararası güçler, bölgede Kürt varlığının devamına göz yummadı; HTŞ ve benzeri radikal gruplar desteklendi, Kürtlerin etkisizleştirildiği bir Suriye planı uygulamaya kondu. Özgür Kürtlerin olmadığı bir Ortadoğu hedeflendi. Ancak Sayın Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan sürece müdahalesi ve yoğun diplomatik çabalar, saldırıların ardından sorunların silahla değil, müzakere ve demokratik yollarla çözülmesi için bir zemin yarattı.
Saldırılar sırasında HTŞ ve radikal selefi gruplar, Kürtlere yönelik teslimiyet çağrıları yayımladı. Bu çağrılar, Kürtlerin anayasal haklarını ve demokratik kazanımlarını tamamen göz ardı ediyordu. Ancak Kürt halkı dört parça Kürdistan’da direniş gösterdi. Avrupa ve dünyanın çeşitli bölgelerinden destek ve dayanışma geldi; Kürtler hem tarihsel sınırlarında hem de Rojava’da kendi varlıklarını korumak için güçlü bir direniş ortaya koydu. Bu süreç, Kürtlerin birlik ihtiyacını yeniden görünür kıldı ve tarihsel ulusal ruhunu güçlendirdi.
Bugün Kürtler, Rojava’da kazandıkları topraklarda varlıklarını ve kurumsal yapısını güvence altına almış durumda. Kadınların öncülüğünde oluşturulan kurumlar ve demokratik kazanımlar korunuyor. Anlaşma, Kürtlerin savunmasız bırakılmayacağını ve demokratik haklarının güvence altında olduğunu ortaya koyuyor. Bu süreç, aynı zamanda Kürtlerin birlik ve öz yönetim anlayışının güçlendirilmesine de katkı sağlıyor ve Rojava’daki Kürt varlığının tartışılamayacak bir noktaya ulaştığını gösteriyor” diye konuştu.
KÜRTLER ORTADOĞU’NUN EN DİNAMİK HALKIDIR
Geçici Şam Hükümeti ile QSD arasında imzalanan anlaşmanın önemine değinen Elyakut: “Kürtler Ortadoğu’nun en dinamik halklarından biridir. Hem direnme hem de örgütlenme konusunda gerekli ideolojik altyapıya, ulusal ruh ve stratejik bir anlayışa sahiptirler; bu nedenle onları kolayca yenmek ya da tasfiye etmek mümkün değildir. Bu anlaşma, Kürtler açısından önemli bir kazanımdır. Önümüzde bazı fırsatlar açıyor. Örneğin Kürt kadınının öncülüğünde kurulan yapılar, kadın ordulaşması gibi modeller bu süreçte nasıl yer alacak, bu henüz net değil.
Ancak şunu söyleyebiliriz: Kürtler bu süreci entegrasyon amacıyla başlattılar ve anlaşmayı imzaladılar, fakat entegrasyonun nasıl olacağı kritik bir sorudur. Anlaşmanın metninde ipuçları var; bu, demokratik bir Suriye sürecinin başlangıcı olabilir. Kürtlerin varlıkları güvence altına alınmalı, öz savunmaları sağlam temeller üzerine oturtulmalı ve kazanımlarının tartışılamayacak bir noktaya ulaşması sağlanmalıdır. Anayasal ve hukuki güvence sağlandığında Kürtler, Suriye’nin ve Ortadoğu’nun en dinamik halkı olarak yeni yaşamın öncüleri ve bölgenin değişim gücü olacaklardır.
Bugünkü Suriye rejimi, yani ‘Suriye Arap Cumhuriyeti’, radikal selefi güçler ve milliyetçi-dini karışımı bir yapıya sahip; bu nedenle Kürtlerin bu yapıya doğrudan entegre olması mümkün değildir. Ancak Kürtler kendi öz güçleriyle hareket eder, örgütlenmelerini güçlendirir ve diplomatik ilişkilerini etkin biçimde kurarlarsa, Suriye’nin geleceğini şekillendirecek kilit aktörler olarak yer alabilirler. Bu ancak içteki öz yönetim mekanizmalarının sağlamlaştırılmasıyla mümkün olacaktır. Kürtlerin inşa ettiği demokratik özerklik, diğer halklarla ortak yaşamın güvenceye alındığı bir Suriye’nin inşasında belirleyici rol oynayacaktır.”
GARANTÖR ÜLKELERE BÜYÜK SORUMLULUK DÜŞÜYOR
Anlaşmanın uygulanmasında garantör ülkelere büyük sorumluluk düştüğüne dikkat çeken Elyakut, “Amerika ve Fransa, bu anlaşmanın garantörü olabileceklerini açıkladılar ve bu diplomatik açıdan olumlu bir adımdır. Kürtlerin, herkesle ilişkilerini güçlendirmesi ve demokratik yollarla haklarını güvence altına alması gerekiyor. 50 yılı aşkın savaş ve kayıplardan sonra Kürtler, barışçıl yöntemlerle haklarını savunmayı tercih eden bir halktır. Bu süreç zorluklarla dolu olsa da, Kürtler her zaman barış yolunu seçmeye eğilimlidir.
Elbette kuşkular ve kaygılar da var; bunlar doğal. Ancak Ortadoğu’da ilk defa Kürtler bu kadar diplomatik alanda bir boşluk buldu ve bunu etkin şekilde kullanmaları gerekiyor. Amerika, İngiltere, Fransa ve İsrail gibi ülkelerle ilişkiler kurmak önemli; garantör ülke olmaları olumlu bir adımdır. Fakat Ortadoğu’da gücünü kurumsallaştıran ve varlığını güvence altına alan her güç başarılı olur. Bu nedenle Kürtlerin öz gücüne dayanması temel önceliktir ve uluslararası ilişkileri bu çerçevede yürütmeleri, haklarını korumaları için elzemdir” şeklinde konuştu.