GÖRÜNTÜLÜ

Eren: Sürecin ilerleyebilmesi için kurumsal güvenceler ve demokratik reformlar şart

DEM Parti Amed Milletvekili Serhat Eren, Önder Apo’nun 27 Şubat çağrısı ve barış sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, sürecin ilerleyebilmesi için devletin somut adımlar atması ve demokratik reformların hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.

SERHAT EREN

Kürt sorununun çözümüne ilişkin 27 Şubat 2025’te Önder Apo’nun yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın üzerinden bir yıl geçti. Çağrının birinci yıl dönümünde, Önder Apo tarafından “ikinci aşama” olarak tanımlanan yeni bir deklarasyon açıklandı.

Önder Apo’nun mesajını ve mesajın sürece yansımasını ANF’ye değerlendiren DEM Parti Amed Milletvekili Serhat Eren, şunları söyledi: “Evet, 27 Şubat 2025 çağrısının yıl dönümünü geride bıraktık. 2026 itibarıyla 27 Şubat’ta yeni bir çağrı yaptı. Doğrusu o çağrısında ilginç bir başlık da vardı. Bu başlıklardan biri de ‘negatif aşama’ydı. Negatif aşama tanımı, aslında sadece çatışmalı dönemi değil; aynı zamanda inkar politikalarının, güvenlikçi paradigmanın ve tekçi Cumhuriyet modelinin de tıkanmasını tariflediğini ifade ediyor. Dolayısıyla Kürtlere yalnızca direnme ve varlık aşamasında kalmanın ötesinde, artık kurucu ve inşa edici bir aşamaya geçilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Kürtlerin demokratik siyaset zeminine taşınması gerektiğini ifade ediyor. Yani silahlı mücadele yerine demokratik siyaseti ve hukuksal mücadeleyi esas alan bir yaklaşımı ortaya koyuyor. Aynı zamanda Kürt meselesini güvenlik zemininden çıkararak anayasal yurttaşlık ve demokratik katılım zeminine taşımayı hedefleyen bir perspektif ortaya koyuyor.”


Eren, Önder Apo’nun çağrısının yalnızca Kürt siyasetine değil, devlete de önemli sorumluluklar yüklediğini belirterek şöyle devam etti: “Öte yandan devletin de kendi içerisinde bir değişim ve dönüşüme tabi olması gerektiği çok açık bir şekilde ifade ediliyor. Yani devletin; demokrasiye, özgürlüğe, anayasal yurttaşlığa ve hukuk devletine dayalı bir dönüşümü kendi içinde gerçekleştirmesi gerektiği belirtiliyor. Cumhuriyetin tekçi yapısı yerine, Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti içerisinde statüsünün tanınması, dil ve kültürel haklarının kabul edilmesi gerektiği ortaya konuluyor. Bütün bunların da aslında demokratik cumhuriyet perspektifiyle, yani cumhuriyetin demokratikleşmesiyle mümkün olabileceği ifade ediliyor.”

‘BARIŞ SÜRECLERİ TEK TARAFLI İRADEYLE İLERLEMEZ’

Barış ve çözüm süreçlerinin karşılıklı irade ie güven temelinde ilerleyebileceğini, sürecin ilerlemesi için kurumsal güvencelerin oluşturulması gerektiğini vurgulayan Eren, şöyle konuştu: “Şunu ifade etmek gerekiyor: Barış ve çözüm süreçleri tek taraflı iradeyle ilerlemez, ilerleyemez. Barış yalnızca iyi niyet açıklamalarıyla tesis edilemez. Barışın ilerleyebilmesi için kurumsal güvencelerin olması gerekiyor. Kurumsal güvencelerin olmadığı yerde güvensizlik ortaya çıkar. Dolayısıyla Kürt halkının bugüne kadar ortaya koyduğu tarihi kararlar ve attığı adımlar ortadayken, devletin bugüne kadar somut bir adım atmaması ciddi bir güvensizlik yaratmış durumda. Bu güvensizliğin giderilmesi gerekiyor. Bunun için de toplum nezdinde bu sürece güven duyulmasını sağlayacak kurumsal güvencelerin oluşturulması gerekiyor.”

‘DEMOKRATİK REFORMLAR YAPILMALI’

Demokratik siyasetin tek seçenek olarak kabul edilmesinin devletin demokratik dönüşümüne bağlı olduğunu söyleyen Eren, bu kapsamda kapsamlı reformlara ihtiyaç olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Demokratik siyasetin tek seçenek olduğunun kabul edilmesi, ancak devletin bir değişim ve dönüşüm geçirmesine bağlıdır. Bu aynı zamanda demokratik reformların yapılmasını da zorunlu kılar. Bu sürecin sürdürülebilir olması için öncelikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması gerekiyor. Yine Sayın Öcalan’ın tutulduğu İmralı Cezaevi’nin mevcut statüsünün ortadan kaldırılması gerekiyor. Bunun yanında barış ilkesinin kabul edilmesi ve barış yasalarının hazırlanması gerekiyor. Barış yasaları kapsamında toplumsal ve siyasal yaşama katılımı sağlayacak düzenlemelerin yapılması büyük önem taşıyor.”

‘TOPLUMSAL VE SİYASAL YAŞAMA KATILIMIN ÖNÜ AÇILMALI’

Barış yasalarının kapsamına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Serhat Eren, bu yasaların toplumsal ve siyasal yaşama katılımı sağlayacak düzenlemeleri içermesi gerektiğini ifade ederek sözlerini şöyle tamamladı:

“Toplumsal ve siyasal yaşama katılımı sağlayacak yasalar derken şunu kastediyoruz: Silahlı mücadeleyi bıraktığını açıklayan, demokratik siyaseti tercih ettiğini ifade eden gerillaların toplumsal ve siyasal yaşama katılımını sağlayacak özel bir yasal düzenlemenin yapılması gerekiyor. Yine cezaevlerinde bulunan hasta tutsaklar başta olmak üzere binlerce tutsağın toplumsal yaşama katılımını sağlayacak yasal düzenlemelere ihtiyaç var. Bunun yanında, geçmişte siyasi faaliyetleri nedeniyle yurt dışına gitmek zorunda kalan binlerce siyasetçinin demokratik siyasal yaşama ve toplumsal yaşama katılımını sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır.

Ayrıca kayyum politikalarına son verecek ve yerel demokrasiyi güçlendirecek yasal düzenlemeler de yapılmalıdır. İfade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki yasal ve fiili engeller kaldırılmalıdır. Eşit yurttaşlık, anayasal vatandaşlık ve dil haklarına ilişkin yasal ve anayasal reformların hayata geçirilmesi, bu sürecin kalıcı ve sürdürülebilir olmasını sağlayacaktır.”