‘Eski dille yeni bir cumhuriyet inşa edilemez’

Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın birinci yılında Meclis’te hazırlanan komisyon raporunu değerlendiren DBP PM Üyesi Avukat Gülay Koca Öztürkoğlu, rapordaki dili eleştirerek “Eski dille yeni bir cumhuriyet inşa edilemez” dedi.

GÜLAY KOCA ÖZTÜRKOĞLU

Önder Apo’nun Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın üzerinden bir yıl geçti. Bu süre zarfında Meclis bünyesinde, İYİ Parti hariç tüm siyasi partilerin yer aldığı Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kuruldu ve komisyon, hazırladığı raporu kamuoyuyla paylaştı.

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) PM Üyesi Avukat Gülay Koca Öztürkoğlu, bir yıllık süreci ve açıklanan raporu değerlendirerek çağrının yalnızca bir ateşkes metni değil, çatışmalı sürecin sona erdirilmesini ve demokratik siyasetin önünün açılmasını hedefleyen tarihsel bir eşik olduğunu ifade etti.

Gülay Öztürkoğlu, sürecin iki aşamalı olarak ele alındığını; ilk aşamanın silahsızlanma, ikinci aşamanın ise demokratik entegrasyon olduğunu belirtti. Komisyon raporunda kullanılan dilin sürecin ruhunu yansıtmadığını dile getiren Öztürkoğlu, “terör” kavramı yerine kapsayıcı bir dilin tercih edilmesi gerektiğini vurguladı. Raporda temel hak ve özgürlükler, anayasal düzenlemeler ve özellikle umut hakkı gibi başlıklara yer verilmemesini eleştiren Gülay Öztürkoğlu, buna karşın Kürt sorununun Meclis çatısı altında ve geniş bir siyasi zeminde tartışılmasını tarihsel bir fırsat olarak nitelendirdi.

‘BU ÇAĞRI TÜRKİYE AÇISINDAN ÖNEMLİ BİR MİLATTIR’

Avukat Gülay Koca Öztürkoğlu, 27 Şubat çağrısının yıl dönümüne girildiğini belirterek sürecin siyasal ve tarihsel önemine dikkat çekerek şöyle konuştu:

“27 Şubat'ta Sayın Öcalan'ın yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, esasında çatışmalı sürecin sona erdirilmesi ve demokratik siyasetin önünün açılması vurgusuyla Türkiye açısından önemli bir milattır. Bu çağrıyı sadece bir ateşkes çağrısı olarak değil, aynı zamanda demokratik topluma giden yolu aydınlatan bir metin olarak görmek gerekiyor.”

‘BU, DEMOKRATİK ENTEGRASYONA GEÇİŞ SÜRECİDİR’

Gülay Öztürkoğlu, son bir yıllık süreçte Meclis bünyesinde yürütülen çalışmalara işaret ederek ikinci aşamaya geçildiğini kaydetti. “Geçtiğimiz bir yıllık süreç içerisinde Meclis bünyesinde, hemen hemen bütün partilerin yer aldığı Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu oluşturuldu. Bu komisyon, yoğun ve tartışmalı süreçlerin ardından İmralı’ya bir ziyaret gerçekleştirdi. Yine geçtiğimiz günlerde, tartışmalı bir sürecin sonrasında raporunu açıkladı ve bu raporun açıklanmasıyla birlikte ikinci süreci başlattı. Bu da demokratik entegrasyona geçiş sürecidir.

Nitekim Sayın Öcalan da en son 16 Şubat’ta heyetle yaptığı görüşmede bu toplantıyı demokratik entegrasyona bir giriş toplantısı olarak değerlendirdiğini belirtti. Aynı görüşmede, Kürtlerin dışlanmasının ve Kürtçenin yasaklanmasının inkarı ve isyanı ürettiğini ifade ederek, içinde bulunduğumuz sürecin inkarı ve isyanı sona erdirme süreci olduğunu; bunun koşullarının ve nasıl hayata geçirileceğinin konuşulması gerektiğinin altını çizdi.”

‘BU DİLLE YENİ SÜRECİN İNŞA EDİLEMEYECEĞİ AÇIKTIR’

Gülay Koca Öztürkoğlu, komisyon raporunda kullanılan dile ilişkin değerlendirmesinde metnin sürecin ruhunu yansıtmadığını, özellikle tanımlamalar ve kavram tercihlerinin eski yaklaşımı sürdürdüğünü vurgulayarak şunları söyledi:

“Sayın Öcalan’ın bu değerlendirmesinden hareketle komisyon raporuna baktığımızda, kullanılan dilin bu süreci karşılamaktan çok uzak olduğunu görüyoruz. Bu dilin, sürecin ruhuna ve hedeflenen demokratik toplumun inşasına uzak bir yaklaşım içerdiğini görüyoruz. Örneğin tanımlarda ve soruna yaklaşımda eski dil kullanılıyor; sürecin ‘terörsüz Türkiye’ süreci olarak tanımlanması ve Kürt sorunu yerine metin içerisinde ‘terör’ kavramının tercih edilmesi, eskide ısrar edildiğini gösteriyor. Bu dille yeni sürecin inşa edilemeyeceği de açıktır.”

Gülay Öztürkoğlu, sürecin adının ve hedefinin net olduğunu belirterek, kapsayıcı bir dilin gerekliliğine işaret etti ve temel haklar başlığında eksiklikler bulunduğunu belirtti. Demokratik toplumun inşasına odaklanılması gerektiğini şu sözlerle dile getirdi:

“Sürecin adı açık ve nettir: Barış ve Demokratik Toplum Süreci. Bu nedenle kapsayıcı bir dil kullanılması daha yapıcı olurdu. ‘Terör’ kavramı yerine bu çerçevede bir dil tercih edilmeliydi. Artık Kürt meselesini bir terör meselesi olarak görmekten ve bu dili kullanmaktan vazgeçmek gerekiyor. Yeni bir cumhuriyetin inşasından söz ediyorsak, eski dili, yaklaşımı ve inkarı terk etmek; dışlamayan, terörize etmeyen, kapsayıcı ve yapıcı bir dil kullanmak gerekir.

Asıl konuşulması gereken, demokratik toplumun nasıl inşa edileceği, temel hak ve özgürlüklerin nasıl güvence altına alınacağı, yasal statülerin nasıl sağlanacağı ve hukuksal düzenlemelerin nasıl yapılacağıdır. Metinde ana dil gibi en temel ve doğuştan gelen bir haktan söz edilmemesi ve raporda buna yer verilmemesi de eleştirilmesi gereken bir konudur.”

‘KÜRT SORUNUNUN MECLİS GÜNDEMİNE ALINMASI TARİHİ BİR FIRSATTIR’

Gülay Koca Öztürkoğlu, tüm itirazlara rağmen meselenin Meclis zemininde ele alınmasının tarihsel önem taşıdığını vurgulayarak şunları söyledi:

“Rapor yayımlandığı günden beri üzerine çok tartışma yürütülüyor, çok sayıda eleştiri yapılıyor. Elbette eleştirilmeli, elbette daha yapıcı bir şekilde nasıl dönüştürüleceği konusunda tartışmalar yürütülmeli. Ancak tüm bu olumsuzluklara ve eleştirilere rağmen Kürt sorununun Meclis gündemine alınmış olması, hemen hemen tüm siyasi partilerin yer aldığı geniş bir zeminde tartışılması tarihsel bir fırsattır. Bu durumun tarihsel bir anlamı da var. Rapor hazırlanırken farklı kesimlerin fikirlerinin alınmış ve geniş bir tabanda tartışılmış olması da önemlidir.”

Gülay Öztürkoğlu, söz konusu sürecin yüz yıllık politikalara karşı yeni bir imkan sunduğunu dile getirerek, bunun değerlendirilmesinin ortak sorumluluk olduğunu söyledi. DBP’li siyasetçi şu değerlendirmede bulundu:

“Belki de yüz yıl sonra ilk kez Meclis çatısı altında, bütün siyasi partilerin öyle ya da böyle tartışarak şekillendirdiği bir metin ve bir konu olması itibarıyla tarihsel bir anlam taşıyor. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın, Türkiye’nin yüzyıllık tek tipleştirme ve inkar politikalarına karşı Demokratik Toplum Manifestosu’nun öngördüğü ‘farklılıkların birliği’ ilkesini hayata geçirme; farklı kimlik ve inançların kendini eşit ve özgür bir biçimde ifade edebileceği ve statü sahibi olabileceği bir potansiyele sahip olduğu gerçeğinden hareketle, yakalanan bu fırsatın değerlendirilmesi ve eksikliklerin giderilmesi hem siyasi partiler hem de toplumun tüm kesimleri açısından tarihsel bir sorumluluktur. Etik ve vicdani açıdan bakıldığında da bu durum, yalnızca siyasi partilerin değil, toplumun bütün kesimlerinin omuzlarındaki tarihsel bir yük ve sorumluluktur.”

‘METİN, HUKUKSAL DÜZENLEMELER AÇISINDAN EKSİK’

Gülay Koca Öztürkoğlu, raporun hukuksal düzenlemeler açısından daha kapsamlı bir perspektif ortaya koyabileceğini, dolayısıyla da metnin bu yönüyle eksik kaldığını ifade ederek şöyle konuştu:

“Rapor, hukuksal düzenlemeleri de içeren daha geniş bir çerçeve ortaya koyabilirdi. Bu sürecin yürütücüsü olan Sayın Abdullah Öcalan’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen 12 yıldır umut hakkından yararlandırılmaması, bu konuda yasal bir düzenlemeye kavuşturulmaması en önemli aktörlerden birinin hâlâ fiziki özgürlüğüne kavuşmaması önemli bir başlıktır. Metinde umut hakkına hiç değinilmemiş olması da bir eleştiridir.

Metne baktığımızda, çoğunlukla zaten yasalarda var olan hususların vurgulandığını ve bunların daha geniş değerlendirilerek uygulanabilirliğinin sağlanmasının öngörüldüğünü görüyoruz. Oysa metnin bunun ötesine geçmesi gerekiyordu. Her bir hak talebinin ve demokratik ulusa giden her bir başlığın ayrı ayrı değerlendirilerek ortaya konulması gerekir.

Elbette bu komisyonun yasa yapma yetkisi yok. Ancak bu komisyon, bu görevi üstlenerek barış ve demokratik toplumun inşasında önemli bir rol aldı. Bu nedenle yapı taşlarının tek tek ortaya konulması; Meclis sorumluluğuna giren alanların ve anayasa değişikliği gerektiren başlıkların da açık biçimde anayasa değişikliğine atıfla vurgulanması gerektiğini düşünüyorum.”

‘BU TARİHİ FIRSAT TOPLUMUN TÜM KESİMLERİNE SORUMLULUK YÜKLÜYOR’

DBP PM Üyesi Avukat Gülay Koca Öztürkoğlu, demokratik çözümün yalnızca bir kesimi değil, tüm toplumu ilgilendirdiğini belirterek şöyle devam etti:

“Sayın Öcalan’ın sunduğu yol haritası, ancak yasallaştıkça Türkiye’nin Ortadoğu’daki demokratik model olma iddiasını güçlendirecektir. Bu, tarihi bir fırsattır ve toplumun tüm kesimlerine de tarihsel bir sorumluluk yüklemektedir. Demokratik çözüm ve yeni bir başlangıç sadece Kürtlerin değil; aynı zamanda Türkiye’nin, Türkiye halklarının ve tüm Ortadoğu halklarının geleceğini doğrudan ilgilendirmektedir.”

Gülay Koca Öztürkoğlu, sürecin başarısının yalnızca siyasi aktörlerin atacağı adımlara bağlı olmadığını dile getirerek toplumsal sahiplenmenin önemine de dikkat çekti. DBP’li siyasetçi şu değerlendirmede bulundu:

“Bu sürecin başarısı sadece siyasi aktörlerin göstereceği cesur adımlarla mümkün olmaz. Elbette siyasi aktörler bu süreçte daha cesur adımlar atmalıdır. Ancak en az bunun kadar önemli olan, toplumun tüm kesimlerinin demokratik taleplerini daha güçlü, daha örgütlü ve daha sahiplenici bir biçimde dile getirmesi; sürecin ve yasal düzenlemelerin takipçisi olmasıdır. Bu tarihsel sorumluluk, bugün Türkiye’de yaşayan tüm kesimlerin, demokratik bir Türkiye iddiası taşıyan herkesin sorumluluğundadır. Hepimizin daha cesur, daha kapsayıcı, daha yapıcı ve takip edici bir yaklaşım sergilemesi gerekir.”