Feride Eralp: Kadınların özgürlüğü emperyalist müdahalelerin piyonu olamaz

Feride Eralp, Ortadoğu’daki emperyalist müdahalelerin kadınlara özgürlük getirmeyeceğini vurgulayarak, bölge halklarını “kötünün iyisini seçmeye” zorlayan jeopolitik pazarlıklara karşı seküler, eşitlikçi ve enternasyonal bir dayanışma çağrısında bulundu.

FERİDE ERALP

Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi üyesi Feride Eralp, Ortadoğu'da ve özellikle İran’da tırmanan çatışmalar ile emperyalist müdahaleler gölgesinde kadınların özgürlük mücadelesini değerlendirdi. Bölgedeki askeri hareketlilik ve ekonomik çıkar savaşlarının halklara demokrasi getirme amacı taşımadığını belirten Feride Eralp, özellikle İran ve Suriye örnekleri üzerinden egemen güçlerin ikiyüzlü politikalarına dikkat çekti. Türkiye'deki NATO üslerinin bölge halklarının bombalanması için kullanılmasına karşı net bir duruş sergileyen Feride Eralp, kadınların haklarının jeopolitik hesaplarda birer “piyon” olarak kullanılmasına itiraz etti. İranlı kadınların “Jin Jiyan Azadi” isyanından güç aldıklarını ifade eden Feride Eralp, bölgenin geleceğinin ancak kadınların özne olduğu seküler ve demokratik bir düzenle kurulabileceğini vurguladı.

‘EMPERYALİST MÜDAHALELERLE KADINLARA ÖZGÜRLÜK GELMEDİĞİNİ ÇOK İYİ BİLİYORUZ’

Feride Eralp hem haziran ayındaki 12 Gün Savaşı’nda hem de şu an İran’a yönelik saldırıların ve bölgedeki jeopolitik güç savaşlarının kadın özgürlüğüyle bağdaşmadığını şu sözlerle vurguladı:

“Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak, gerek haziran ayındaki 12 Gün Savaşı’nda gerekse İran’a yönelik saldırılar başladığında yaptığımız açıklamaların temel hattı, İranlı feminist Şehrazad Mojab’ın söyledikleriyle de uyumludur. Ortadoğu’nun farklı halklarından kadınlar olarak şunu çok iyi biliyoruz: Dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda dizayn etmeye çalışan küresel ve bölgesel güçlerin emperyalist müdahaleleriyle kadınlara özgürlük gelmez. Burada küresel güç derken Amerika’dan, bölgesel güç derken de İsrail’den bahsediyorum; ancak Suriye örneğinde Türkiye için de aynı durum geçerli.

Jeopolitik ve jeostratejik güç dengesi kurmak, kaynaklara erişmek, küresel dominasyonu sağlamak ya da finans savaşlarında üstünlük kazanmak gibi gayelerle yürütülen bu süreçlerin hiçbirinde kadınların özgürlüğü hedeflenmedi.”

‘AMERİKA’NIN DERDİ HALKLARA ÖZGÜRLÜK DEĞİL, KENDİ ÇIKARLARINA UYUMLU REJİMLERDİR’

Egemen güçlerin müdahale gerekçelerinin hiçbir zaman demokrasi veya kadın hakları olmadığını belirten Feride Eralp, asıl amacın kaynaklara erişim ve siyasi uyum olduğunu dile getirdi:

“Ortadoğu’nun siyaset dengeleriyle şekillenen hayatlarımız var. Irak, Afganistan, Filistin ve hatta Vietnam örneklerinde gördük ki egemen güçlerin meselesi halklara veya kadınlara özgürlük getirmek değildir. Temel mesele bazen petrol kaynaklarına el koymak, bazen ticaret yollarına erişmek, en nihayetinde de kendi siyasetiyle uyumlu yöneticileri iş başına getirmektir. Evet, İran’da otoriter, baskıcı ve insanları idam eden teokratik bir rejim var; ancak Amerika’nın müdahale sebebi bu rejimin kadınlara veya Kürtlere hayatı dar etmesi değil, kendi çıkarlarından yana saf tutmamasıdır. Yerine getirmek istedikleri yapının daha demokratik veya cinsiyet eşitlikçi olması değil, ABD ve İsrail çıkarlarıyla daha uyumlu olması hedefleniyor.”

Feride Eralp, Suriye örneği üzerinden yürüttüğü kıyaslamada, uluslararası güçlerin demokratik değerlerden ziyade jeopolitik uyumlanmayı esas aldığını şu sözlerle özetledi:

“Suriye’de Esad rejiminin halka ve özellikle Kürtlere yönelik zulmü hepimizin malumu. Ancak Amerika’nın derdi bu zulümle değil, rejimin kendi çıkarlarıyla uyumlu hareket etmemesiyle ilgiliydi. Bugün Suriye’nin geleceği olarak parlatılan HTŞ’nin kadınlar, farklı halklar ve kimlikler için daha kapsayıcı olmak gibi bir iddiası yok. Oradaki temel mesele, hava sahasının kontrolü veya kaynakların kullanımı noktasında İsrail ve müttefikleriyle varılacak jeopolitik uyumlanmadır. Hedef özgürlük olsaydı, demokratik bir iddiadan yoksun yapılar çözüm olarak sunulmazdı.”

‘BÖLGEDE AMERİKAN HEGEMONYASINA VE NATO ÜSLERİNE HAYIR DİYORUZ’

Amerikan ve İsrail çıkarları üzerine kurgulanan bölgesel politikaların bölge kadınlarının geleceğiyle bir ilgisi olmadığını belirten Feride Eralp, emperyalist müdahalelere karşı net bir duruş sergilediklerini ifade etti:

“Amerikan ve İsrail çıkarlarıyla uyumlanma üzerinden kurgulanan bölgesel politikanın; bizlerin, bu topraklarda veya İran’da yaşayan kadınların çıkarlarıyla ve hayatlarıyla hiçbir alakası olmadığını çok iyi biliyoruz. Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak, İsrail’in Gazze’deki soykırımla başlayan bölge politikasına ve Amerika’nın sürdürdüğü bu savaşa yüksek sesle ‘hayır’ diyoruz. Türkiye’deki kadın hareketi, emperyalizmin argümanlarına prim vermeyen enternasyonalist bir pozisyon belirliyor. Bu noktada görevimiz; bölgede Amerikan hegemonyasına, NATO üslerine ve Türkiye’nin İran halkları aleyhine bir pozisyon belirleyerek bu savaşın içine çekilmesine karşı durmaktır.”

İnisiyatif üyesi Feride Eralp, Türkiye’deki askeri üslerin bölge halklarının bombalanması için kullanılmasına karşı çıkmanın temel sorumlulukları olduğunu şu sözlerle vurguladı:

“İran’da otoriter bir rejim altında yaşayan insanların bu rejime yönelik saldırılara verdikleri tepkileri dışarıdan yargılamayı doğru bulmuyorum. Bizim esas pozisyonumuz; Türkiye’nin bölgesel müdahalelerin ve Amerikan savaşının bir parçası haline getirilmesine itiraz etmektir. İncirlik ve Kürecik üslerinin kapatılmasını istemeye devam ediyoruz. Bu ülkenin toprakları ve üsleri, Gazze’de olduğu gibi bugün İran’da da insanların evlerinin bombalanması için kullanılmamalıdır. Kendi rolümüz üzerinden bu müdahalelere karşı çıkışı örgütlemeye çalışırken, aynı zamanda İranlı kadınların özgürlük mücadelesinin bizim de mücadelemiz olduğunu ve onlarla dayanışma içinde olduğumuzu her fırsatta hatırlatıyoruz.”

‘KADINLARIN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SAVAŞ VE BARIŞ TARTIŞMALARINDA İKİNCİLLEŞTİRİLEMEZ’

Ortadoğu’da halkların ve kadınların çıkarlarının birbirine zıt gibi gösterilerek bir mecburiyet iklimi yaratıldığını savunan Feride Eralp, dayatılan seçeneklerin ötesinde bir iradeye ihtiyaç olduğunu belirtti:

“Ortadoğu’da halkların çıkarları birbirine tersmiş gibi bir algı oluşturuluyor ve kim egemen güçlerle daha çok uyumlanırsa o kazanırmış gibi bir politika yürütülüyor. Kürt ve Filistin halklarının ya da kadınlarının çıkarları sanki farklı taraflardaymış gibi bir jeopolitik çerçeve kurularak toplumlar birilerine mecbur bırakılıyor. Biz ya molla rejimi ya Amerikan emperyalizmi ya HTŞ ya Baas rejimi gibi sunulan bu ikiliklere mahkum değiliz. ‘Kötünün iyisini seçmek’ üzerine kurulu bu düzene hayır diyoruz.”

Feride Eralp, toplumsal cinsiyet eşitliğinin bölgedeki tüm siyasi süreçlerin merkezinde yer aldığını ve bu konunun pazarlık konusu yapılamayacağını şu sözlerle ifade etti:

“Suriye’de en çok YPJ'nin entegrasyonu meselesini tartışıyorsak ve Suriye’nin geleceğinde kadınların rolü en kritik kırmızı çizgiyken; Afganistan ve İran’da ‘Jin Jiyan Azadi’ isyanı rejime karşı en örgütlü duruş olarak karşımızda dururken, kadın özgürlüğü meselesi asla ikincilleştirilemez. Türkiye’de de iktidarın en çok saldırdığı ama toplumu kutuplaştırmakta en başarısız olduğu alan kadınların eşitlik mücadelesidir. Ortadoğu’da ve dünyada barış üzerine konuşurken kadınların hayatını ve haklarını ilgilendiren bu mesele, üzerinden atlanabilecek bir ayrıntı değil; aksine, meselenin tam kalbidir.”

‘KADINLARIN ÖZGÜR OLMADIĞI HER KOŞUL İSYANA VE DİRENİŞE AÇIKTIR’

Küresel güçlerin ittifaklarını ilkeler değil, stratejik çıkarlar üzerine kurduğunu ifade eden Feride Eralp, bugün emperyalist odakların demokrasi getirme iddiasına bile ihtiyaç duymadan açık bir tahakküm savaşı yürüttüğünü vurguladı:

“Günümüz dünyasında savaşların ve saflaşmaların arka planında derin bir kaynak kavgası var. Petrol, su kaynakları, ticaret yolları ve nadir toprak elementleri üzerindeki egemenlik mücadelesi, ittifakların ilkesel değil, tamamen stratejik ve taktiksel kurulmasına neden oluyor. Her aktör, üstünlük kazanmak için her an bir diğeriyle ittifak yapabilecek şekilde pozisyonunu açık tutuyor. Eskiden emperyalist güçler müdahalelerine ‘demokrasi ve özgürlük’ kılıfı uydururdu; bugün artık buna ihtiyaç bile duymuyorlar. Meselenin tamamen bir dominasyon ve tahakküm oyunu olduğu artık tüm çıplaklığıyla ortadadır.”

Feride Eralp, tüm bu jeopolitik pazarlıkların ötesinde tek gerçek ilkesel meselenin kadınların eşitliği ve özgürlüğü olduğunun altını çizdi:

“Ticaret yollarının kimin olacağı veya hangi kaynağın kimin denetimine gireceği hesaplarının dışında kalan tek bir ilkesel konu var: Kadınların eşitliği ve özgürlüğü. Tüm toplumsal mücadelelerin tavizsiz bir şekilde sahiplenmesi gereken bu gerçek, süregelen savaşlarla bir kez daha teyit edildi. Kadınların özgür olmadığı, eşit görülmediği ve hayatlarını insanca yaşayamadığı her koşul, doğası gereği isyana, başkaldırıya ve direnişe açık bir zemindir. Yaşadığımız süreç bize bunu en somut haliyle gösteriyor.”

‘KENDİ GELECEĞİMİZİN ÖZNESİ OLDUĞUMUZ BİR BÖLGESEL DÜZEN İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ’

Otoriter rejimler altında yaşamanın ve bedel ödemenin ne demek olduğunu kendi deneyimlerinden bildiklerini ifade eden Feride Eralp, emperyalist müdahaleler karşısında hissedilen o derin çaresizliği anladıklarını dile getirdi:

“İranlı kadınların İslam Cumhuriyeti altında 47 yıldır yaşadıklarını birebir tecrübe etmedik ama otoriter bir rejimde eşit olamadan yaşamanın ne demek olduğunu kendi deneyimimizden biliyoruz. Bir gelecek hayal etme ufkunun elinden alınmasını veya dış müdahaleyle karşı karşıya kalındığında sevinememenin ağırlığını çok iyi anlıyoruz. Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişiminden sonra pek çoğumuz ‘bunun bedeli yine bize ödetilecek’ demiştik. Bugün bir emperyalist saldırının ardından yarının belirsizliğini ve yalnızlığını hisseden kadınların mücadelesine ancak derin bir saygı ve dayanışma duyabiliriz.”

Feride Eralp, bölgedeki İslamcılaşma projesinin halklara büyük zarar verdiğini belirterek, seküler ve eşitlikçi bir gelecek özlemini şu sözlerle paylaştı:

“İslamcılığın, emperyalist güçler tarafından seküler ve muhalif hareketleri bastırmak için bir araç olarak kullanıldığı bir coğrafyada yaşıyoruz. Suriye’de de gördüğümüz üzere bu proje, halklarımıza büyük zararlar verdi. Bizler, etnik ve mezhepsel ayrımlar üzerinden birbirine karşı kışkırtılan halklar olarak birilerinin imparatorluk projelerinde figüran olmayı reddediyoruz. Kadınların eşitliğinin ilkesel olduğu, seküler ve özgür bir bölgesel gelecek için kendi hayatlarımızın öznesi olmaya kararlıyız. Bombaların susması ve bu savaşın bitmesi için sesimizi yükseltmeye, birbirimizin mücadelesinden güç alarak devam edeceğiz.”

‘ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜN KİMSENİN ELİNDE BİR PİYON OLMASINA RAZI DEĞİLİZ’

Emperyalist güçlerin “özgürleştirme” vaatlerinin samimiyetten uzak olduğunu ve kendi ülkelerindeki pratikleriyle çeliştiğini belirten Feride Eralp, kadın haklarının jeopolitik bir araç haline getirilmesine şu sözlerle tepki gösterdi:

“Kadınları veya halkları özgürleştirmek bahanesiyle bomba atan emperyalistlerin en büyük ifşası, kendi ülkelerinde demokrasi vaadinden ne kadar uzak olduklarıdır. Bugün İran’daki baskıları savaş bahanesi olarak kullanan Trump, kendi ülkesinde kürtajı yasaklamak ve transların haklarını ellerinden almak için her şeyi yapıyor. Göçmenleri ve onlarla dayanışan vatandaşlarını silahlı muhafızlar aracılığıyla terörize ediyor. Kendi halkına çeşitli biçimlerde savaş açan bir zihniyetin aklına kadın özgürlüğü ve demokrasi, ancak bir ülkenin Çin veya Rusya ile ittifakını önlemek ya da petrol kaynaklarına hakim olmak söz konusu olduğunda geliyor.”

Feride Eralp, kadınların özgürlük mücadelesinin ancak enternasyonal bir dayanışmayla başarıya ulaşabileceğini ve erkek egemen düzenin farklı yüzlerine karşı uyanık olunması gerektiğini ifade etti:

“Biz kendi özgürlüğümüzün kimsenin elinde bir piyon veya argüman olmasına razı değiliz. Çok iyi biliyoruz ki bugün bizim özgürlüğümüzü bahane ederek birilerini yerinden edenler, yarın onların yerine yine bizim haklarımızla ilgisi olmayan bir başka erkek egemen düzeni inşa ederler. Enternasyonalist bir eşitlik ve özgürlük mücadelesi derken tam da bundan bahsediyoruz. Amerika’daki kadınların kürtaj mücadelesi de bugün bu ortak direnişin ayrılmaz bir parçasıdır. Özgürlüğümüzü ancak kendi özne olduğumuz bir mücadeleyle kazanabiliriz.”