Gazeteci Aykan Sever, ABD ve İsrail’in Batı Asya’da yürüttüğü savaşın ilk günlerini değerlendirirken Amerika’nın yıldırım saldırısıyla rejimi çökertmeyi hedeflediğini, İran’ın ise savaşı zamana yayarak direnmeye çalıştığını aktardı. Çin ve Rusya’dan gelen desteklerle İran’ın güçlendiğini, Amerika’nın kara harekâtı seçeneklerini gündeme aldığını ve Türkiye’nin bölgedeki hedeflerini bu süreçle örtüştürdüğünü vurguladı. Kürt partilerinin tarihsel ihanet deneyimlerinden dolayı temkinli davrandığını, olası bir rejim çöküşünün kaos yaratabileceğini söyledi. Sever, kapitalizmin savaş sanayisine dayalı yapısının çatışmayı sürekli kıldığını, halkların geleceğinin ise savaşla bağdaşmadığını ve barışın tek çıkış yolu olduğunu belirtti.
AMERİKA YILDIRIM SALDIRISIYLA REJİMİ ÇÖKERTMEYİ HEDEFLEDİ
Gazeteci Aykan Sever, ABD ve İsrail’in Batı Asya’da yürüttüğü savaşın beşinci gününde Amerika’nın ilk planını değerlendirdi ve şu ifadeleri kullandı: “İlk hamlede, Amerika beş farklı plan yürütecekti. Bunlardan ilki, aslında şu an uygulanan, bir tür yıldırım saldırıyla rejimi çökertmek ve rejimi pazarlığa zorlamaktı. Bu yıldırım saldırı kısmında başarılı oldular. Kırkın üzerinde İran rejimine ait yöneticiyi öldürdüler. Ama İran yönetimi anlaşılan o ki 12 günlük savaştan kendine göre bir ders çıkarmış hem askeri hem politik olarak savaşı zamana ve zemine yaymaya çalışıyor ve yenilmemeye oynuyor diyebiliriz. Mozaik savunma diye açıkladıkları 31 ayrı komuta merkezi kurduklarını bu komuta merkezlerinin birbirinden bağımsız hareket ettiğini ve merkez çöktüğü an askeri birimlerin çökmeyeceğinin garantisini almışlar kendilerine göre.”
Sever, İran’ın silahlanmasına ve dış desteklere dikkat çekerek özellikle Rusya ve Çin’in buradaki rolüne dair şunları söyledi: “Aynı zamanda kapsamlı bir silahlanma görüyoruz. 12 günlük savaşta silahlanma düzeyi tam olarak ortaya çıkmamıştı. Ancak çatışmanın öncesinde Çin’den ve Rusya’dan bazı takviyelerden söz ediliyordu. Çin’in özellikle füze desteği sağladığı anlaşılıyor. Bu durum açık kaynaklarda net biçimde görülmese de İran için önemli bir takviye anlamına geliyor. Çin için İran’daki çatışma bir ön cephe niteliğinde. Bu nedenle İran’a verilen destek, bölgedeki dengeler açısından büyük önem taşıyor. Gelinen noktada karşımıza çıkan tablo, İran’ın dış desteklerle güçlendirildiği ve bu sürecin daha da gerileceği yönünde.”
AMERİKA KARA HAREKATI SEÇENEKLERİNİ MASAYA KOYDU
Gazeteci Aykan Sever, ABD’nin hava saldırılarının rejimi yıkmaya yetmediğini gördüğünü belirterek kara harekâtı seçeneğinin de masada olduğunu söyledi: “Amerika, rejimi yeniden pazarlığa zorlamak ve aynı zamanda alaşağı etme kartını gündemde tutabilmek için kara harekâtını tartışıyor. Bu harekât için farklı alternatifler üzerinde duruluyor: Azerbaycan, Pakistan ve bazı Kürt güçleri. Azerbaycan dün itibariyle sınıra asker kaydırdı. Bu doğrudan işgal anlamına gelmiyor ancak rejimin çökmesi halinde Azerbaycan’ın müdahale edebileceği görülüyor.”
Sever, Pakistan’ın rolünün belirsizliğine işaret ederek şöyle devam etti: “Pakistan çok daha tali bir seçenek. Suudi Arabistan’la stratejik savunma işbirliği anlaşması var. Normal koşullarda Suudi Arabistan saldırıya uğrarsa Pakistan devreye girecekti. Ancak şu anda Suudi Arabistan karar veremiyor; doğrudan savaşa girip girmeme konusunda tereddütlü. İran’dan çekiniyorlar ve Amerika’nın kendilerini korumayacağını biliyorlar. Bu nedenle Pakistan’ın ne yapacağı da belirsiz. Yine de bir ihtimal olarak masada duruyor.”
AMERİKA’NIN SAVAŞTAKİ TUTUMU VE İÇ ÇELİŞKİLERİ
Gazeteci Aykan Sever, ABD’nin savaş politikalarını değerlendirirken herhangi bir ilkeye bağlı olmadığını vurguladı. Öte yandan ABD kamuoyunun ise savaşa desteğinin sınırlığı olduğuna dikkat çekti: “Amerika büyük güç olarak bu sürecin lideri konumunda. Ancak yönetim pervasız, herhangi bir ilkeye bağlı değil. Kendi halkına hesap vermediği gibi uluslararası alanda da sorumluluk taşımıyor. Rojava’da yaşanan deneyim, uzun vadede olumsuz manevraların nasıl sonuçlar doğurabileceğini gösterdi. Bu tablo, Amerika’nın hiçbir ilkeye bağlı olmadan hareket eden bir güç olduğunu ortaya koyuyor.
Son beş günde açığa çıkan veriler, halkın bu savaşa karşı olduğunu ortaya koyuyor. Onay oranı yalnızca yüzde 27 civarında. Bugün Kongre’de Trump’ın savaş yetkisi tartışmaya açılacak. Hem 12 günlük savaşta hem Maduro’nun kaçırılmasında hem de İran’la savaşta Trump’ın attığı adımlar Amerikan yasalarına aykırı. Cumhuriyetçilerden ve Demokratlardan tepkiler geliyor, güçlü olmasa da mevcut. Bunun nedeni Trump’ın yanlış yaptığını görenlerin varlığına rağmen ona karşı durmanın kolay olmaması. İnsanlar açıkça konuşurken bile başlarına bir şey gelebileceği kaygısını dile getiriyor. Bu korku, iktidardan gelebilecek şiddetin gerçekliğini gösteriyor.”
Gazeteci Sever muhalefetin zorluklarını ve demokrasi krizini ise şöyle özetledi: “Trump’a muhalefet etmek kolay değil çünkü iktidardan gelebilecek şiddet tehdidi gerçek. Amerika’da burjuva demokrasisinin kalıntıları bile giderek siliniyor. Bu savaşın yürütücüleri İsrail ve Amerika, yalnızca dışarıya değil, kendi halklarına da saldırıyor. Demokrasi kırıntılarını ortadan kaldırarak toplumun özgürlük alanlarını daraltıyorlar. Bu durum, halkın hayatlarının tehdit altında olduğu bir ortamı normalleştiriyor.”
KÜRT PARTİLERİ TEMKİNLİ
Sever, Amerika’nın kara harekâtındaki hedeflerini değerlendirirken Kürt partilerinin geçmiş deneyimlerden dolayı temkinli davrandığını vurguladı. Ona göre bu ihtiyatlı tutum, uluslararası güçlerin bölge halklarını defalarca yüzüstü bırakmasının bir sonucu: “Kara harekâtı meselesine ne olacağını tam olarak bilmiyoruz. Ancak burada Amerika’nın hedeflediği şey rejimin yıkılması için öne ayak olabilecek fırsatlar aramak. Kendine göre kurbanlar arıyor. Ancak benim gördüğüm şu, hem bu beşli koalisyon Kürt partileri hem de genel olarak Kürt siyaseti bu konuda temkinli. Zaten PJAK’ın bu yönde açıklamaları var. O açıklamalarda yoğunlaşan şey, üçüncü yol. Üçüncü yoldan kasıt Doğu Kürdistan’ın savunulması ve özellikle demokratik bir İran ve özerk bir yapıda olma hedefi. Ama teorik olarak bu şey olsa da pratikte nelerle karşı karşıya kalırlar, işler nereye doğru evrilir, belirsiz. Bu belirsizlikten dolayı da hem Güney Kürdistan partileri hem de Doğu Kürdistan partileri benim anladığım kadarıyla temkinliler.”
Tarihsel deneyimlerin bugünkü ihtiyatlı yaklaşımı nasıl şekillendirdiğini hatırlatan Sever, Halepçe’den Rojava’ya, Afganistan’dan 1991’deki Şii ayaklanmasına kadar yaşanan ihanetlerin bu güvensizliği pekiştirdiğini belirtti: “Sonuçta onların da bir deneyimleri var. Tarihten görüyoruz ki, özellikle Osmanlı’nın dağılmasından itibaren bölgeye müdahale eden güçlerin, örneğin İngilizlerin 1920’lerden itibaren bölgedeki çeşitli grupları isyana teşvik edip ya da çatışmaya teşvik edip daha sonra bir biçimde terk ya da ihanet ettiği birçok deneyim var. Yakın zamanda örneğin Rojava’yı gördük yine 1990’larda Halepçe’yi hatırlayalım. Halepçe’de kullanılan kimyasal silahı Saddam’a veren yine Batılılar. 91’de Bush, Şiilere isyan etme çağrısında bulunmuştu. Şiiler isyan etti. Ancak katliamla karşı karşıya kalırken Amerikan yönetimi onları terk etti. Çok bariz deneyimler var. Afganistan’da yaşananlar ortada.”
Sever, olası rejim çöküşünün yaratacağı kaos ihtimaline dikkat çekti. İran’da örgütlü toplumsal kesimlerin yokluğunun büyük bir risk olduğunu, bu senaryonun Amerika ve İsrail’in çıkarına olabileceğini söyledi: “İran’da rejim çökerse ne olur? Örgütlü Kürt hareketi dışında neredeyse diğer toplumsal kesimler örgütlü değil. İran büyük bir yer, doksan milyona yakın nüfus var. Çöktüğü an iktidarı devralacak ya da demokratik bir düzen şekillendirecek topluluklar ve inisiyatif yok. Dolayısıyla karşınızda bir kaos çıkar. Bu Amerika’yı ya da İsrail’i rahatsız etmez; tam tersine birbirini öldüren topluluklar yaratmak onların politikası. Çünkü sonuçta onlara dokunmamış olacak.”
REJİM AYAKTA KALIRSA NE OLUR?
Aykan Sever, rejimin ayakta kalması halinde devletin daha milliyetçi ve baskıcı bir çizgiye kayacağını, bunun da savaşın ateşkeslerle geçici olarak durmasına rağmen şiddeti yeniden üretecek bir zemin hazırlayacağını belirtti: “Rejim ayakta kalırsa daha şiddetli, daha milliyetçi ve demokrasi talep eden diğer topluluklara karşı baskıcı bir devlet ortaya çıkacak. Ancak bu savaşın nasıl gelişeceğini şu anda bilmiyoruz. Olası senaryolar daha çok bu yönde görünüyor. Amerika’nın gücünü tükettiği an anlaşılacak ki mevcut rejimin yöneticileri iktidarlarını kaybetmek istemiyor. Bu iki tarafı tatmin eder mi, etmez. Savaşın önüne geçmez ama yine de bir ateşkese yol açabilir; 12 günlük savaş sonrası olduğu gibi. Çünkü savaş lokal bir çatışma değil, dünya savaşı. Bugün burada dursa bile güçler dengesi köklü olarak değişmediği sürece yeniden şiddete gebe bir zeminle karşı karşıyayız.”
Kapitalizmin savaş sanayisine dayalı yapısını hatırlatan Sever, Amerika’daki iktidarın bu nedenle sürekli çatışmaya ihtiyaç duyduğunu ifade etti: “Amerika’daki iktidar özellikle savaşa ihtiyaç duyuyor. Sermaye kesimleri daha çok bu yönde hareket ediyor. Bugün kapitalizmin en önemli dinamiklerinden biri savaş sanayi. Bu sanayi böyle sürdüğü sürece, yani en önemli dinamik olmayı koruduğu sürece, şu ya da bu yerde savaş çıkarmaya devam edeceklerdir.”
TÜRKİYE’NİN KARA HAREKATI SEÇENEKLERİ
Türkiye’nin bölgedeki hedeflerini de bu çerçevede hatırlatan Sever şunları aktardı: “Türkiye’nin kendi gündemi var. Son 15 yıla yayılan bu hedefler arasında Suriye’de etkinlik kurmak, Rojava’yı statüsüz bırakmak ve Esad rejimini düşürmek, Ermenistan üzerinde etkinliğini artırmak ama bu iddiayı Azerbaycan’la da yapılan anlaşma sonrası ABD’ye kaptırdı. Bu hedeflerden bazılarını kısmen başardı. İkinci önemli hedef ise Musul ve Kerkük’ün, yani Güney Kürdistan’ın işgaliydi. Uzun süredir bölgede 139 askeri nokta ve karakol mevcut. Son dönemde bunlar helikopter pistleriyle güçlendirildi. Bu hazırlık yalnızca Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı değil; olası bir gelişmede Musul ve Kerkük’ün ele geçirilmesine ve Rojhilat’ın işgaline dönük bir planlama anlamına geliyor.”
Sever, Türkiye ile Amerika arasındaki stratejik ortaklığa dikkat çekerek olası bir operasyonda Türkiye kamuoyunun bu tür senaryolara hazır olduğuna işaret etti: “Türkiye’nin hedefleri, özellikle İran savaşı bağlamında Amerika’yla örtüşüyor. İsrail’le ilgili bazı çekinceler olsa da nihayetinde stratejik olarak birlikte hareket ediyorlar. Genişleyecek bir süreçte Türkiye’nin tutumu net değil. Hakan Fidan’ın açıklamaları ve son dönemde Trump’ın Güney Kürdistan yönetimiyle yaptığı görüşmeler, Türkiye’nin bu tabloyu yakından izlediğini gösteriyor. Türkiye, gelişmeleri kendi lehine çevirmek için her türlü olasılığı kullanmaya niyetli.
Türkiye’de kamuoyu maalesef böyle bir müdahaleye müsait. Kürtlerin olası hareketleri hem Güney Kürdistan’ın işgalini büyütmek hem de Rojhilat’a dönük bir operasyon için kullanılabilir. Türkiye, kendi sorumluluklarını örtbas ederek Kürtleri suçlayıp kurban haline getirerek bu süreçten çıkmayı hedefleyebilir.”
“HALKLARIN GELECEĞİ SAVAŞLA ÇELİŞİYOR”
Aykan Sever, bazı kesimlerin bölge halklarını savaşa sürüklediğini, bu ideolojik şiddetin gönüllüce kabul edilmesinin dikkat çekici olduğunu söyledi: “Kürtleri ve daha doğrusu bölge halklarını genel olarak savaşa itmeye çalışan birtakım kesimler var. Bunların çoğu görevli, yani kendi maaşlarının hakkını vermeye çalışıyor. Ancak yaydıkları ideolojik şiddete insanların gönüllüce boyun eğmesi ve onları düşünce adamı yerine oturtmaları dikkat çekici. Kürt halkının, bölge halklarının ve dünya halklarının geleceği kesinlikle savaşla çelişiyor. Biz savaşı durduramadığımız ve buna karşı üçüncü yol diye tabir ettiğimiz dünya çapında bir cephe örgütleyemediğimiz sürece başarısız olmaya mahkûmuz.”
Sever, savaş propagandasının halkların geleceğini temelden dinamitlediğini ve buna karşı net bir tavır alınması gerektiğini belirtti: “Dayatılan bir şey var: Amerika’yı mı savunuyorsunuz, İsrail’i mi savunuyorsunuz, İran’ı mı savunuyorsunuz? Bunları savunmak zorunda değiliz. Yaşamı, halkların geleceğini, barışı savunuyoruz. Bu savaşı öğütleyenler halkların geleceğini temelden dinamitlemekte ve başkalarına ölmeyi öğütlemektedir. Bu karşı olmamız gereken bir şeydir. Bu kesimlere selam dahi verilmemesi lazım, çünkü bu insanlığa ihanettir. Bırakın herhangi bir halkın çıkarı olmasını bu tavır doğrudan insanlığa karşıdır.”