HepsiJet kadın işçileri: Ne soğukta çuvalla çalışmak ne de sıcakta bayılmak kaderimiz!

HepsiJet Esenyurt Deposu’ndaki kölece çalışma koşullarına karşı haklı iş feshi yapan direnişteki kadın işçiler, “Kimse sıranın kendisine gelmesini beklememeli. Ne soğukta çuvalla çalışmak ne de sıcakta bayılma noktasına gelmek bizim kaderimiz” dedi.

Kaspi-kz şirketinin sahibi Kazakistanlı patron Mikheil Lomtadze’nin yüzde 65 hisseyle satın aldığı Hepsiburada’ya bağlı HepsiJET’in Esenyurt Deposu’nda dayatılan kölelik koşullarına ve onur kırıcı uygulamalara karşı haklı feshi yapan 28 işçinin, Ekmek ve Onur Derneği öncülüğünde direnişi kararlılıkla sürüyor.

İşçiler, 12 Ağustos’ta direnişlerinin 21. gününde, DEM-Parti Genel Merkezi ve DEM Parti Milletvekili Perihan Koca tarafından ağırlandıkları TBMM kürsüsünde seslerini duyurarak tekrar İstanbul’a döndü.

Direnişin öncüsü olan kadın işçiler, çalıştıkları koşulları ANF’ye anlattı. Tazminat haklarını alıncaya kadar direnmekten vazgeçmeyeceklerini vurgulayan kadın işçiler, “Kimse sıranın kendisine gelmesini beklemesin. Hak gasplarına, onur kırıcı uygulamalara hiçbir işçi izin vermemeli” dediler.

‘YEMEKLERDEN EN SON SALYANGOZ ÇIKTI!’

HepsiJet Esenyurt Deposunda 4 yıldır transfer merkezinde çalışan Tuğba İsteyici, gerek yemek gerek senelik izin konusunda olsun, hep sıkıntı yaşadıklarını aktardı. Yemekhaneden çıkan yemeklerin hijyensiz olduğunu belirten İsteyici, “Yemeklerin içinden kıl, ölü sinek çıkıyordu. En son salyangoz çıktı, artık midemiz kaldırmadı. Gün boyu bant sisteminde ağır koliler taşıyıp kaldırdığımız için acıkıyoruz ve yemek yemek zorunda kalıyoruz. Defalarca bu sorunu yetkililere iletmemize rağmen bir şey değişmedi. Hatta, ‘Sizin evinizde yapılan yemeklerden de kıl çıkabilir’ diyerek geçiştirdikleri de oldu” diye konuştu.

‘KIŞIN SOĞUĞUNDA ÇUVAL BAĞLAYARAK ÇALIŞIYORUZ, YAZIN SICAĞINDA BOĞULUYORUZ’

Bant sisteminin olduğu noktanın özellikle kışın çok soğuk olduğunu ancak ısıtıcı dahi getirtilmediğini anlatan Tuğba İsteyici, ısınmak için vücutlarına çuvallar sararak çalışmak zorunda kaldıklarına dikkat çekti. Yazın ise çok sıcak olduğunu ama buna rağmen vantilatör getirtilmediğini belirten Tuğba İsteyici, “Şimdi daha yeni, biz direnişe başladıktan sonra vantilatör takmışlar. Yoksa yazın aşırı sıcağında resmen boğuluyorduk, çok zor çalışıyorduk. Bir de gönderildiğimiz Hadımköy deposunda suları da kestiler. Elimizi yüzümüzü bile yıkayamaz hale geldik. Kaldı ki biz sürekli Domestos, deterjan gibi çeşit çeşit kimyasal ürün taşıyıp yüklüyoruz. Ama ellerimizi dahi yıkayamadan yemek yemek zorunda kaldık 5 gün boyunca. Normalde namaz kılarım ama su olmadığı için ondan da vazgeçtim. Artık ne diyelim, günahımız onların boynuna. Hiçbir şekilde bizim sağlığımızı düşünmediler” diye konuştu.

‘HASTANE YERİNE MÜLTECİ GİBİ KAMYONA BİNDİRİLİP BAŞKA BİR BÖLGEYE GÖTÜRÜLDÜM’

İş kazası geçirdiklerinde hastaneye dahi götürülmediklerine dikkat çeken Tuğba İsteyici, “Bir gün ağır kaldırırken fenalaştım. Nefes alamaz hale geldim. Çok ağır malzemeler geliyor. Onları banttan alıp teknelere atıyoruz. Ve çok hızlı çalışmamız gerekiyor çünkü malzeme banttan kaçtı mı tekrar geri geliyor. Öyle yüklenmişim ki fenalaştım. Beni hastaneye götürmek yerine kimsenin bu durumu görmemesi için mülteci gibi kamyona bindirilip deponun başka bir bölgesine götürüldüm. Orada kendime gelmemi beklediler” dedi.

‘SENELİK İZİN DE YOK: ROBOT OLSA ERROR VERİR’

İzinlerinin de keyfi olarak gasp edildiğini anlatan Tuğba İsteyici, ancak yalvar yakar yıllık izinlerini kullanabildiklerine dikkat çekti. “Bizim de dinlenmemiz lazım, sonuçta robot olsa error verir” diyen Tuğba İsteyici, şöyle konuştu: “Yıllık izin normalde bizim en doğal hakkımız. Ama gelin görün ki, burada bu hakkı bile isterken defalarca düşünüyoruz. Çünkü hasta olup da rapor aldığımızda bile primlerimizi kesiyorlar. O yüzden yıllık izin istemeden önce 1 ay düşünüyoruz. Benim üç çocuğum var. Borcumuz olduğu için çalışmak zorundayım ve onlara hiç vakit ayıramıyorum.

Mesailer de zorunlu. Mesela işe akşam 24.00’da gidiyoruz, normalde 08.00’da çıkmamız lazım ama iş bitmeden bırakmıyorlar. 10.00-11.00’a kadar tutuyorlar. Üstelik bu mesaileri bazen eksik yatırıyorlar, bazen de hiç yatırmıyorlar. Ancak üstüne düştüğümüzde ücretlerimizi yatırıyorlar.

En son bizi çöl gibi bir yere, Hadımköy deposuna gönderdiler. Orada daha da kötü koşullar vardı. Bence bunu bilinçli yaptılar, tazminat haklarımızdan vazgeçip istifa etmemiz için. Bu yıl içerisinde tazminatları birikenleri son zamanlarda, ‘Performans düşüklüğü’ adı altında işten çıkarmışlardı. Biz de haklı iş feshi yaptık. Bu defa da Hepsiburada ve HepsiJet, ‘Siz bizim elemanımız değilsiniz, TWR elemanısınız’ diyerek sorumluluğu üzerlerinden atmaya çalıştılar. Eğer Hepsiburada’nın, HepsiJet’in çalışanı değilsem neden iş elbiselerimizde HepsiJet yazıyor? Biz bu oyunların hiçbirine gelmedik, gelmeyeceğiz ve tazminatlarımızı alana kadar da direneceğiz.”

‘15 KİLO İLE SINIRLI DEYİP İŞE ALIYORLAR, 50-60 KİLOYA KADAR KARGO TAŞITIYORLAR’

HepsiJet deposunda 9 ay çalışan 21 yaşındaki Amine Yaşa, dört kişinin bakması gereken bantlara iki kişi baktıklarını ve günün sonunda pestillerinin çıktığını anlattı.

İşe başlamadan taşeron firma TWR tarafından, taşıyacakları kargoların 15 kilo ile sınırlı olduğunun söylendiğini ancak zamanla bu kilo sınırının aşıldığını belirten Amine Yaşa şöyle konuştu:

“Koşu bantlarının, tencere setlerinin de aralarında olduğu 50-60 kiloluk kargolar geliyor. Kadın-erkek ayrımı yapmaksızın sırtımıza yüklüyorlar. Özellikle kampanya dönemlerinde çok zorlanıyorduk. Öyle hızlı yüklemek gerekiyor ki bir gün banta bakarken, arkamdaki kolilere ayağım dolandı ve sırtüstü yere çakıldım. Belim çok incindi ama beni hastaneye götürmediler. İçeriye göndererek ‘Biraz dinlen’ dediler. Ben de kendi imkanımla hastaneye gittim. Doktor bana bir günlük rapor verdi ama hem primim hem de o günüm gitti. Ücretim kesildi.

O iş temposunda lavaboya gitmek istediğimizde bile izin almak zorunda kalıyoruz. Bir gün bir arkadaşım izin almadan tuvalete gitti, müdür yardımcısı hemen onu, ‘Tuvalete giderken izin alacaksın’ diye uyardı. Yemekler de çok kötü. İçinden kurtçuklar, ölmüş sinekler, böcekler çıkıyor. Bir de hiç hijyen yok.”

‘YEVMİYECİLERİ GETİRTİP GÜVENLİK ADI ALTINDA BİZİ ÇIPLAK ELLE ARATIYORLAR’

Özellikle en son çalıştıkları Hadımköy deposunda hiçbir iş kuralına uyulmadığını belirten Amine Yaşa, “TWR veya Metropol firmalarından yevmiyecileri çağırıp ‘Sen güvenliksin’ diyorlar. Onları kapıya koyup bizi çıplak elle arattırıyorlar. Bu getirilen yevmiyecilerin hiçbiri güvenlik değil, bizim gibi işçi ama üstlerine güvenlik yeleği giydirip ‘giriş çıkışlara bakacaksın’ diyerek görevlendiriyorlar. Önceki iş yerinde de mesela güvenlik kartı olan insanlar çalışıyordu” dedi.

Depodaki hem erkek hem de kadın şeflerle de çok sıkıntı yaşadığını anlatan Amine Yaşa, üç gün bir bölgede çalıştıktan sonra ansızın başka bir bölgeye verildiğine, bunun nedenini şefe sorduğunda ise “Canım öyle istedi” cevabını aldığına dikkat çekti.

Amine Yaşa, erkek şefle de telefondan ötürü sıkıntı yaşadığını, adamın kendisine “Sen çok telefonda konuşuyorsun” diye çıkıştığını, herkesin telefon kullandığını hatırlattığında ise şefin tutanak tutmakla tehdit ettiğini aktardı.

Yıllık izin konusunda da deponun müdürü Tolga Ziya’nın büyük sıkıntı çıkardığını belirten Amine Yaşa, “Ne zaman izin istesem depo müdürü Tolga Ziya, ‘Bu senin son izin hakkın, bir daha benden izin alamazsın’ diyor. Hasta oldum, boğazım çok ağrıyordu ama primimin ve günümün kesilmemesi için yine işe geldim ve hastaneye gitmek için Tolga Ziya’dan izin istedim. O da izin vermediğini söyleyerek beni hasta hasta çalıştırdı” diye konuştu.

‘KİMSE SIRANIN KENDİSİNE GELMESİNİ BEKLEMEMELİ, HAKKINI ARAMALI’

Bir daha bu depoda çalışmak istemediğini, tazminat hakları için direndiğini vurgulayan Amine Yaşa, hakkını alana kadar da vazgeçmeyeceğinin, direneceğinin altını çizdi.

Daha önceki depodaki kötü koşullara karşı dört kadın işçinin haklı iş feshi yapıp direnişe geçtiğini anımsatan Amine Yaşa, o zaman işlerini kaybetmeme adına onlara destek vermediklerine ve bugün sıranın kendilerine geldiğine işaret etti.

Kimsenin sıranın kendisine gelmesini beklememesi gerektiğini kaydeden Amine Yaşa, “Ağır yük taşımak zorunda değiliz. Ne soğukta çuvalla çalışmak ne de sıcakta bayılma noktasına gelmek bizim kaderimiz. Hak gasplarına, onur kırıcı uygulamalara hiçbir işçi izin vermemeli. Hakkını aramalı” dedi.