GÖÇİZDER Eş Başkanı Kamile Kandal, Suriye’de süren savaşın başından bu yana milyonlarca insanın zorla yerinden edildiğini, son dönemde ise HTŞ yönetiminin özellikle Kürt bölgelerine yönelik saldırılarının yeni bir göç ve insani kriz dalgası yarattığını ifade etti.
Kamile Kandal, Êfrin’den daha önce göç etmek zorunda kalan insanların bu kez Kobanê ve Hesekê çevresindeki saldırılar nedeniyle yeniden yerinden edildiğini, köylerden kent merkezlerine doğru yoğun bir iç göç yaşandığını aktardı. Kandal, insani yardımların engellenmesiyle birlikte bölgede ciddi bir yardım krizinin ortaya çıktığını söyledi. Buna rağmen Kürt bölgelerinde yaşayan halkın sınır dışına yönelmek yerine kendi topraklarında kalmayı tercih ettiğini vurgulayan Kamile Kandal, bunun halkın yerinden edilmelere karşı güçlü bir direniş iradesi taşıdığını gösterdiğini dile getirdi.
‘KÜRT BÖLGELERİNE SALDIRILAR YENİ BİR GÖÇ DALGASINI VE AĞIR BİR İNSANİ KRİZİ TETİKLEDİ’
Kamile Kandal, Suriye savaşı boyunca Suriye toprakları içerisinde altı milyonu aşkın insanın ülke içinde göç etmek zorunda kaldığını, bu sayıya yurtdışına gidenlerin dahil olmadığını belirterek şunları aktardı:
“Bölgeden bölgeye, şehirden şehre sürekli bir göç hali vardı. Suriye savaşı boyunca, Esad rejiminin sona ermesinin ardından yerine getirilen HTŞ ve Şam hükümetiyle birlikte özellikle Kürt bölgelerine yönelik saldırılar başladı. Alevilere ve Dürzilere yönelik saldırılar ve katliamlar yaşandı.
Kürt bölgelerine saldırılar başlayınca yeniden bir göç dalgası ortaya çıktı. Daha önce Êfrin’den Reqa ve Tabqa bölgelerine giden insanlar, son saldırılarla birlikte bu kez yeniden yer değiştirmek zorunda kaldı. Özellikle Kobanê çevresindeki köylerden kentlere, Hesekê etrafındaki köylerden kent merkezlerine doğru ciddi bir göç yaşanıyor. Bu durum, nüfus artışıyla birlikte ağır bir insani krizi beraberinde getiriyor. Kobanê’de elektrik yok, su yok, yakıt yok. Bunun, Tişrin Barajı’na HTŞ tarafından yapılan saldırılarla bağlantılı olduğunu çok iyi biliyoruz.
Şu anda açık bir insani kriz ve yardım krizi yaşanıyor. Bir tarafta insanların acil ihtiyaçları var, diğer tarafta ise bu yardımların engellenmesi durumu söz konusu.”
‘DÜNYA ÇAPINDAKİ TEPKİLER GERİ ADIM ATTIRDI’
Kamile Kandal, Suriye’de derinleşen insani krizin artık bölgesel bir mesele olmaktan çıktığını, Kürtlerin farklı coğrafyalarda gösterdiği ortak tepkinin sahadaki dengeleri etkilediğini ifade ederek şöyle devam etti:
“Bu insani kriz artık dünyaya ulaşmış durumda. Özellikle Türkiye’de, Avrupa’da ve Amerika’da bu durum büyük yankı yarattı. Kürtler, olası tehlike karşısında ayağa kalktı. Güney Kürdistan’da, Türkiye’de ve Avrupa’da insanlar sokaktaydı. Bu kitlesel tepki, Şam hükümeti üzerinde ve uluslararası kurumlar üzerinde baskı oluşturarak geri adım atılmasını sağladı.
Gelinen noktada dün bir anlaşma sağlandı. Bundan umutluyuz. Ancak bu anlaşmanın hayata geçmesi çok önemli. Aksi halde, yeni saldırıların başladığına daha önce tanık olduk. Özellikle göç alanında çalışan kurumlar açısından, göç eden insanların yaşadığı zorluklar nedeniyle bu süreci yakından takip ediyoruz. Bu nedenle beklentimiz ve temennimiz büyük.”
‘ANLAŞMA, SÜRECİN GELECEĞİ AÇISINDAN BELİRLEYİCİ OLACAK’
Kamile Kandal, bölgede yaşanan insani krizin yalnızca güvenlik değil, temel yaşam hakkı sorunu haline geldiğini, özellikle sınır kapılarının kapalı tutulmasının krizi derinleştirdiğini belirtti:
“Hem suya ve elektriğe erişim hem de insani yardımlar açısından özellikle sınır kapılarının açılması gerekiyor. Bu anlaşmayla birlikte elektrik ve suyla ilgili sıkıntıların çözüleceğine inanıyoruz. Ancak sınır kapıları kapalı olduğu sürece gıdaya erişimde çok büyük sorunlar yaşanacak. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin, Birleşmiş Milletler’in, bölgedeki gazetecilerin ve siyasi aktörlerin aktarımları da ciddi bir insani krize işaret ediyor. Bu durumun aşılması gerekiyor. En büyük sorumluluk bizlere düşüyor; burası bizim sınırımız ve Kürtlerin yaşadığı bölgeler.
Bu alanda çalışan tüm kurumlardan destek bekliyoruz; biz de katkı sunmaya çalışıyoruz. Türkiye’deki siyasi partilerden, DEM Parti’den Rojava’ya gidenler oldu; genel başkanlık ve milletvekilliği düzeyinde temaslar yürütüldü. Bunlar çok değerli ve anlamlı adımlar. QSD ile HTŞ arasında yapılan anlaşmanın, sürecin geleceği açısından belirleyici olacağına inanıyoruz.”
‘MÜRŞİTPINAR AÇILMADAN İNSANİ KRİZ AŞILAMAZ’
Yaşanan sürecin daha önce de bozulduğunu hatırlatan Kamile Kandal, bu nedenle temkinli davrandıklarını ancak insani krizin artık ertelenemez bir boyuta ulaştığını söyledi:
“Fakat tedbirimiz de var. Çünkü yaşanan süreçte bunların bozulduğunu da gördük. Bu anlamda, zorla yerinden göç ettirilen, daha doğrusu savaş ve saldırılar nedeniyle göç etmek zorunda kalan insanların yaşadıklarını ve katliamları duyurduğumuz kadar; yapılan insan hakları ihlallerini, işkenceleri ve tutuklamaları dile getirdiğimiz gibi, bugün yaşanan insani krizi, gıda ve ilaç krizini de duyurmamız gerekiyor.
Bu konuda Türkiye’ye ve diğer ülkelere sesleniyoruz. Özellikle sınır kapılarının, başta Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılması gerekiyor. İnsanlar bu taraftan yardım etmek istiyor, tırlar göndermek istiyor. Bu insani duyarlılık var; ama devlet o kapıyı açmıyor. En kısa zamanda açılması gerekiyor.
Gerçekten orada yardıma muhtaç insanlar var; ilaca, gıdaya, una ve daha birçok temel ihtiyaca erişemiyorlar. Dün Suruç’tan gönderilmek istenen tırlar geri çevrildi. Maalesef bunları izliyor, takip ediyoruz. İçler acısı bir insanlık dramı yaşanıyor.
Biz bunun çözüleceğine inanıyoruz. Çünkü bunu artık küçük bir bölgenin sorunu olarak görmüyoruz. Bu, dünyanın gözü önünde yaşanıyor. Dünya, Kobanê’deki kuşatmayı, Hesekê çevresindeki saldırıları, Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları izliyor. Bu nedenle çözüm yönünde uluslararası düzeyde bir baskının oluştuğunu ve bu desteğin çok anlamlı olduğunu düşünüyoruz. Ama tabii ki en başta orada yaşayan insanların kararlılığı ve direnişi çok önemli.”
‘KÜRTLER SAVAŞ KOŞULLARINDA BİLE YERİNİ BIRAKMAM İRADESİ GÖSTERİYOR’
Savaşın yarattığı ağır koşullara rağmen Kürt bölgelerinde yaşanan göç hareketlerini de değerlendiren Kamile Kandal, son saldırı sürecinde dikkat çekici bir direniş iradesinin açığa çıktığını da vurguladı:
“Şunu özellikle belirtmek isterim: Suriye savaşı boyunca Türkiye’ye yaklaşık beş milyona yakın Suriyeli geldi. Bu süreçte geri dönenler de oldu, kalanlar da. Biz bu başlıkta çok sayıda çalışma yürüttük, incelemeler yaptık, insan hakları ihlallerine dikkat çektik ve protestolar örgütledik.
Ancak son savaş sürecinde dikkat çeken çok önemli bir durum var. Savaşın şiddeti artmasına rağmen Kürt bölgelerinden sınır dışına kitlesel bir göç yaşanmadı. Daha çok şehirden şehre, bölgeden bölgeye, yani iç göç yaşandı. Bu da insanların kendi topraklarını terk etmeme iradesini gösteriyor. Bu çok önemli. Kürtlerin savaş koşullarında bile yerini, yurdunu bırakmama iradesi dünyaya gösterilmiş oldu. Biz bunu önemsiyoruz.
Ancak bize, kurumlara, duyarlı kesimlere, siyasi partilere ve uluslararası kamuoyuna düşen görev de bu iradeye sahip çıkmak, desteklemek ve insani yardımların önündeki engellerin kaldırılması için sorumluluk almaktır.”