Komisyon, meselenin tüm aktörlerini dinlemek zorunda

Meclis’teki komisyon toplantısına katılan İHD Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, komisyonda birçok eksiklik olduğunu belirterek, başta Önder Apo olmak üzere meselenin tüm aktörlerinin dinlenmesi gerektiğini vurguladı.

HÜSEYİN KÜÇÜKBALABAN

Kürt meselesinin çözümü için kurulan Meclis Komisyonu’nun beşinci oturumuna katılan kurumlardan biri olan İnsan Hakları Derneği (İHD), komisyona 11 maddelik öneri sundu.

Komisyona dair sorularımızı yanıtlayan İHD Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, başta Barış Anneleri’nin Kürtçe konuşturulmaması olmak üzere komisyona dair eleştiri ve önerilerini anlattı.

‘KÜRTÇEYE ENGEL, KOMİSYONUN GÜCÜNÜ VE ÇÖZÜM UMUDUNU ZAYIFLATTI’

Hüseyin Küçükbalaban, Kürt meselesinin temel çözüm adımlarından biri olan Kürtçenin kamusal alanda kullanımı baskı altındayken, Barış Anneleri’nin komisyonda Kürtçe konuşma isteğinin reddedilmesinin “şaşırtıcı” ve “anlaşılmaz” olduğunu belirtti. Bu durumun komisyonun gücünü ve çözüm umudunu da zayıflattığını ifade eden Küçükbalaban, şunları söyledi:

“Kürtçe meselesi zaten Kürt meselesinin temel çözülmesi gereken adımlarından birisi. Kamusal alanlarda Kürtçenin konuşulması, yazılması ve çizilmesi ciddi bir baskı altında. Bu komisyonda da bu durumun yaşanmış olması ayrıca ilginç ve şaşırtıcı. Çünkü zaten bu komisyonun kurulma gerekçesi, Kürt meselesinin çözülmesine ilişkin kamuoyu yaratmak, kanun teklifleri oluşturmak, onları TBMM’ye sunmak ve taraflarla görüşmek.

Ama bu komisyonun, özellikle de savaş ve çatışmada evlatlarını yitirmiş Barış Anneleri gibi bir grubun Kürtçe konuşmasına engel koymasını anlaşılır bulmuyoruz. Bu, tabii ki komisyonun gücünü ve komisyondan beklentileri zayıflatan, çözüm umudunu da biraz kıran bir durum yarattı. Umarız ve dileriz ki Meclis Başkanı ve komisyon gerekli özürleri diler. Bundan sonra da en azından böyle bir hataya ve yanlışa düşülmemesi için de gerekli tedbirleri alırlar.”

‘KOMİSYONUN YASAYA DAYANMASI GEREKLİ’

Küçükbalaban, savaşın 39 yıllık tanığı ve hatta sanığı da olduklarını dile getirerek, komisyona davet edilmelerinin önemine değindi. Ayrıca komisyonun yasal bir çerçeveye oturtulmamış olmasının büyük bir risk olduğunu belirtti. Geçmiş çözüm süreçlerinde dahi yasal düzenlemeler olmasına rağmen siyasetçilerin yargılandığı örnekler veren Küçükbalaban, mevcut durumun hem milletvekillerini hem de sivil toplum örgütü temsilcilerini ileride hukuki risklerle karşı karşıya bırakabileceğini ifade etti:

“Biz İHD olarak savaşın, çatışmanın, ağır insan hakları ihlallerinin, köy boşaltmaların, yargısız infazların, faili meçhullerin, gözaltında zorla kayıpların, toplu mezarların ve neredeyse işkencenin sanıklığını yapmış bir derneğiz. Sanıklık diyorum çünkü derneğimiz aynı zamanda hem bu süreçleri raporladı, kamuoyuna duyurdu hem de bu yüzden çok sayıda baskıya ve şiddete maruz kaldı. 23 arkadaşımız sadece faili meçhul cinayetlere kurban gitti. Onlarca, yüzlerce arkadaşımız hapis cezaları aldı. Halen hapiste olan 10 ve yargılamaları süren çok sayıda arkadaşımız da var.

Dolayısıyla biz, Kürt meselesinde çözüm konusunda 39 yıldır barışçıl yolların kullanılmasını ve barışçıl yollara şans verilmesi gerektiğine ilişkin ciddi mücadele yürüten derneklerden birisiyiz. Bu yönüyle, savaşın ve çatışmanın arşivleri devletin dışındaki STK’lara bakıldığında en yoğun şekilde bizde bulunuyor.

Bu çerçevede, 1 Ekim’de başlayan süreç, sonrasında Sayın Abdullah Öcalan’ın çağrılarıyla belli bir noktaya geldi. PKK’nin kongresini toplayıp fesih kararı alması ve akabinde sembolik silah bırakma töreni ile birçok kritik eşik aşıldı.Ama tüm bu kritik adımlara ve aşamaya rağmen, 11 Temmuz'a kadar devlet hiçbir adım atmadı. Devlet sadece bu komisyonun kurulması konusunda bir irade göstermiş oldu.

Bu komisyon da tabii ki, Sayın Abdullah Öcalan’ın önerisiydi. Sonrasında muhalefet partilerini de kapsayan bir öneriydi ve Cumhurbaşkanı da 12 Temmuz’da bir açıklama yaparak böyle bir komisyonun kurulması önerisinde bulundu. Daha sonra Meclis Başkanı, siyasi parti turları yaptı ve bir komisyon kuruldu.

Ama bu komisyon, yasayla kurulmuş bir komisyon değil. Biz bunu orada da ifade ettik. Yasayla kurulmamasının şöyle riskleri var: 2013- 2015 döneminde, yani o süreçteki çözüm sürecinde bile kadük de olsa bir yasa vardı. O dönemde Meclis’te çok fazla parti komisyonlara katılmamıştı; o zamanki adıyla HDP ile yürüyen bir komisyon kurulmuştu ve bir yasa çıkarılmıştı.

Bu yasa bile sonraki süreçte, yani masa devrildikten sonra heyetleri korumadı. Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın ve çok sayıda siyasetçinin bugün cezaevinde olmasının sebeplerinden birisi de o süreçte yapmış oldukları çalışmalar. Bu çalışmaların hepsi daha sonra suç olarak insanların önüne geldi ve yargılamalar yapıldı. Onlarca yıl insanlar cezaevinde kalmış oldu.

O deneyimden yola çıkılarak, başkanlık kararıyla değil de bir yasal çerçeveye oturmuş olsa, komisyon daha sağlıklı olacak. Sonuçta milletvekili dokunulmazlığı olsa bile bu çalışma sadece milletvekilleriyle yürüyen bir çalışma değil. Bizler de görüşlerimizi söylüyor, önerilerimizi yapıyoruz. Devletin ya da kamu görevlilerinin fail olduğu pek çok olayı anlatıyoruz. Yarın bunların önümüze bir iddianame olarak gelmeyeceğinin garantisi var mıdır?

Şimdi bu boyutuyla bile sivil toplum örgütlerinin orada özgürce kendisini ifade etme olanakları sınırlanmış durumda. Bu, yasal çerçevenin olmamasından kaynaklanıyor ve bir keyfiyet durumunda komisyon dağıtılabilir. Komisyonun böyle bir güvencesizlik durumu var; yani yasal güvencesinin olmadığı bir durum var.”

‘BU MESELE ALTI AYDA ÇÖZÜLMEZ’

Komisyonun çalışma sürelerine ve şekline de değinen İHD Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, komisyonun, son 40 yılı çatışmalarla geçmiş 100 yıllık karmaşık bir meseleyi ilk etapta altı ay gibi kısa bir sürede çözmeye çalışmasının yetersiz bir yaklaşım olduğunu belirtti. Ayrıca başta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olmak üzere meselenin tüm aktörlerinin dinlenmesi gerektiğini de vurguladı:

“Komisyon, son 40 yılı çatışmayla ve savaşla geçmiş 100 yıllık bir meseleyi çözmek için önüne ilk etapta altı aylık bir süre koymuş; bu, yeterli olmayan bir zaman dilimi. Çünkü böylesine çok boyutlu bir meseleyi altı ayda çözemezsiniz. Yani toplumu dinleyemezsiniz, barışı toplumsallaştıramazsınız, kanunları hazırlayamazsınız. Her ne kadar bunu ‘ikişer ay uzatabiliriz’ gibi bir şey ifade edilmiş olsa bile, bu yetersiz bir durumdur.

Bir diğeri, komisyon bugüne kadar beş toplantı yaptı. Ama tüm bu toplantıların öncesinde yapılması gereken şeylerden biri şuydu: Sayın Abdullah Öcalan, bu sürecin kritik aktörlerinden birisi ve 1 Ekim’den sonraki kritik adımlar Sayın Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla atıldı. Şu an ise Sayın Abdullah Öcalan’ı dinleme zahmetini önüne koymamış bir komisyon var. Oysaki kendisi en kritik taraflardan birisi ve onunla görüşülmesi gerekirdi. Ondan sonra sivil toplumla ve halkla buluşmalar gerçekleştirilebilir; ama bu yapılmadı. Biz zaten bunu önerdik ve bizce bu durum, komisyonun eksikliklerinden birisi.

Bir diğeri ise, az önce de ifade ettim, geçmiş deneyimlerden dolayı Kürt siyasetçiler, Kürt milletvekilleri, belediye başkanları ve parti yöneticileri hakkında açılan davalardan kaynaklı, bunların bir kısmı yurtdışına gitmek zorunda kaldı. Avrupa'da şu anda ciddi bir Kürt diasporası, siyasi kurumları ve basın örgütleri var. Onların da dinlenmesi gerekir. Komisyon, meselenin tüm aktörlerini dinlemek zorunda.

30 kişilik bir grup PKK militanı silah bıraktı. Bu grup kendisini ‘Barış ve Demokratik Toplum Grubu’ olarak ifade etti ve ‘Ankara’da siyaset yapmak istiyoruz’ dedi. Besê Hozat, okuduğu metinde bunu söyledi. Bu grubu dinlemeden, yeni silah bırakmayı nasıl sağlayabilirsiniz?”

‘BİRÇOK MESELENİN ORTAK ÇÖZÜM NOKTASI OLABİLİR’

Küçükbalaban, Türkiye'deki demokratik ortamın baskı altında olması, ekonomi kriz, kayyumlar, gözaltında kayıplar ve köy boşaltmalar gibi sorunların Kürt meselesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ve komisyonun bu bağları kurarak çözümler üretmesi gerektiğini ifade etti:

“Bu barışın sadece Türkiye'deki Kürtlerle ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti arasındaki bir barış olmadığını, aslında Orta Doğu'daki ve bütün dünyadaki Kürtlerle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir barışı olduğunu dile getiriyoruz.

Ortadoğu ve Türkiye’nin uluslararası alanda da diplomasisini, siyasetini, ekonomisini ve ilişkilerini engelleyen, ilişkilerini bozan meselelerden biri de Kürt meselesidir. Güney Kürdistan'la ilişkilerde bile PKK’ye yaklaşım bir ölçü olarak alınıyor; Suriye'deki mesele de böyle. Avrupa Birliği’yle ilişkilerde bunlar temel kriz noktaları; Amerika'yla ilişkilerde de bütün bunlar kriz noktalarıdır.

 Dolayısıyla burada hakiki, gerçekçi ve onurlu bir barış, aslında tüm dünyadaki Kürtlerle birlikte yaşayan halklarla ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir barışı olacak.

Örneğin, Sayın Abdullah Öcalan’ın ‘umut hakkı’ meselesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu konudaki kararı (işkence yasağı ihlali sayması) ve bu durumun Türkiye'nin uluslararası ilişkilerini olumsuz etkilediği unutulmamalı. Bu durum, sadece Sayın Abdullah Öcalan ile sınırlı kalmayıp, 4 bin siyasi mahkumu kapsayan bir sorun haline de gelmiştir.

Bu barış, ülkenin önünü açacak ve Kürtlerin dilinin, kimlik ve kültürel haklarının tanındığı bir ortam yaratacak. Yani tam da bütün halkların kendi kimliğini, inancını, tercihlerini özgürce yaşayabilecekleri bir ortamı yaratma barışı aslında.

Ama bunu sadece silahsızlanmaya endekslerseniz, bu süreç bir yerde tıkanabilir. Masa devrilebilir ve masa devrildikten sonra da sürecin nasıl gelişeceğini, en yakın örnek olarak 2013 ve 2015 yıllarında görmüş olduk. Akıl almaz bir şiddetin ve akıl almaz insan hakları ihlallerinin yaşandığı sekiz yıllık bir süreç var önümüzde. Bu sekiz yıldaki kayıplar, 32- 33 yıldaki can kayıplarının, ekonomik kayıpların vesairenin katbekat üzerinde. Bütün bunların görülmesi, bilinmesi ve bunlara göre davranılması gerekir.

Bu şiddeti ve çatışmayı ortaya çıkaran zemin ve sebepler vardır. Bu sebepleri araştırmak, üzerine gitmek, hesaplaşmak ve yüzleşmek lazım. Bütün bunlarla ilgili adaleti, geçiş dönemi adaletini sağlamak ve bu masayı buraya evriltmek gerekli. Sonrasında yasal düzenlemelerin ve anayasal güvencelerin gelmesi gerekir.

Kayyumlar meselesi, gözaltında kayıplar, köylerini boşaltılması gibi sorunlar; Türkiye'deki demokratik ortamın bu kadar baskı altında olması ve ekonominin kriz yaşıyor olması gibi sorunlar, Kürt meselesiyle ilgili sorunlardır. Bunları görmeden ve bunların bağını kurmadan, sadece şiddetin sonlanmasıyla yetinmek yetersiz kalır. Elbette ki öncesinde şiddet sonlanması lazım; buna uluslararası literatürde ‘negatif barış’ diyoruz.

Sonrasında ‘pozitif barışın’ adımlarının atılması lazım. Pozitif barışın adımları da yasal idarede birtakım tedbirlerin ve güvencelerin ortaya çıkmasıyla olur. Tabii bu silahsızlanmanın da bir prosedürü var. Uluslararası camiada ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Örgütü’nün silahsızlanma ilkeleri, dünyanın değişik yerlerinde yaşanmış çatışmaların çözüm yöntemleri var.

Masalar nasıl kuruldu, nasıl güvenceler sağlandı, sivil toplum ve toplum buna nasıl dahil oldu? Bütün bunların analiz edildiği, bunlara ilişkin uygun kuralların konduğu ve komisyonların oluşturulduğu bir süreç lazım. En son adım ise yüzleşme.

‘TÜM EKSİKLİKLERİNE RAĞMEN ÖNEMLİ BİR BARIŞ FIRSATI’

Küçükbalaban, komisyonun birçok eksiğine değinirken, yine de bu oluşumu bir barış fırsatı olarak değerlendirmek gerektiğini vurguladı:

“İnsan Hakları Derneği, savaşın ve çatışmanın en yoğun olduğu süreçlerde bile barışın tek yol olduğunu ifade etti. Bugün bu komisyon kuruldu; eksiklikleri ve yetmezlikleri var. Kürtçeyi engellemek gibi bir hatası var doğru, ama tüm bunlara rağmen bunu barışın bir fırsatı olarak görüyoruz.

Bu barış fırsatının, en nihayetinde muktedirlerin topluma sunacakları bir lütuf olmadığını biliyoruz. Toplumun, bu komisyonu eleştirisiyle ve yapıcı birtakım önerilerle hem güçlendirmesi hem de komisyonun görevlerini paylaşması gerekir. Komisyona yön vermesi gerekir. Burada da sivil toplum örgütlerine, insan hakları ve hukuk örgütlerine, kadın ve çevre örgütlerine, çok sayıda aydına, yazara ve basına düşen çok iş var.

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ’NİN KOMİSYONA SUNDUĞU ÖNERİLERİ

İnsan Hakları Derneği'nin Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban’ın komisyona daha sonra geniş halini de sunacaklarını belirttiği ve beşinci toplantıda sundukları 11 maddelik önerileri ise şunlar:

 1. Terörle Mücadele Yasası'nın kaldırılması.

 2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması (özellikle Osman Kavala, Gezi davası ve "umut hakkı" kararları).

 3. Hakikat ve Adalet Komisyonlarının kurulması.

 4. Toplu mezarların açılması ve kimliklendirme işlemlerinin yapılması.

 5. Yurt dışında hayatını kaybeden militanların cenazelerinin ülkeye getirilmesinde kolaylık sağlanması.

 6. İdare ve Gözlem Kurullarının kaldırılması.

 7. Hasta mahpusların tahliye edilmesi.

 8. Kayyum atamalarının sona erdirilmesi ve siyasi katılımın engellenmemesi.

 9. Yargının siyasetin bir aracı olarak kullanılmaması.

10. Kürt dil, kültür ve kimlik haklarının anayasal ve yasal güvenceye kavuşturulması.

11. Silahsızlanmanın uluslararası prosedürlere uygun, sivil toplumu ve toplumu dahil eden bir süreçle ele alınması.