‘Komplo emperyalist devletlerin Önderliğe karşı başlattığı bir savaştı’

15 Şubat Uluslararası Komplo’ya ilişkin konuşan YJA Star Komutanlarından Batufa Çekdar, “15 Şubat Komplo’su emperyalist devletlerin Önder Apo’ya karşı başlattığı bir savaştı. Fakat Önder Apo ve Kürt halkının mücadelesiyle bu komplo boşa çıkarıldı” dedi.

BATUFA ÇEKDAR

Önder Apo, İmralı’daki tecrit sisteminde geçirdiği 27 yıl boyunca büyük bir sorumluluk bilinci ve eşsiz bir emekle komplocu güçleri ve onların Kürt halkı üzerindeki planlarını boşa çıkardı. Özellikle 27 Şubat 2025’ten bu yana Barış ve Demokratik Toplum çağrısı temelinde tarihsel adımlara öncülük etmekte ve kalıcı bir çözüm geliştirmek için ısrarla çaba göstermektedir.

Önder Apo şahsında tüm Kürt halkına yönelik geliştirilen 15 Şubat komplosuna ilişkin YJA-Star komutanlarından Batufa Çekdar, ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.

Batufa Çekdar, değerlendirmelerinde Önder Apo gerçeğini ve onun öncülüğünde geliştirilen özgürlük mücadelesini ele alırken, komplocu güçlerin amaçlarını ve bunların nasıl boşa çıkarıldığını şu sözlerle anlattı: “Önder Apo aynı zamanda ideoloji, düşünce, felsefe ve Bilimsel Sosyalizm inancının yaratıcısıdır. Önder Apo, tarihin başlangıcından bu yana komünalist, ahlaki ve politik toplumsallaşmanın merkezi olan Kürdistan topraklarında doğdu. Bu nedenle Önder Apo, köklerinin hakikatine kendini adayan sadık bir evlat oldu. ‘Her bitki kendi kökü üzerinde yeşerir’ sözü, bu toplumsal ve tarihsel hakikatin kaynağına işaret etmektedir. Önder Apo, Demokratik Toplum Manifestosu’nda da ‘Komünalist olmayan sosyalist olamaz’ demiştir. Bu nedenle devrimci yürüyüşünün başından itibaren komünalist bir yaşam ve ilişki tarzına sahipti. Bu temelde sosyalist bir kişilik ve önderlik ortaya çıkarabildi.

Her inançta inanan ve inancıyla yaşayan insanlar vardır. Ancak o inancı kendi çıkarları için kullananlar da vardır. Önder Apo yalnızca sosyalizm inancına bağlı biri değildir. O aynı zamanda Bilimsel Sosyalizm’in ideolojisini, düşüncesini, felsefesini ve inancını yaratan kişidir. Kuşkusuz bir fikir, felsefe ya da ideoloji bedenleşmezse kalıcı olamaz ve tarihte yer edemez. Böyle bir ideolojinin bedenleşmesi, önce onu yaratan kişinin şahsiyetinde gerçekleşmeli ve ardından onu yaratan örgütlü yapının ruhu haline gelmelidir. Önder Apo’nun kendi şahsiyetinde ve dava arkadaşlarında başardığı gerçeklik budur. İlk grubu komünalist yaşamı esas alan bir yoldaşlar topluluğu olarak kurdu ve buna bizzat öncülük etti. İmralı işkence sistemindeki uzun ve ağır esaret yıllarından sonra da komünalist yaşam felsefesine dayalı bir topluluk oluşturdu; bu komünün en fedakâr, en mütevazı ve öncü bireyi oldu.

Zalim erkek egemen devletin ve onun kastik katil temsilcilerinin pençesinde yok edilmek istenen bir tarihi, kendi mücadelesiyle yeniden ayağa kaldırdı. Halkların, kadınların ve komünalist toplum tarihinin onurunu yeniden canlandırdı. Rêber Apo, ‘İnsanlık tarihi, kastik katillerin tarihinden ibaret değildir. Tarih iki kollu akan bir nehirdir. Tarih, komün toplum ile kastik katiller arasındaki savaştır. Tanrıça kadın, komün toplumun öncüsü ve yaratıcısıdır. Zalim ve kastik erkek ise emperyalist ve katliamcı sistemin öncüsüdür’ sözleriyle kadınların ve halkların onurunu yeniden görünür kıldı. Kastik katillere meydan okudu. Erkek egemen sistemin gölgesinde bırakılmak istenen komün toplum değerlerinin gerçek temsilcisi ve öncüsü oldu.

BU KOMPLODA ÇOK SAYIDA GÜÇ YER ALDI

Bu nedenle emperyalist komplo güçlerin planlarının önündeki en büyük engel Önder Apo idi. Özgür kadın çizgisi gerçeğiyle, savaşçı bir halk kimliğinin örgütlenmesiyle, fedakâr ve iradeli militanların yetiştirilmesiyle, komünal toplum tohumlarının yeniden canlandırılmasıyla ve tüm yaratıcı değerleriyle Önder Apo işgalcilerin planları için büyük bir tehditti. Önder Apo, ne kadar Kürt halkının ve Kürdistan’ın sadık bir öncüsü idiyse, o kadar da Mezopotamya halklarının ve genel olarak Ortadoğu halklarının gerçek bir öncüsüydü. Bu durum Ortadoğu üzerinde planları olan kastik katillerin nefesini daraltıyordu. Bu nedenle 15 Şubat komplosu, kadınların ve halkların umudu olan Önder Apo şahsında, kastik katiller tarafından gerçekleştirildi. Bu komploda yalnızca bir güç değil, çok sayıda güç yer aldı.

Bu karanlık plan, 33 ulus-devletin kastik katil temsilcileri tarafından planlandı. Komplonun stratejik planı, Kürt halkının ve Ortadoğu halklarının statü ve kimlik sahibi olmasını hiçbir zaman istemeyen İngiltere gibi devletler tarafından hazırlandı. 1982’den bu yana Önder Apo’yu takip eden İsrail istihbaratı Mossad, adım adım Önder Apo hareketini izledi; bölgesel güçlerin iş birliği ve Kürt ihanetinin rolü de komploda yer aldı. Ortadoğu’nun zenginlikleri iştahını kabartan ABD gibi hegemon güçler de planın hayata geçirilmesinde sorumluydu. Önder Apo’nun ifadesiyle Türk devletine düşen rol ise komplo güçlerinin planının gardiyanlığıydı. Kuşkusuz hegemon güçlerin çıkarları, Kürdistan’ı kendi aralarında parçalayan işgalciler ve Kürt hainliği birleştiğinde, insanlık tarihinde benzeri görülmemiş büyüklükte bir komplo tehlikesi ortaya çıktı. Önder Apo’ya yönelik komplo da böylesi kirli ve büyük bir ittifakın sonucu olarak gelişti.

Kısaca 15 Şubat komplosu; küresel hegemon güçlerin, Ortadoğu’daki statükocu güçlerin, Kürdistan’ı işgal eden devletlerin ve Kürt ihanetinin iş birliği sonucunda ortaya çıktı. 15 Şubat komplosu bir başlangıç değil, bir sonuçtu. Apocu hareket ortaya çıktığı andan 15 Şubat komplosuna kadar, Önder Apo şahsında birçok komployla karşı karşıya kaldı. Tutuklamalar, suikast girişimleri, ajan gönderilmesi, ‘O benim gizli ruhumdu’ dediği yoldaşı Haki Karer’in katledilmesi bunlardan bazılarıdır. Ayrıca 6 Mayıs 1996’da Şam’da bombalı araçla gerçekleştirilen suikast girişimi ve daha birçok kirli plan Önder Apo’ya karşı devreye konuldu. Ankara’dayken de kendisine yönelik bir suikast planı yapıldı; ancak aldığı tedbirlerle bunu boşa çıkardı. Önder Apo komplocu güçlerin varlığının farkındaydı. ‘Ben uyurken bile uyanığım; çünkü biliyorum ki Kürtlerin umutları bana bağlıdır’ diyordu.

ÖNDER APO KATLİAMCI AKLA KARŞI HALKININ YANINDA BİR YAŞAM SEÇTİ

Bu tarihsel sorumluluk bilinci, dikkat ve öngörüyle komplo planlarını boşa çıkarıyordu. Bu nedenle Önder Apo, diğer tüm planlar gibi 15 Şubat komplosunu da önceden fark etti. O dönemde yanında bulunan arkadaşlarıyla günlerce komployu analiz etti. Kürt halkını uyardı ve komplonun büyüklüğüne dikkat çekti. 9 Ekim 1998’den 15 Şubat 1999’a kadar onlarca kez MED TV yayınlarına katılarak hareketimize, halkımıza ve kamuoyuna komplo tehlikesini anlattı. Ancak daha önce, Önderliğimiz ülke dışına çıktığı andan itibaren, devrim imkânlarını geliştirdiğimiz alanlarda kadrolar yetiştirip ülkeye gönderirken, ülkede de Önder Apo için gerekli zemin ve koşulların oluşturulması gerekirdi. Doğrudur; büyük fedakârlıklar yapıldı ve bu yoldaşlık eksikliğini telafi etmek, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü sağlamak için ağır bedeller ödendi. Fakat henüz bu amaca ulaşılmadı ve mücadele sürmektedir.

Evet, Önder Apo 27 yıllık İmralı işkence sistemi koşullarında da eşsiz bir direniş ve mücadele yürüttü. Kendisi birçok kez şöyle dedi: ‘Esaretimin başlangıcında Kemal Pir gibi direnmeyi düşündüm ve kendimi her açıdan buna motive ettim. Ancak sonra düşündüm; ben öyle bir halkın önderiyim ki tarihte ilk kez tüm umutlarını bana bağlamış. Kadınlar var ve özgürlüklerini benim fikir ve düşüncelerimde görüyorlar. Ruhunu Önder Apo gerçeğinde bulan bir örgüt var. Ben Kemal Pir gibi direnebilirim; fakat bu direniş kısa sürer ve sonunda bu halk, bu hareket öndersiz kalır. Komplo büyüktü. Bu nedenle böyle bir mücadele ve direniş kararı aldım.’ Önder Apo’nun ifadesiyle, büyük amacı olmayanların 24 saat bile dayanamayacağı o sistemi, yıllar boyunca düşünsel ve paradigmatik üretim alanına dönüştürdü; sonunda da bir grup yoldaşıyla birlikte kendilerini “Felsefe Komünü” olarak tanımladı.

Son süreçlere dair bir görüşmesinde ise şöyle demişti: ‘İnsanın motivasyonunu güçlendiren şey sorumluluktur.’ Gerçekten de Önder Apo’nun tarihsel ve büyük sorumluluğu, böylesi güçlü bir motivasyonun kaynağı oldu. Bu nedenle en ağır koşullarda bile tarihsel, sosyolojik ve felsefi analizlerde derinleşebildi; bunun sonucunda yalnızca Kürt halkı ve Kürdistan için değil, bölge ve dünya halkları ile tüm kadınlar için de özgürlük kaynağı olan bir paradigma geliştirdi. Önder Apo’nun komplo güçlerine ve 15 Şubat komplosuna verdiği yanıt işte böyle oldu. Doğrudur; Önder Apo 27 yıldır böylesi ağır bir tecrit ve işkence sistemi içinde tutulmaktadır. Ancak o, ruhen, fikren ve psikolojik olarak hiçbir zaman bu esaret koşullarına teslim olmadı. O alanı, tarihte benzeri görülmemiş ölçüde eşsiz bir üretim sahasına dönüştürdü.

Neden tarihte benzeri görülmemiş diyorum? Çünkü halkların, inançların ve toplumsal devrimlerin birçok öncüsü ağır esaret ve işkence koşullarına maruz kalmıştır. Birçoğu direniş göstermiş, onurunu, halkını ve inancını korumuştur. Fakat Önder Apo gibi o koşulları böylesine büyük bir düşünsel, tarihsel, sosyolojik, felsefi, pratik-politik ve demokratik siyaset bilimi üretimine dönüştürüp bunu güçlü bir paradigmatik formülasyona ulaştıran başka bir örnek yoktur. Önder Apo bunu başardı ve bir kez daha tarihe damgasını vurdu. Bu şekilde, komplocu güçlerin ölümcül aklına karşı, onurunu ve halkının onurunu büyüten, mücadele ve direnişle dolu bir yaşamı seçti. Önder Apo’nun bu yaşam felsefesi, ölüme karşı özgür bir yaşamı tercih etmekti.

KOMPLO ÖNDER APO’NUN DURUŞU VE KOLLEKTİF MÜCADELE SAYESİNDE BOŞA ÇIKARILDI

Bu nedenle 15 Şubat komplosu gerçekleştiğinde Rojbîn Ereb, Berwar Çelê, Şaristan Botan, Teyhan gibi Apocu fedailer ve onlarca yurtsever, ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ eylemleriyle komploya yanıt verdi. Komplocu güçlere açık bir mesaj vererek, ‘Önder Apo’ya uzanan eli kırarız’ dediler. Yine Önder Apo’nun komplo gerçekleşmeden önce halkı hazırlayan ve uyaran öngörüsü ile fedai eylemleriyle, Önder Apo’nun etrafında bir ateş çemberi oluşturdular. Kürt halkı, Kürdistan’ın dört parçasında ve Kürtlerin yaşadığı her yerde alanlara aktı. ‘Güneşimizi Karartamazsınız ve Önderliksiz Yaşam Olmaz’ sloganlarıyla milyonlar meydanlara çıktı.7’e 70’e yüzlerce yurtsever ve tutsak, bedenini ateşe verdi; kendilerini bir ateş topuna dönüştürerek komplocu güçlere ‘Bu ateş yalnızca bedenimizi değil sizi de yakacaktır’ mesajını verdi.

Kürt halkı, Kürt kadınları öncülüğünde, ilk kez Önder Apo gibi bir öndere sahip olma şansını yakaladığını ve bu şansın bir daha ele geçmeyeceğini biliyordu. Bu nedenle tüm gücü ve varlığıyla Önderliğin emeğine sahip çıkmak istedi. Tarihte halkımız “Reşemî” dediği Şubat ayında, o sert kış koşullarında gece gündüz sokaklarda kaldılar. Soğuğa rağmen, yüreklerindeki ateşle bedenlerini ısıttılar ve alanları terk etmediler. Başta Kuzey Kürdistan ve Türkiye olmak üzere tüm Kürdistan’da meydanları işgalcilere ve komplo güçlerine adeta cehenneme çevirdiler. Türkiye yandı. Dünya sarsıldı. Aç, uykusuz ve durmaksızın, tek yürek olarak Önder Apo’ya bağlılıklarını dile getirdiler ve mücadelelerini sürdürdüler. Bu kez büyük bir öfkeyle, adeta ateşten bir sel gibi alanlara aktılar. Halkın bu öfkeli akışı, Önder Apo’ya olan bağlılığın düzeyi komplocu güçlere açıkça gösterildi. Önder Apo’nun emeğiyle örgütlenmiş bir halkın iradesini ve öfkesini gördüler.

Gerilla güçleri ise bedenlerine bombalar sararak fedai ruhla işgalcilere ve komplocu güçlere karşı alanları sarsacak bir irade ortaya koydu. Böylece Kürtlerin artık Sevr ve Lozan dönemindeki Kürtler olmadığını, kendi kaderlerine sahip çıktıklarını gördüler. Komplocu güçler, “Böylesi büyük bir tepki beklemiyorduk” demek zorunda kaldı ve tarihsel mesajı aldılar. Önder Apo, Kürtlere ve kadınlara yeni bir kimlik kazandırmıştı; bunun sonucu da böyle açığa çıktı. Komplo, Önder Apo’nun tarihsel duruşu, Kürt kadınlarının öncülüğündeki kolektif mücadele, Kürt halkının serhildanı ve derin bağlılığı sayesinde boşa çıkarıldı. Komplocu güçler amaçlarına ulaşamadı. Önder Apo’yu fiziki olarak yok edemediler. Kürt halkının ve kadınların umudunu kıramadılar. Apocu hareketi tasfiye edemediler.

KÜRTLER ÖLÜMÜN KIYISINDA KANATLANDI

Kürtler ölüm çukuruna sürüklenmedi; tersine, o çukurun kenarında Önder Apo’nun öncülüğünde kanatlanıp uçtular. O kanatlar büyüdü ve tüm özgürlük isteyen halklar ile mücadeleci kadınlar için bir başarı ufkuna dönüştü. Kürtler ölümün kıyısında kanatlandı; ölümü ve komplo güçlerini alt etti. Önder Apo’nun inşa ettiği halk ve örgüt gerçeği budur. Elbette bu duruş karşısında komplocu güçler de boş durmadı. Fiziki olarak yok edemedikleri Önder Apo’yu, 27 yıldır süren İmralı işkence sistemiyle etkisizleştirmeye çalıştılar. Onu yavaş yavaş, adım adım o işkencehanede tüketmek istediler. Hegemon güçlerin anlayışıyla, Kürtleri sürekli yaralı bırakmak ve bölgedeki statükocu iş birlikçilerini bu yolla ayakta tutmak istediler. Düşman Önder Apo’yu sürekli abluka altında tuttu ve Türkiye devleti de her fırsatta Önder Apo’ya, özgürlük hareketine ve Kürt halkına karşı saldırı planları yürüttü.

Kendi amaçlarına ulaşmak için tüm uluslararası haklarını da ihlal ettiler. Yani, Önder Apo ve halkımızın özgürlüğü ve tüm hakları ellerinden alındı. Yıllar boyunca ağır şartlar ve koşullar altında esaret devam etti. Bu 27 yıl boyunca Önder Apo’nun ayağı toprağa basmadı. Doğada özgür bir yürüyüş gerçekleştiremedi. Tüm bunlar, komplocu güçlerin hâlâ sahada olmasından kaynaklanıyordu. Zira Önder Apo, tüm komplocu ve katil güçlerin dikkatini çekiyordu. Bu durum, kapitalist modernite sisteminin modern Leviathan’ı haline gelmişti. Önder Apo’nun esareti, 33 devletin ve diğer güçlerin içinde olduğu uluslararası bir komplo sonucu ortaya çıkmıştı; aynı şekilde esaret ve işkence sistemi de, bu güçlerin kararıyla uygulanıp sürdürülüyordu. Önder Apo’nun fiziksel özgürlüğü, Kürtlerin statü kazanması anlamına geliyordu. Ancak komplocu güçler hâlâ kendi komplocu planlarında ısrar ediyor ve tüm planlarını bölge üzerinde uygulamaya koymak istiyorlardı; bu politikalarını sürdürmeye devam ediyorlar.

 Bu nedenle, Önder Apo, yarım asrı aşkın bir süreyi, ağır bir tecrit ve işkence sistemi içinde geçirdi. Önder Apo, özgürlükçü halkların öncüsü olarak birkaç metrekarelik bir alanda nefes almak zorunda kalsa da mücadeleye devam etti. Bu durum yalnızca 2007 yılı ile sınırlı değildi. Önder Apo’nun penceresinin önüne gelecek bir kuş bile, onun yaşamını etkileyecek şekilde engellendi. Ona canlı hiçbir şey verilmedi. Önder Apo’nun doğayla bütünleşmiş bir hayatı sürdürmek istemesi engellendi. 16 yıl boyunca Önder Apo yalnız başına İmralı Adası’nda kaldı. 16 yılın ardından yanına 3 arkadaş getirildi. Ancak onlar da haftada sadece birkaç dakika görüşebildiler. Üstelik onlar da onlarca kamera, gardiyan ve tecrit koşullarının gözetiminde görüşme yapabiliyorlardı. Yaklaşık 10 yıl süren ağır bir tecrit uygulandı. Leyla Güven ve arkadaşlarının öncülüğünde gerçekleştirilen büyük ölüm orucu eylemlerinde 9 arkadaşı fedai eylem yapmasının ardından birkaç kez görüşmeler sağlandı ve görüşmeler yeniden engellendi.

ÖNDER APO TARİHE YENİ BİR BAKIŞ AÇISI KAZANDIRDI

Hareket ve halk olarak yıllarca Önder Apo’dan bilgi alamadık. Bu, Önder Apo’nun ve onunla bütünleşmiş Kürtlerin karşı karşıya olduğu büyük bir tehdidi gösteriyordu. Komplocu ve işgalci güçler, Kürtleri bu yöntemle ‘terbiye’ istediler. Ancak bu plan, komplocuların kendi akıllarında bile boş bir fantezi ve geçersiz bir fikir olarak kaldı. Önder Apo’nun yanında ve dışında fedai gerilla ordusu ve onurlu halkımız, uzun bir süre boyunca alanlarda mücadele ve direnişi sürdürdü. Önder Apo, İmralı’daki tecrit sisteminde de sayısız yazı, değerlendirme ve analizle süreci yöneterek, 9 Savunma, bir yol haritası ve 5 politik-pratik analiz kitap ile toplumsal örgütlenme ve demokratik toplum inşasına katkı sağladı; son olarak da Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu ile tarih sahnesine damgasını vurdu. Önder Apo’nun her yazdığı kitap, tarihsel, sosyolojik, felsefi ve bilimsel açıdan eşsiz bir güç taşıyordu.

Tüm bu çalışmalar bir araya geldiğinde büyük bir mucizeyi oluşturdu ve Önder Apo, kapitalist modernitenin ve kastik katil sisteminin temsilcileri karşısında, onların asla bu etkili çalışmayı bozamayacaklarını ortaya koydu. Tarihe yeni bir bakış açısı kazandırdı, mücadele eden kadınların ve halkların tarihini yeniden tanımladı. Aynı zamanda çağın diktatörleri ve kastik katillerin tüm maskelerini düşürdü; korku ile örttükleri sırları açığa çıkardı ve toplumsal tarihin kadınlar açısından karanlıkta kalan bölümünü aydınlattı. Bu, kadınlara, halklara ve Kürt halkına büyük bir miras bıraktı. Önder Apo’nun Savunmaları 22 farklı dile çevrilmiş ve on binlerce tarihçi, sosyolog, bilim insanı, filozof, devrimci ve milyonlarca özgürlük savunucusu tarafından okunmuştur. Savunmalar ders kitaplarına ve müfredatlara dahil edilerek onlarca üniversite ve yüzlerce akademi tarafından eğitim materyali olarak kullanılmıştır.

Önder Apo’nun bildirgeleri, tarihsel, sosyolojik ve felsefi araştırmalara kapı aralamış, yeni cesaret ve anlayışlar kazandırmış ve akademik çalışmaları kısaltıcı ve yönlendirici bir kaynak haline getirmiştir. Tarihi ve karanlık koşullar altında kastik katil güçlerine rağmen, halk ve kadınlar kendi haklarını elde etme gücünü ve kararlılığını kazandılar. Gençler, kapitalist sistem içinde varlıklarını yitirmiş ve kaybolmuş bir şekilde yaşarken, bu Savunmalar tünelin sonunda bir ışık gibi parladı ve gençler bu Savunmalar aracılığıyla kendilerini buldular, zihinleri açıldı. Gözleri açıldı ve gerçeği görebildiler. Gençlerin yüreğinde, anlamlı ve gerçek bir yaşam umudu filizlendi. Savunmaların özü ve genel olarak Önder Apo’nun İmralı’da ortaya koyduğu teorik ve paradigmatik külliyat, kapitalist moderniteye karşı en güçlü alternatifleri sundu. Artık toplum, halk ve kadınlar bir modele veya alternatife sahipler.

Savunmalar Önder Apo’nun ve halkımızın özgürlüğü için adeta bir hukuki kapı açtı. Komplocu güçler karşısında Savunmaların ve manifestonun yankısı büyük oldu; halklar, toplumlar, kadınlar ve akademik araştırmacılar üzerinde büyük bir etki yarattı. Dünyanın yedi kıtasında Kürt halkıyla dayanışma kapıları açıldı. İlk kez, halklar ve kadınlar, modern kapitalist Leviathan’lar karşısında kolektif ve komünal bir mücadele perspektifine sahip oldular. Önder Apo’nun yarattığı özgür yaşam felsefesi burada hayat buldu. Dolayısıyla Önder Apo’nun başlangıçtan itibaren geliştirdiği düşünceler, özellikle İmralı’da ortaya koyduğu perspektifler, tüm dünya halkları, kadınlar ve halkımız için özgürlük perspektifi sunuyor. Önder Apo’nun politik pratiği ve yöntemi, gerçeğe ulaşmayı daha da güçlendirmektedir. Önder Apo’nun büyüklüğü burada da ortaya çıkıyor; ağır tecrit ve işkence sistemine, birkaç metrekarelik alana rağmen paradigmasıyla komplocuların sınırlarını aştı ve kendini dünyanın yedi kıtasına ulaştırdı. Esas olarak, komplonun boşa çıkarılması buradan kaynaklanıyor ve bu, Önder Apo’nun çalışmasının bir sonucudur.”