‘Kürt sorununu sadece ceza ve af ekseninde topluma sunmak doğru değil’

Hükümetin Kürt meselesini daha çok af ve ceza ekseninde topluma sunmasının doğru olmadığını vurgulayan Fatma Bostan Ünsal, Barış Annesinin komisyonda Kürtçe konuşmasına izin verilmemesinin ise asla kabul edilebilir bir davranış olmadığının altını çizdi.

FATMA BOSTAN ÜNSAL

Türkiye’de Kürt meselesi ve Meclis’te kurulan çözüm komisyonu gibi yapısal süreçler devam ederken, CHP’ye yönelik baskılar, ekonomik kriz, sahte diploma skandalları ve doğal afetler gibi faktörler iç siyaseti ve toplumsal güveni zorlayan bir tablo yaratıyor.

Siyaset Bilimci Fatma Bostan Ünsal, bu koşullar altında Türkiye iç barışın sağlanması, Kürt sorununun çözümü ve toplumsal güvenin yeniden tesis edilmesi için çözüm komisyonunun atması gereken somut adımları ve öncelikli politika önerilerini ANF’ye değerlendirdi.

Fatma Bostan Ünsal, Meclis’te kurulan çözüm komisyonunun Türkiye iç barışının sağlanması ve Kürt sorununun çözülmesi için somut adımlar atması gerektiğini belirterek şunları söyledi:

“Örgütün kendini feshetmesi ve silahların yakılması töreninden sonra demokratik ve barışçıl bir siyasi iklim gerekliliği, herkesin ısrarla üstünde durduğu bir durumdur. Bu anlamda, İngiltere gibi bazı coğrafyalarda en azından 500 yıllık kazanım olan ‘usulüne uygun bir mahkeme kararı olmadan hiç kimsenin gözaltına alınamayacağı hükmü’, 2023 seçimlerine göre ana muhalefet, 2024 yerel seçimlerine ve kamuoyu şirketleri tarafından yapılan anketlerin çoğuna göre birinci parti olan CHP’li belediye başkanları, diğer seçilmişler veya belediye çalışanları için ortadan kaldırılmış oldu.  

15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra milyonlarca kişinin yargılandığı davalarda, suçlanmak istenen şahıslar hakkında ‘gizli tanık’ ve ‘itirafçı’ beyanlarına dayanarak soruşturma açma, davalıları tehdit etme ve ‘etkin pişmanlığa’ zorlama gibi uygunsuz yöntemlerle yargının siyasi amaçlarla kullanıldığını görüyoruz. Uygun yargılama sürecinden sapılması neticesinde, yargılama faaliyetinin tarihte eşi görülmemiş şekilde avukat, hakim ve savcıların büyük yolsuzluk pazarlıklarına açık hale geldiği maalesef gözlenmektedir.

Yine 2016’dan beri, yani üç dönemdir, Kürt belediyeleri için uygulanan ve ilgili kentin seçime katılan halkının seçme ve seçilme hakkını yok sayan kayyım uygulamaları, son zamanlarda CHP’li belediye başkanları için de uygulandı.”

Barış isteyen, bunun mücadelesini veren ve bedelini ödemiş kesimin bu sürece doğal olarak kuşku içinde yaklaştığının altını çizen Fatma Bostan Ünsal, şu önerileri yaptı:

‘KOMİSYON KAYYIM UYGULAMASINI KALDIRMALI, BELEDİYE BAŞKANLARINI GÖREVE İADE ETMELİ’

“Komisyonun acil olarak bu kayyım uygulamasını kaldırması, seçilmiş belediye başkanlarının göreve iade edilmesini sağlaması ve yargının ‘adil’ çalışmasını sağlayacak tedbirleri alması gerekir. 1990’lı yıllarda getirilen Terörle Mücadele Kanunu (TMK) mevcut haliyle şiddetle ilişkili olmayan, tamamen yasal ve meşru faaliyetleri terörden yargılama için yeterli görmesi nedeniyle büyük hak ihlallerine yol açmakta ve on binlerce insanı mağdur etmektedir. Bunun yanı sıra güvenlik ve yargı bürokrasisini aşırı meşgul etmekte ve tüm toplum için büyük güvenlik açığına sebep olmaktadır.

Günlük hayatta çok yoğun şiddete tanık oluyoruz; cinayet vakalarının çoğunda katilin 20-30 suçtan zaten arandığını yaygın şekilde gözlemliyoruz. Cezaevlerinin kapasitesinin çok üzerinde mahkum olması nedeniyle, toplumda güvenlik açığına sebep olacak şekilde adi suçların göz ardı edilmesi ve bu nedenle de bu suçlarda büyük artış söz konusu. Bu itibarla, TMK’nin ya kaldırılması ya da terörün şiddetle ilişkili olarak tarif edilmesi zarureti vardır. 

Komisyonda Cumhur İttifakı’ndan bir üye olan Fethi Yıldız’ın da dile getirdiği gibi, eşitliğe aykırı infaz düzenlemesinin düzeltilmesi gereği açıktır. Yine yargı ile ilgili olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM) ve Anayasa Mahkemelerinin verdiği kararların daha fazla gecikmeden uygulanması gerekir. AHİM ’in gerek Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ gibi tek tek şahısları ilgilendiren kararları gerekse de Yalçındağ kararı gibi çok sayıda kişinin davasında göz önüne alınması gerektiği ifade edilen kararların uygulanması, yargıya güveni arttıracak ilk adımlardandır.”

Hükümetin, Kürt meselesi bağlamında geliştirdiği dili, meseleyi daha çok af ve ceza ekseninde topluma sunmasının da doğru olamayacağını kaydeden Fatma Bostan Ünsal, komisyonda Barış Annesinin Kürtçe konuşmasına izin verilmemesinin kabul edilebilir bir durum olmadığını vurgulayarak şöyle devam etti:

‘BARIŞ ANNESİNİN KÜRTÇE KONUŞMASININ ENGELLENMESİ KABUL EDİLEBİLİR DEĞİL’

“Kürt meselesinin sebepleri, bu meselenin ne kadar büyük insan kaybına, ekonomik kayba ve Türkiye’yi hukuk devletinden, şeffaf ve hesap verebilir olmaktan ne kadar uzaklaştırdığı konusunda halkı ikna etmek ve böylelikle onay almak yerine, halk ‘taviz verilmediğine’ ikna edilmeye çalışılıyor. Siyasi kültür Türkiye’de ‘müzakere’ ve ‘uzlaşma’ gibi hususları ön plana çıkarmıyor. Bu yüzden siyasetçiler, kendi noktalarında ne kadar sabit dururlarsa o kadar kazançlı olacaklarını düşünüyorlar.

1980’deki askeri darbe öncesinde Cumhurbaşkanı seçimi krizi vardı ve zamanın Meclisi’nin 100 kere toplanıp Cumhurbaşkanı seçemediğini hatırlarsak, özellikle iktidar kanadının ‘taviz verilmediği’ yönünde halkı ikna etme yönündeki büyük çabasını anlamlandırabiliriz. Ama artık Türkiye, uzun yıllar hakim olan vesayetçi demokrasiden çıktığı için farklı bir siyasi kültürün gereklerini yerine getirmelidir.

Bu da barışçıl ve müreffeh bir gelecek inşa etmek amacıyla Kürt meselesinin kök sebeplerini ve yol açtığı ağır insan hakları ihlallerini gözden geçirip yaraları sarma gereğini konuşmayı gerektiriyor. Aslında Cumhurbaşkanının, Diyarbakır Cezaevi, ‘Beyaz Toroslar’, zorla köy boşaltmalar ve faili meçhuller gibi devletin yaptığı hatalardan bahsetmesi, Kürt meselesinin kök sebeplerini anlamaya imkan veren bir ilk adım olmuştur. Bunun devamını getirmek ve bu zamana kadar tek taraflı propagandaya maruz kalmış kesimler ile elli yıldır mağdur olan kesimler arasında belli düzeyde ortak bilgi ve duygudaşlığın sağlanmasına yönelik çalışmalar önemli olacaktır.”

Fatma Bostan Ünsal, Kürt meselesinde en önemli hususlardan birinin de Kürt dilinin yasaklanması ve bunun açtığı travmalar olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

“Türkçe bilmeyen annenin oğlu ile cezaevinde Kürtçe konuşunca hemen müdahale edilmesi hem oğlunun hem de annenin darp edilmesi, çeşitli cezalar alması veya sadece iki kelime öğrenebilen annenin görüş boyunca sürekli ‘Oğlum …nasılsın?’ diyebilmesi hep hatırlardadır. Bu kadar travmatik olmasa da Meclis’te Kürtçe ifadelere ‘bilinmeyen dil’ denilmesinin veya en son komisyonda Barış Annesinin Kürtçe konuşmasına izin verilmemesinin, bu travmaları hatırlattığını unutmamamız gerekiyor. Kürtçe, bazı Kürt vatandaşlarımızın kullandığı doğal bir dildir; bu doğallıkla günlük hayatta veya resmi kurumlarda yer alabilmelidir.”

Bu süreci halka izah etmek üzere, muazzam bölgesel değişikliklerin Türkiye’yi ‘Türk-Kürt’ ittifakına yönlendirdiği üzerinde müzakerelerin yürütülmesinin halka izah edilmesinin de önemli olacağını dile getiren Fatma Bostan Ünsal, şunları belirtti:

“Hep tarihe atıf yapılır ya, İstiklal Savaşı sonrası barış masasında o dönemin hakim jargonunu kullanarak yöneticilerin ‘Türkler Kürtlerle beraberdir’ dolayısıyla Kürtlerin yaşadığı yerler Türkiye sınırları içinde olmalıdır iddiasını hatırlayabiliriz.  Bu iddiaya ve Kürtlerle Türklerin birlikte savaşmalarına rağmen, emperyalist güçlerin dayatması sonucu Kerkük ve Cezire bölgesinin Türkiye sınırının dışında kaldığını, artık farklı devlet vatandaşları olan Kürtlerin akrabalık ilişkilerini doğal olarak halen devam ettirdiğini anlatmak ve buna uygun bir düzenlemenin yararından bahsetmek neden zor olsun?

Berlin Duvarı’nın yıkılıp insanların, akrabaların bir araya gelmesini nasıl coşkuyla karşıladıysak, bir anda demiryolu ile birbirinden ayrılan insanların daha rahat ilişki kurabileceği zeminleri üretmek neden mümkün olmasın? Ayrıca, bu tür zeminlerin tüm Türkiye sanayi ve ticaretinin gelişmesine de olumlu katkı yapacağı niye konuşulmasın? Bölgesel barışı getirecek bu hamleleri bir türlü hayata geçiremediğimiz için, İsrail’in bütün insanlık birikimlerini hedef alan uygulamalarına karşı iki yıldır elimiz kolumuz bağlı, acı içinde çaresizce seyirci olduğumuz neden düşünülmesin?”

‘HUKUK DEVLETİNE DÖNMEK DEMOKRATİK SİYASETLE MÜMKÜN OLABİLİR’

İç siyasette ve toplumsal barıştı ciddi bir dönemin yaşandığını, Kürt sorunu, ekonomik kriz, doğal afetler ve kurumsal güven eksikliklerinin gibi farklı boyutlardaki krizlerin birbirini etkilediği bir dönemde Türkiye’nin iç barışının sağlanmasının ne kadar önem kazandığını vurgulayan Fatma Bostan Ünsal, şu değerlendirmede bulundu:

“Yönetimin, 2 Şubat depremlerinde gördüğümüz gibi yerleşme yeri seçimi, yapı uygunluk denetimi gibi doğal afetlerin yıkımını azaltacak şekilde davranamadığını gördük. Aynı şekilde, yangınlara karşı etkin mücadelede yangın uçaklarına sahip olunmaması, personele yeterli eğitim verilmemesi gibi nedenlerle çok büyük alanın yanmasına ve yangına müdahale ederken çok sayıda görevli ve gönüllünün hayatlarını kaybetmesini engelleyememesi, e-Devlet, YÖK sistemi gibi resmi kurumların belgeleme sistemlerine girerek sahte diplomaların düzenlenmiş olması, devlete güveni aşındırmaktadır.

Yargının doğru işlememesi, yargıda yaygın yolsuzluk iddialarının ortaya atılması, mafyanın güç kazanması, çok kısa zamanda çok yüksek enflasyonun sabit gelirli memur ve emeklileri ekonomik açıdan zor duruma düşürmesi, hukuk devletinden uzaklaşmanın sermayenin ve nitelikli iş gücünün yurt dışına çıkmasına sebep olması gibi hususlar, literatürde ‘failed state-başarısız, çökmüş devlet’ diye tabir edilen yönetime benzer özellikleri ortaya çıkarmıştır.

Böyle bir ortamda yönetime güven duyulmaması doğal sonuçtur. Burada çıkış ise ancak hukuk devletine dönmek ve demokratik siyasetle mümkün olabilir.”