Rojava’ya dönük saldırıların Kürt halkının tüm parçalarında ortak bir duruş açığa çıkardığını belirten Demokratik Birlik İnisiyatifi Eşsözcüsü Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, Kürtlerin ilk kez bu denli stratejik ve politik bir biçimde tek ses hâlinde hareket ettiğini ifade etti. Sayyiğit, ortaya çıkan bu ortak tutumun yalnızca savaş karşıtı bir refleks olmadığını, aynı zamanda Kürt ulusal birliğinin inşası açısından güçlü bir zemin yarattığını dile getirdi. Rojava’da yürütülen mücadelenin tüm Kürtler açısından ortak bir kazanım olduğunu vurgulayan Sayyiğit, Kürt Ulusal Konferansı ve Kürt Ulusal Kongresi’nin hayata geçirilmesi için koşulların bugün fazlasıyla oluştuğunu kaydetti.
YENİ YOL VE YÖNTEMLERE İHTİYAÇ VAR
Kürt ulusal birliği tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Demokratik Birlik İnisiyatifi Eşsözcüsü ve DEM Parti Van Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, geçmişten bugüne yürütülen çalışmaların önemli olmakla birlikte kalıcı bir sonuca ulaşamadığını vurguladı. Sayyiğit, yaşanan deneyimlerin artık yeni yöntem ve araçlara ihtiyaç olduğunu açık biçimde ortaya koyduğunu ifade etti: “Her ne kadar geçmişten günümüze ulusal birlik konusunda çok kıymetli çalışmalar yürütülmüş olsa da maalesef bu çabalar bazı dönemlerle sınırlı kaldı ve kalıcı bir nitelik kazanamadı. Bunun sürdürülebilir hale gelmesi için artık yeni yol ve yöntemlere ihtiyacımız var. Biz her defasında Kürtlerin nasıl katledildiğini, nasıl sürgüne maruz bırakıldığını, kendi topraklarında nasıl yok sayıldıklarını, göç politikalarına ve faili meçhul cinayetlere nasıl maruz kaldıklarını ifade ediyoruz. Bu tablo yalnızca Bakurê Kurdistan için geçerli değil. Diğer parçalarda yaşayan Kürtler de benzer süreçlerden geçti ve hâlâ geçmeye devam ediyor. Bunun en güncel ve en canlı örneği bugün Rojava’da sürdürülen savaştır.
Geçmişten bugüne önümüze pek çok engel çıktı. Zaman zaman uluslararası güçlerin müdahaleleri nedeniyle bu çalışmaları sonuca ulaştıramadık, somut ve güçlü bir birlik zeminini açığa çıkaramadık. Demokratik Birlik İnisiyatifi açısından en temel gündem başlıklarımızdan biri de Kürtlerin kendi siyasal düşüncelerine ya da dar grupsal çıkarlarına göre hareket etmesi nedeniyle bu birliğin kurulamamış olmasıydı. Biz çalışmalarımızı özellikle bu sorun üzerinden yoğunlaştırmaya başladık.”
İLK DEFA DÖRT PARÇA AYNI MESAJI VERİYOR
Ulusal birlik tartışmalarının Rojava’ya yönelik saldırılarla birlikte daha görünür hale geldiğini belirten Sayyiğit, yaşananların yalnızca bugüne değil geleceğe dair de önemli dersler içerdiğini ifade etti. Kürtlerin ilk kez bu ölçekte ortak bir politik irade ortaya koyduğunu vurgulayan Sayyiğit, bunun kalıcı bir zemine dönüştürülmesi gerektiğine dikkat çekti: “Bugün itibarıyla baktığımızda, eğer Kürtler ulusal birliğini inşa etmiş olsaydı, bu noktada gerçekten daha stratejik, daha politik bir tablo ortaya çıkmış olsaydı, belki bugün Rojava’ya yönelik saldırılar bu kadar rahat gerçekleştirilemeyecekti. Bugün ulusal birlik konusunda çok ciddi bir potansiyel var. İlk defa dört parça Kürdistan’dan, diasporadan, Rusya’dan, dünyanın her yerinden tek bir ses yükseliyor.
Kürtleri kendi topraklarında yok saydınız; inkâr, imha ve asimilasyon politikalarına maruz bıraktınız. Fiziksel olarak parçaladınız, sınırlarla böldünüz, ‘böl, parçala, yönet’ politikası uyguladınız. Ama bugün geldiğimiz noktada Kürtler hangi siyasi partiye bağlı olursa olsun, hangi inanca mensup olursa olsun dünyaya tek bir mesaj veriyor: ‘Kurdistan yek welat.’ Şu an herkesin, her Kürt’ün yüreği, kalbi, aklı ve ruhu Rojava’dadır. Bu tablo ulusal birlik açısından da son derece önemli bir dönüm noktasıdır. Keşke bir savaşa denk gelmeseydi ama yine de bizler açısından kıymetlidir.
Tam da bu noktada şunu yapmak gerekiyor: Sürekli Kürtlere yönelik bir savaş konsepti devreye konulduğunda mı bu birlik ruhu açığa çıkacak? Eğer bu birlik daha önce hayata geçirilmiş olsaydı, bu savaşların önüne kısmen de olsa geçebilirdik. Ama bugün itibarıyla Kürtler ilk kez bu kadar stratejik ve politik bir biçimde sahada tek ses, tek yürek olarak Rojava’ya yönelik savaşa karşı seslerini yükseltiyor. Bu durum artık bu sürecin zeminini de oluşturuyor. Kürtler zaman kaybetmeden Kürt Ulusal Konferansı’nı, Kürt Ulusal Kongresi’ni hayata geçirebilmelidir. Bugün bunun zemini fazlasıyla oluşmuş durumdadır.”
KÜRT LİDERLERİNİN POSTERLERİ BİR ARADAYDI
Rojava’ya yaptıkları ziyaret sırasında sahadaki tabloya tanıklık ettiklerini anlatan Sayyiğit, bölgedeki toplumsal seferberliğin dikkat çekici boyutlara ulaştığını söyledi: “Kamışlo’da her sokak başında direniş vardı. Her sokak başında bu savaşa yönelik bir tepki vardı. Yediden yetmişe herkes sokaktaydı; herkes sokağını, mahallesini, caddesini koruyordu. Orada gerçekten şunu gördük: Kucağında bebeği olan ve kendi toprağını, kazanımını savunan kadınlar vardı. Genç kadınlar vardı, yaşlı kadınlar vardı, gençler vardı. Yediden yetmişe herkes ayaktaydı.
Benim en çok dikkatimi çeken şeylerden biri şuydu: Kürt liderlerinin posterleri bir aradaydı. Bugüne kadar devlet aklının parçalamaya çalıştığı, Kürtler arasında bölünme yaratmak için yürüttüğü bütün politikalar, Kürt liderler arasında farklı algılar oluşturma çabaları bu savaşla birlikte ortadan kalktı diyebiliriz. Şu haliyle bu politikalar Rojava’da çürüdü.”
ROJAVA TÜM KÜRTLERİN KIRMIZI ÇİZGİSİDİR
Bakur Kürdistan’daki Kürtlerin Rojava’yı hiçbir zaman ayrı bir coğrafya olarak görmediğini vurgulayan DEM Parti Van Milletvekili ve Demokratik Birlik İnisiyatifi Eşsözcüsü Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, Rojava’da hedef alınanın yalnızca bir bölge değil, ortaya çıkan yeni yaşam modeli olduğunu söyledi: “Bakurê Kurdistan’daki Kürtler hiçbir zaman Rojava’yı ayrı bir yer olarak görmediler. Hiçbir zaman ayrı bir yer olarak değerlendirmediler. Eril devlet zihniyeti sınırlar çizdiği zaman bizim akrabalarımızı, arkadaşlarımızı, dostlarımızı tellerle ikiye bölmeye çalıştı, böldü. Ama hiçbir zaman Rojava ile Bakurê Kurdistan arasında bu ayrım kabul edilmedi. Bakur’daki Kürtler, diğer parçalardaki Kürtlerle de aynı duyguların içindedir.
Ama şu gerçekten çok önemli: Rojava’da açığa çıkan bir devrim var. Yeni bir yaşam modeli var. Rojava devriminden bugüne ciddi bir emek, ciddi bir mücadele yürütüldü ve yavaş yavaş meyve vermeye başlayan yeni bir yaşam modelinden, bir paradigmadan söz ediyoruz. Tam da bu nedenle hedef alınan şey Rojava’dır. Hedef alınan, Kürtlerin ve oradaki bütün halkların birlikte yaşayabileceği bu modeldir.
Çünkü erkek devlet aklına, egemen ulus aklına bu model uymuyor. Tek ulus, tek dil, tek din üzerinden kendini besleyen kapitalist moderniteyle karşı karşıyayız. Rojava ise bu kapitalist moderniteyi altüst edecek bir model ortaya koydu. Bunun yapılabilirliğini, yaşanabilirliğini ve inşa edilebilirliğini gösterdi.
Bu yüzden Rojava bütün Kürtlerin göz bebeğidir, bütün Kürtlerin kırmızı çizgisidir. Biz böyle değerlendiriyoruz. Rojava’ya ya da Kürtlerin kazanımlarına dönük her saldırı, Bakur Kürdistan’daki Kürtler tarafından da doğrudan kendilerine yapılmış bir saldırı olarak görülüyor.”
BARIŞI İÇERİDE KONUŞUP DIŞARIDA KÜRTLERE SAVAŞ AÇAMAZSINIZ
Türkiye’de yürütülen sürecin Rojava’ya dönük saldırılarla birlikte ciddi bir güvensizlik yarattığını belirten Demokratik Birlik İnisiyatifi Eşsözcüsü Sayyiğit, bu tablonun Bakur Kürdistan’daki Kürtlerde derin bir kırılmaya yol açtığını ifade etti: “Şimdi Türkiye’de yürütülen bir süreç var. Evet, biz Bakurê Kurdistan’da, Türkiye sınırları içerisinde yüz yıldır bu topraklarda inkâr, imha ve asimilasyon politikalarına maruz kaldık. Ciddi bir mücadele yürütüldü, ciddi bedeller ödendi. Nihayetinde özellikle 52 yıllık mücadelenin ardından bugün masada bu sorunun çözüm yolları tartışılıyor. PKK’nin kendini feshetmesi, silah bırakma tartışmaları, Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı ve bu sorunun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözümüne dair oluşan olgunluk önemliydi.
Tam da böyle bir süreçte Rojava’ya dönük bir saldırının gerçekleşmesi -ki biz bu saldırının Türkiye’den bağımsız olduğunu düşünmüyoruz- Bakurê Kürdistan’da yaşayan Kürtlerde ciddi bir kırılmaya ve güvensizliğe yol açtı. Devlet yetkililerinin, üst düzey sorumluların HTŞ’yi destekleyen açıklamaları ve sahadaki pratikleri, bu duygusal kırılmayı daha da derinleştiriyor.
Türkiye’ye çağrımız nettir: Kendi sınırlarınız içindeki Kürtlerle barışı konuşup, sınırlarınız dışındaki Kürtlere düşmanlık besleyemezsiniz. Bunu hiçbir Kürt kabul etmez. Biz Bakurê Kürdistan’daki Kürtler de bunu kabul etmiyoruz. Hangi parçada olursa olsun Kürt kazanımlarına herkesin saygı göstermesi gerekiyor. Biz bunu bekliyoruz. Bugün Kobani kuşatma altında. Çok ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya. Orada yalnızca tankla, topla, İHA’yla, SİHA’yla yürütülen bir saldırı yok; aynı zamanda özel savaş politikaları devrede. İnsanlar ablukayla açlığa, susuzluğa ve sefalete mahkûm ediliyor. Soğuktan donarak ölen çocuklar var, ilacına ulaşamadığı için hayatını kaybedenler var, siviller katlediliyor.”
TÜRKİYE TARİHSEL BİR SINAVLA KARŞI KARŞIYA
Türkiye’nin Rojava’ya yönelik politikalarında sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurgulayan Sayyiğit, savaşın durdurulması ve insani yardımın önünün açılması için Ankara’nın somut adımlar atabileceğini söyledi: “Türkiye’nin kendi sınırındaki insanlara yönelik yaklaşımının değişmesi gerekiyor. Oradaki savaşın durdurulması için Türkiye bir rol üstlenebilir. Diyalog yolunun açılması, barış ve müzakere zeminlerinin oluşturulması için rol üstlenebilir. Bizce bunun için geç de kalınmış değil.
Hemen yanı başımızda Kobani var, hemen yanı başımızda Kamışlo var. Bu sınır kapıları yıllardır kapalı. Türkiye bu kapıları açarak insani yardımın bölgeye ulaşmasının önünü açabilir. Bugün bunlar hepimizin önünde tarihsel bir sorumluluk ve ciddi bir sınav olarak duruyor.
Aydınlık bir geleceği mi savunacağız? Rojava’da ortaya çıkan yeni yaşam modelini mi savunacağız? Kadın özgürlükçü paradigmayı mı savunacağız? Tüm halkların eşit ve özgür biçimde bir arada yaşadığı bir paradigmanın mı komşusu olacağız? Yoksa insanların uzuvlarını kesen, kadının saçını örgüsünü kesen, kadın bedenini dördüncü kattan aşağı atan, insanların başını, kulağını kesen karanlık IŞİD zihniyetiyle mi komşu olmak istiyoruz? Türkiye’nin artık buna karar vermesi gerekiyor.”