‘Kuyu tiplerinde sizi siyasi bir ölü haline getirmek istiyorlar’

Kuyu tipi hapishanede sekiz ay geçiren Rezan Şengül, “Sizi sadece insandan izole ederek değil, bir devrimcinin ihtiyaç duyabileceği entelektüel ve kültürel kaynaklardan mahrum bırakarak öldürmeyi hedefliyorlar” dedi.

REZAN ŞENGÜL

Kamuoyunda “Kuyu tipi” olarak bilinen Yüksek Güvenlikli Cezaevleri mimarisi, tecrit sisteminin yasallaşması nedeniyle açıldığı günden itibaren tepkilerle karşılandı. İktidar, 15 Temmuz sonrası “FETÖ” suçlularının buraya alınacağını açıklamıştı; ancak kısa süre sonra cezaevi, siyasi tutsaklar ve adli suçluların da tutulduğu bir yer haline geldi.

Türkiye’de şu anda 13’ü Y tipi, 7’si S tipi olmak üzere toplam 22 Yüksek Güvenlikli Cezaevi bulunuyor. Cezaevleri, tamamen tecrit koşullarına göre inşa edilmiş durumda. Y tipi cezaevlerinde tek kişilik, S tipi cezaevlerinde ise üç kişilik hücreler bulunuyor; hücrelerin birbirleriyle herhangi bir bağlantısı yok.

Hem avukat meslek örgütleri hem de Türk Tabipler Birliği (TTB) gibi kurumlar, kuyu tipi cezaevlerinin kapatılması gerektiğini ve insan sağlığı açısından ciddi sorunlar oluşturduğunu defalarca vurguladı. Ancak iktidar, kapatmak yerine yeni cezaevleri açacağını açıkladı.

Kuyu tiplerine yönelik tepkiler özellikle siyasi tutsaklar tarafından defalarca açlık grevi ve ölüm orucu eylemleriyle gösterildi. Bu direnişlerdeki tek talep, kuyu tipi cezaevlerinden başka cezaevlerine sevk edilmeydi.

Belli aralıklarla dört yıl farklı cezaevlerinde kalan Rezan Şengül, son olarak sekiz ay boyunca kuyu tipi cezaevinde tek kişilik hücrede kaldı. Şengül, kuyu tiplerinin bir devrimci için ölüm anlamına geldiğini ifade etti.

Daha önce Marmara, Tekirdağ ve Kandıra F tipi cezaevlerinde kalan Şengül, son olarak Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevinde sekiz ay geçirdi. Bu süreçte yaşadıklarını da tam bir tecrit olarak tanımladı.

“Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevine ben, Vedat Doğan ve Halil Yakut ile birlikte sevk edildik” diyen Şengül, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Burada daha önce duyduğumuz, kafamızda canlandırmaya çalıştığımız bir şeyler oluyordu ama tam oturmuyordu. Hapishaneye girdikten ve hücreye geçtikten sonra burasının bir devrimci için ölümden başka hiçbir işe yaramayacağını düşündüm. Bana düşündürdüğü tek şey bu oldu.

Kapıdan içeri girildiğinde elektronik sistemli bir kapıdan geçiyorsunuz ve ardından, parmaklıklardan dışarıyı görmenin imkansız olduğu hücreye alınıyorsunuz. Saç örgülü bir parmaklık var ve gökyüzüyle bile bütün münasebetinizi kesmiş durumdalar.”

Kuyu tipinde sekiz ay boyunca tek kişilik hücrede tutulan Şengül, hücrenin konumuna dair şunları aktardı: “Sekiz ay boyunca tek kişilik hücredeydim; sağımda ve solumda torbacıların, alt katımda ise halasının kızına tecavüz edip testereyle ikiye bölmüş bir tecavüzcünün ortasındaydım. Böyle bir yerde herhangi bir devrimci kültürün yaşamasının olanağı yok. Devrimci düşüncelere sahip bir insan için burası tam olarak öldürülmek üzere yaratılmış bir yer diye düşündüm.”

‘HAVALANDIRMA DA BİR İŞKENCE ARACINA DÖNÜŞÜYORDU’

Havalandırmanın da bir işkence aracına dönüştüğünü belirten Şengül, şunları aktardı: “Ben üçüncü katta olduğum için kendime ait bir havalandırmam yoktu. Günde sadece bir saatliğine hücreden bağımsız bir yere çıkarılıyordum. Çıkarıldığım yerde lavabo ihtiyacımı karşılayacak bir lavabo ya da oturmak için bir sandalye yoktu. Kitap veya gazete götüremiyorduk. Bulunduğum alan, hücrenin iki katı bir alandı. Oraya gittiğinizde bir saati tamamlamak zorundaydınız; bir saat sonra jandarmalar eşliğinde hücrenize geri götürülüyordunuz.

Havalandırma, bütün hücrelerden bağımsız bir yerde bulunuyordu. Kapalı, kimseyi göremeyeceğiniz, görüş açısının olmadığı, dört tarafı kapalı bir ortamdı. Güneşi almayan bir yerdi ve yüksek duvarlarla örülüydü. Sizi hücrenizden alarak, 15 adım uzunluğunda ve 8 adım genişliğinde bir alana koyuyorlar; ‘burası havalandırma’ diyorlar. Tuvalet ihtiyacınızı giderecek bir yer yok, oturacak bir yeriniz yok. Yağmur yağsa sığınacak bir alanınız yok. Hücrenize dönmek istediğinizde de dönemiyorsunuz; bir saati orada geçirmek zorundasınız.

Görüş yok, fiziksel temas yok. Herhangi bir şekilde kitap, gazete veya bir bilgi alabileceğiniz hiçbir şey yok. Sadece insandan izole ederek değil, devrimciyi ihtiyaç duyabileceği entelektüel ve kültürel kaynaklardan mahrum bırakarak öldürmeyi hedefliyorlar.”

‘ÖRGÜTSEL HABERLEŞME KANISIYLA KİTAP YASAKLANABİLİYOR’

F tiplerinde havalandırmalarda diğer odalarla görüşmenin mümkün olduğunu ve “havalandırma komşuluğu” yapıldığını belirten Şengül, kuyu tiplerinde ise bunun hiçbir şekilde mümkün olmadığını, havalandırmaya çıkıldığında bağırılsa bile kimseyle iletişim kurulamadığını söyledi.

Şengül, normal cezaevlerinin aksine kuyu tiplerinde kitaplara erişimin de bir işkence aygıtına dönüştüğünü ifade ederek sözlerine şöyle devam etti:  “Kitap kotası ondu. Fakat şöyle bir durum vardı: Mesela kitabın herhangi bir satırının altı kalemle çizilmiş olsun, ‘örgütsel haberleşme’ kanısıyla kitap yasaklanabiliyordu. Bu şekilde bana gelen kitapların yüzde ellisinden fazlasına el konuldu. Üzerinde sadece ismim yazan kitaplar dahi ‘örgütsel iletişime’ gerekçe gösterilerek bana verilmedi.

Diğer cezaevlerinde böyle bir uygulama yok; ismini yazabiliyor ve notlar alabiliyorsun. İdare ve Gözlem Kurulu’ndan geçtikten sonra tutuklu veya hükümlüye verilebiliyordu; ancak burada kesinlikle verilmiyordu.”

‘GÖRÜŞLERDE DAHİ TECRİT ALTINDAYDIK’

Kuyu tiplerinde avukat ve aile görüşlerinin de tecridin birer parçası olarak kullanıldığını dile getiren Şengül şunları aktardı: “F tiplerinde yan yana avukat kabinleri vardı ve buralarda yine hem diğer avukatları hem de diğer tutsakları görme şansınız olabiliyordu. Ama yüksek güvenlikli cezaevi adı verilen kuyu tiplerinde durum farklıydı; kuyu tiplerinde bu olanak tamamen yok edilmiş durumdaydı. Avukat kabinleri tamamen kapatılmış ve diğer tutsaklar ile bütün iletişiminizi kesebilecek şekilde dizayn edilmişti.

Aile görüşleri de diğer cezaevlerinden farklıydı. Aileyle görüşe geldiğiniz salona sizin ve ailenizin dışında kimse alınmıyordu; koskoca salona tek kişi çıkarılıyordu. Sonuna kadar bizi birbirimizden yalıtmak için uğraşıyorlardı.”

Mahkemeye katılmalarının da engellendiğini ve SEGBİS dayatıldığını dile getiren Şengül, “Mahkemelere ve infaz hakimliklerine katılmamız baştan sona engellendi. Aynı dosyadan yattığımız arkadaşlarla aynı anda dahi SEGBİS odasına götürülmüyorduk. Hepimiz ayrı odalarda, birbirimizi göremeyecek şekilde çıkarılıyorduk” dedi.

‘SİZİ SİYASİ BİR ÖLÜ HALİNE GETİRMEYİ AMAÇLIYORLAR’

Sağlığa erişimde de diğer haklar gibi baskılarla karşılaşıldığını belirten Şengül, haklarının gasp edilmek istendiğini belirterek şunları söyledi: “Kuyu tipi hapishanelerde hastaneye giderken ağız içi arama dayatılıyordu. Saçların teker teker aranması dayatılıyordu. Ayakkabıyı çıkarmak ve kıyafetleri sonuna kadar aramak dayatılıyordu. X-Ray cihazlardan geçtiğimiz halde bunlar yapılıyordu. Bundan dolayı hiçbir zaman hastaneye gidemedik.”

Kuyu tiplerine karşı direnişe de değinen Rezan Şengül, şunları söyledi: “Sizi siyasi bir ölü haline getirmeyi amaçlıyorlar. Orada herhangi bir devrimci düşüncedeki insanın istediği kitaplara ulaşamaması, yoldaşlarıyla dilediği gibi iletişime geçememesi, tecrit altında olması, savunma hakkının dahi elinden alınmış olması, sohbet ve havalandırma hakkının gasp edilmesi gibi uygulamaları bir araya getirdiğinizde çok kapsamlı bir saldırıyla karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz. Bundan dolayı da temel talebimiz, kuyu tipleri kapatılsın ve diğer hapishanelere sevkimiz gerçekleştirilsin.

Türkiye’nin de imzacısı olduğu Malta Sözleşmesi ile açlık grevi yasal güvenceye alınmıştır. Bizde yasal hakkımızı tercih ettik. Suçlu değildik; devrimci düşüncelerimizden dolayı mahkum edilmiştik. Direnişlerin sonucunda birçok arkadaşımız ya tahliye edildi ya da başka cezaevlerine sevk edildi. Bugün herkes bu tip hapishanelerin yüksek güvenlikli değil, kuyu tipi olduğunu tanımlıyorsa, bu, devrimcilerin direnişinden dolayıdır.

Bu tip hapishanelerde hayatta kalmanın tek yolu direnmektir. Ancak tehdit devam ediyor ve hatta artarak sürüyor. Tek yolu ise toplumsal olarak daha fazla ses çıkarmaktır.”

YARIN: ‘Cezaevi idaresi bize karşı mide bulandıracak kadar iyi davrandı’