Sefalet zammı dayatması ve kölece çalışma koşullarına karşı iş bırakma eylemi başlattıkları için işten atılan, direnişteki DGD-Sen’li Migros depo işçileri, muhatap bulabilmek için geldikleri Migros patronu Tuncay Özilhan’ın Beykoz’daki villası önünde tekrar işkenceyle gözaltına alındı. Polis koruması altına alınan villanın önünde teker teker söz alan direnişteki işçiler, emeklerine sonuna kadar sahip çıkacaklarının mesajını verdi.
Migros Esenyurt Deposu’nda temizlik işçisi olarak çalışan direnişteki işçi Mehmet Çelik, “8 senedir Migros deposunda temizlik işçisiyim ve bugüne kadar tek bir tutanak ya da uyarı almadım. Ama kıdem primimi istediğimde bana hakaret ediyorlar. 14 gündür yağmur, soğuk demeden direniyoruz. İki gün önce deponun önünde çadır kurmamız bile polis tarafından engellendi. Çadırımızı kırdılar. Bize öyle bir muamele yapıyorlar ki sanki hak aramak suçmuş gibi. 4 çocuk okutuyorum, çocuklarımın hakkını savunmak zorundayım. Biz bu yoldan dönmeyiz” dedi.
Migros deposunda temizlik işçisi olarak çalışan direnişteki 60 yaşındaki Ayşe ise Özilhan’a şöyle seslendi: “Kendi ekmeğim için savaşmayayım mı ben? Ne yapayım? Hırsız mı olayım, arsız mı olayım? Verdiğin sefalet ücretiyle geçinemiyorum. Ben durup dururken bu sokağa çıkmadım. Sokağa çıkmama sen neden oldun. Herkes senin için kibirli diyor, doğru söylüyor. Bu ortamı sen yarattın, sonuçlarına da katlanacaksın. Ya da haklarımızı vereceksin.”
Direnişteki bir Migros depo işçisi, günlerdir meydanlarda, depo önlerinde ve lojmanlarda direndiklerini vurgulayarak, “Bizim bu irademizin sebebi tamamen haklı olduğumuza dair inancımız. Haklıyız çünkü geçinemiyoruz. Migros 54 yıllık sendikal haklara saygı duyduğunu söylüyor; o zaman sendikal haklarımızı neden önceden vermediniz?” diye tepki gösterdi.
Haklarını istedikleri için önlerine polis barikatları kurulmasına isyan eden bir başka işçi ise, “Bu barikatlar bizim etrafımızda değil, şu fil dişi kulelerinde oturanların etrafında olmalıdır. Yıllarca bizim yol paramızı, çoluğumuzun çocuğumuzun parasını çaldılar. Biz geçinemiyoruz. Kendi çocuğumuza bez, mama bile alamıyoruz” diye konuştu.
Bir diğer Migros depo işçisi ise parası olmadığı için Esenyurt’ta kiranın en ucuz olduğu Fatih Mahallesi’nde oturduğunu belirterek, “Gücüm yetmediği için villada oturamıyorum ama villada oturanlar daha çok zenginleşsin diye alnımın terini veriyorum. Ama adam zenginleştikçe azıyor, azdıkça da ‘kardeşim sana yüzde 28 yeter’ diyor. Buna karşı sesimizi yükselttiğimizde ‘sesini çıkarma’ diyor. Nasıl çıkarmayayım sesimi? Akşam evime gideceğim ama ekmek param yok. Ne götüreceğim çocuğuma? Buna isyan edince arkadaşlarımız bir mesajla işten çıkarılıyor. Bir mesajlık mı senin babalığın, senin ailen bir mesajlık mı?” diye tepki gösterdi. “Ben geçinemiyorum Tuncay Özilhan” diyerek evinin anahtarlarını fırlatan depo işçisi, “Al bu anahtarları, benim evimi sen geçindir” dedi.
Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, geçen gün gözaltına alınıp mevcutlu tutulduğu emniyet hücresinde çete faaliyetlerinden gözaltına alınan eski bir Migros çalışanı gençle tanıştığını anlatarak, “İşte toplumu suça iten yapı tam da bu holdinglerin inşa ettiği yapı. Ya depo işçisi olacaksın ve hizmet edeceksin ya da suça, uyuşturucuya, torbacılığa itileceksin. Dayattıkları şey bu. Sonra da çıkıp o uyuşturucu çetelerini konuşacaklar. Sizin yarattığınız bu soygun nedeniyle bu çocuklar başka çıkış yolu bulamıyor. Bu düzeni Tuncay Özilhan’lar, Koç’lar yaratıyor” dedi.
DGD-Sen Genel Başkanı Neslihan Acar ise Migros depo işçilerinin maruz bırakıldığı koşulları şöyle anlattı: “Arkadaşların bedenlerinde yüzlerce tahta kurusu izi var. Her gün depolarda yüzlerce işçi bozuk yemeklerden zehirleniyor. Biz direnmeye başlayana kadar onlarca işçi depolardan kolu bacağı kırık çıkıyordu. Tez Koop-İş işçilere selam bile vermiyordu, aksine örgütlenmelerini engelledi. Bizim kaderimiz bir. Anlattığımız hikâye burada 50 işçinin hikâyesi değil, 5 bin işçinin de değil; bu ülkede 80 milyon insana dayatılan koşulların hikâyesi. Lağım suyu içeceksin, kurtlu yemek yiyeceksin, çocukların mutlak işçi olacak. 60-70 yaşındaki insanlar evde oturmayacak, fabrikalarda ucuz işçi olacak ve patır patır ölecek.”
Verdikleri mücadelenin onur ve haysiyet mücadelesi olduğunu vurgulayan Acar, “Kalk ayağa. Kaybettiğin bir şey yok; bir asgari ücret, bir ölüm ücreti o kadar. Ancak ayağa kalkarsan bir şansın var. Bizi kuşatan bu alçaklığa, bu onursuz ve haysiyetsiz yaşama karşı bir seçeneğimiz var; o da ayağa kalkmak” dedi.
Patron Özilhan ile görüşme talepleri geri çevrilen işçiler ve sendika yöneticileri ters kelepçelenerek işkenceyle gözaltına alındı. Basın zorla alandan uzaklaştırıldı.