‘Nafakanın süreyle sınırlandırılması kadınların yoksullaşmasını derinleştirir’

Evlilik süresine göre nafakanın sınırlandırılması ve “nafaka fonu” önerileri hakkında konuşan, ÖHD Kadın Komisyonu’ndan Avukat Fatma Hopikoğlu, bu tartışmaların hukuki zeminden çok kadınların sosyo-ekonomik gerçeklerini görünmez kıldığını ifade etti.

FATMA HOPİKOĞLU

Son dönemde nafakanın evlilik süresine bağlanması, süreli nafaka uygulamasına geçilmesi ve devletin “nafaka fonu” kurarak ödeme yapması gibi öneriler kamuoyunda yeniden gündeme geldi. Mevcut mevzuatta yoksulluk nafakasının süreyle sınırlandırılmasına yönelik bir düzenleme bulunmazken, bu yöndeki tartışmalar özellikle boşanma sonrası yoksulluk riski üzerinden yoğunlaşıyor.

Tartışmaları değerlendiren Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) Kadın Komisyonu’ndan Avukat Fatma Hopikoğlu, nafakanın amacının boşanma nedeniyle yoksullaşacak tarafa ekonomik destek sağlamak olduğunu vurgulayarak, evlilik süresinin tek başına esas alınmasının kadınların ücretsiz bakım emeğini, kariyerden kopuşunu ve çalışma yaşamındaki eşitsizlikleri yok sayacağını belirtti.

Fatma Hopikoğlu’na göre süreli nafaka ve “mağdur erkek” söylemi etrafında kurulan tartışmalar, kadınların yoksullaşma riskini artırırken şiddeti de besleyebilecek sakıncalar barındırıyor.

Nafakanın evlilik süresine bağlanması” önerisi sizce hukuki olmaktan çok sosyolojik bir sorunu görmezden gelmiyor mu? Türkiye’de kadınların evlilik süresince ücretsiz bakım emeği, kariyerden kopuş ve kayıt dışı çalışma nedeniyle boşanma sonrası yoksulluğa düşme riski varken, yalnızca evlilik süresini esas almak fiilî eşitsizliği derinleştirmez mi?

Şu an ülkemizde süreli nafaka ya da evlilik süresine bağlı nafaka uygulaması bulunmamaktadır. Bu konuyla ilgili olarak tarafların açık talebi ve rızası olmadığı sürece hakimin de bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Öncelikle nafakanın neden ödendiğini iyi kavramak gerek. Nafakanın temel amacı, boşanma nedeniyle yoksullaşacak tarafa diğer tarafın ekonomik olarak destek olmasıdır. Yıllardır birçok kurumun da desteklediği tartışmalardan biri, eşlerin boşanma durumunda ömür boyu nafaka ödemek durumunda kalmasıdır. Birçok nedenle ödenmekte olan nafakanın kaldırılabilmesi mümkünken, nafakanın evlilik süresine bağlanması kadınların birçok konuda olduğu gibi bu konuda da sosyolojik ve ekonomik açıdan görmezden gelinmesine neden olacaktır.

Bu düzenlemeye ilişkin yapılan tartışmalarla toplumda kadına ödenen nafakanın asla kaldırılamayan bir uygulama gibi olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Kadınlar şiddet, yoksulluk, eşitsizlik gibi çok ciddi sorunlarla baş etmeye çalışmaktadır. Tüm bunlarla birlikte nafakanın süre ile sınırlandırılması tartışmaları bazı olaylarda şiddeti daha da arttıracak ve sakıncalı bir hal alacaktır.  

Ülkemizde kadınların evlilik süresince çoğu zaman çalışmasının engellenmesi, varsa çocukların bakımı ya da evdeki diğer kişilerin bakımını üstlenmesi, çeşitli sebeplerle çalışma ortamlarından uzaklaşması çok sık rastlanmaktadır. Bu durumun yalnızca eğitim seviyesi veya ekonomik koşullar sebebiyle olmadığı da görülebilmektedir. Boşanma sonrası kadına ödenecek nafakanın süreli hale gelmesi durumunda, evlilik içerisinde zaten geriye giden kariyer, çalışma alanındaki eşitsizlikler, evdeki çalışmalarının yok sayılması gibi nedenlerle kadınların daha da yoksullaşacağı ve evlilik sonunda bireyler arasındaki eşitsizliğin derinleşeceği mutlaktır.

Süreli nafaka uygulamaları, kadınların boşanmanın ardından nafakaya ulaşmasını güçleştirecektir. Bu tür tartışmalar sürdükçe, çoğu zaman çocuklara ödenen nafaka miktarları dahi tartışmaları şiddetlendirmektedir. Oysa kadının nafakaya erişiminin zorluğu, kadının daha çok yoksulluğa düşmesine de neden olacak ve kadınların sosyal yardım kurumlarının kapılarında yaşamlarını sürdürmeleri anlamına gelecektir.

Ayrıca süreli nafaka gibi bir uygulama, boşandıktan sonra mutlak yoksulluğa düşeceğini bilen bir kadının boşanmaktan vazgeçip var olan hayatına boyun eğmesine de neden olacaktır.


Devletin ‘nafaka fonu’ kurarak, ödeyemeyen erkekler yerine ödeme yapması önerisi, yükümlülüğü bireyden alıp kamusal alana devretmek anlamına gelmiyor mu? Bu model, nafakanın bir sosyal hak değil, boşanma sonrası doğan bir kişisel sorumluluk olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz mı? Hukuk devleti açısından bu kaydırmanın sakıncaları neler olur?

Nafaka fonunun kurulmasıyla ilgili çalışmalar yapılacağı belirtilmişse de şu an somut bir düzenleme bulunmamaktadır. Yani devletin, doğrudan nafaka yükümlüsünün nafakaya ilişkin borcunu yüklendiği bir düzenleme bulunmamaktadır. Böyle bir düzenlemenin yapılması halinde ise sorumluluğun kamusal alana devredildiği anlamına gelebilecektir. Nafaka yükümlüsü, zaten devlet tarafından ödeneceğini bildiği nafakayı ödemeyecektir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde Türkiye’nin sosyal hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda, özellikle ekonomik olarak zayıf durumda olan vatandaşlara devlet tarafından çeşitli ekonomik destekler sunulmaktadır. Nafaka borcunun ödenmesi bu destekler arasında sayılmamaktadır.

Nafaka yükümlüsünün nafaka borcunun, devlet tarafından çeşitli nafaka fonu kapsamında ödenmesi halinde; dezavantajlı durumda olan kadın ve çocuklar bakımından, diğer sosyal yardım programlarının çerçevesinin daraltılması gündeme gelebilecektir. Zaten sınırlı olan destekler, nafaka borcunun devlet tarafından karşılanması halinde kesilebilecek ya da daha da kısıtlanabilecektir.

Yani bireylerin sorumluluğunda olan nafaka borcunun devlet tarafından karşılanması, yine kadın ve çocuklar bakımından birçok dezavantaj yaratacak, nafaka yükümlüsü bakımından ise sorumluluk bilincinin azalması ve evliliğin sonlanması nedeniyle doğan nafakanın da sorumluluğunu almayacağı anlamına gelecektir. Ancak devletin, doğrudan nafaka borçlusu adına nafaka alacaklısına ödeme yapmasının ardından, ödenmiş olan bedellerin nafaka yükümlüsünden tahsili yöntemi, nafaka alacaklısının tahsilat sorununu çözmeye de yardımcı olacaktır. Bu konuda bir düzenleme olmaması ise nafaka mağdurlarının sosyal yardımlarla geçinmeye çalışmasına neden olacaktır. 

Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde nafakanın cinsiyete bağlanmadığı açıkken, ‘mağdur erkekler’ söylemi sizce nasıl ve neden bu kadar yaygınlaştırıldı? Uygulamada nafaka alanların büyük çoğunluğunun kadın olmasının nedeni hukuki ayrıcalık mı, yoksa Türkiye’de yoksullaşan tarafın ağırlıklı olarak kadın olması mı?

TMK 175. maddedeki düzenleme, ‘Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir’ şeklindedir. Yani eşler arasındaki bakım ve yardım yükümlülüğü yoksulluk nafakası adı altında evlilik birliğinin bitiminden sonra da devam etmektedir. Bu nafakanın hükmedilebilmesi için hakimlerin değerlendirdiği temel şart, nafaka alacaklısının kusurunun diğerine oranla daha az olmasıdır. Madde ve uygulamada herhangi bir cinsiyet farklılığı öngörülmemektedir.

Mağdur erkek söyleminin geliştirilmesi, toplumsal olarak kadınlar üzerindeki psikolojik baskının artmasına; dolayısıyla şiddet türlerinin de ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Nafaka, ülkemizde bireylerin mali hakkını doğrudan etkilememekte; genellikle çocuklara bakmakla yükümlü olduğu düşünülen kadınların sağlık, çocukların eğitimi ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını da etkilemektedir. Ayrıca ne yazık ki nafaka alacaklılarının büyük çoğunluğunun kadın olması, cinsiyet olarak da yoksullaşan tarafın kadın olduğunu göstermektedir. Kadınlar, ekonomik olarak erkeklerle eşit bir noktaya getirilmediği sürece adil miktarda, kolayca ulaşılabilecek ve sürdürülebilir nafaka uygulamalarının geliştirilmesi istenmeye devam edilecektir.


Bu tartışmalarda sıkça “süresiz nafaka mağduriyeti” öne çıkarılıyor; ancak nafakanın kaldırılabildiği ya da azaltılabildiği haller kamuoyunda neden hiç konuşulmuyor? Sizce bu seçici anlatı, nafakayı bir hak olmaktan çıkarıp toplumsal bir tehdit gibi göstermeye mi hizmet ediyor?

Yıllardır geliştirilmiş olan ‘mağdur erkek’ söylemiyle birlikte, ‘Eşlerin, boşanma durumunda ömür boyu nafaka ödemek durumunda kalması’ gibi söylemler sıkça duyulmaktadır. Bu söylemde, özellikle ekonomik sistem içinde asıl mağdur olan kadınların aksine, nafaka yükümlüsü erkeklerin nafaka ödeme yükümlülükleri sebebiyle yeni hayat kuramamaları, yeniden evlenememeleri konuları sıkça bahsedilerek sorumluluğu ortadan kaldırmak amaçlanmaktadır. Oysa kadınların evlilik bitiminde yaşamış olduğu ekonomik sorunlar ve toplumsal statü farklılıkları üzerine konuşulmamaktadır.

Medeni Kanun’da yoksulluk nafakasının hayat boyu olacağı belirtilmemiştir; ayrıca hangi koşullarda değişebileceği ve kaldırılabileceği de açıklanmıştır. Kanuna göre nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden sona erer. Alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde ise mahkeme kararıyla kaldırılır şeklinde de düzenleme mevcuttur.

Dolayısıyla nafakanın kanunen ‘süresiz, bitmez, kaldırılmaz, ölünceye kadar devam eder’ olması gibi bir durum da söz konusu değildir. Bu tartışmalar yerine, sosyal devlet uygulamaları çerçevesinde kadınların toplumsal ve ekonomik düzeyde eşitliğe kavuşturulması için çalışma yapılması gerekmektedir.

Mağdur erkek, ‘süresiz, ölünceye kadar nafaka’ gibi söylemler; toplumsal ve ekonomik sebeplerle en çok nafaka talep etmek zorunda kalan kadınlar için düzenlenmiş olan nafaka hakkına yönelik bir saldırı ve müdahale niteliğindedir. Nafaka hakkı, kadın ve çocuklar için hayati önem arz etmektedir.

Devlet diliyle de desteklenen ‘mağdur erkek’ algısı, nafaka alacaklılarının mağduriyetini artırmakta; toplum nezdinde rahatsız edici söylemlere maruz kalınmasına neden olmaktadır. Bu algının artmasının engellenmesi için kanuni düzenlemenin gerçekte ne olduğu ve nafakanın öneminin her mecrada sıklıkla hatırlatılması gerekmektedir.