Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının yapıldığı 27 Şubat günü üzerinden bir sene geçti. Aradan geçen bir senenin sonunda bugün Ankara’da yapılan basın açıklaması ile İmralı’dan yapılan ikinci çağrı yayınlandı. Sürecin ikinci aşamaya geçildiğine dikkat çekilen açıklamada demokratik entegrasyon ve hukuki adımlar çağrısına vurgu yapıldı. Yapılan açıklama bütün kamuoyu tarafından takip edilirken, iktidarın demokratik anlamda dönüşüme evrilmesi gerektiği ifadesi ise özellikle takip edildi.
Yapılan açıklamanın ardından hem barış hem de demokratik süreç için umut hakkı gündemine ve İmralı’da devam eden cezaevi sürecine dikkat çeken Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Rezan Sarıca, “İmralı’nın hapishane statüsünün sona ermesi ve Sayın Öcalan’ın daha hukuki ve siyasi bir zeminde politik rolünü oynayabilmesi; kardeşlik hukukunun somutluk kazanması için yürüttüğü mücadelenin önünün açılması gerekmektedir” ifadeleriyle yapılan açıklama ile önemli adımların atılması gerektiği çağrısında bulundu.
Umut hakkına dair yaptıkları yürüyüşte toplumsal talebin net bir şekilde açığa çıktığını belirten Rezan Sarıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) aldığı kararların uzatılmadan yerine getirilmesi gerektiğini ifade etti. “Sayın Öcalan hakkında 2014 yılından bu yana verilmiş bir karar bulunmaktadır. Ancak halen bu karara uygun, uluslararası hukuka ve Anayasa’ya uygun şekilde Türkiye tarafından atılmış bir adım söz konusu değildir” diyen Sarıca konuşmasının devamında şu sözlere yer verdi: “Bugün aynı zamanda Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin birinci yılıdır. Bununla birlikte Sayın Öcalan tarafından önemli bir açıklamanın yeniden yapıldığını da basından takip ettik. Açıklamanın içeriğine bakıldığında, Sayın Öcalan’ın hem toplumun demokrasi sorununu hem de Cumhuriyetin Kürt sorununu çok boyutlu ve kapsamlı bir şekilde ortaya koyduğunu; toplumun yaşadığı krizlerin ve sorunların ortadan kaldırılması açısından hangi adımların atılması gerektiğine dair fikir ve görüşlerini açıkladığını görüyoruz. Kürt sorununun doğru bir şekilde tanımlanması, yaşananlarla yüzleşilmesi ve geride bırakılan dönemin bir daha tekrar etmemesi; inkârın, şiddetin ve çatışmanın son bulması amacıyla bir açıklama yapıldığını görüyoruz.”
‘DEMOKRATİK DÖNÜŞÜM GEREKİYOR’
İmralı’daki koşulların demokratik dönüşüm açısından belirleyici olduğunu vurgulayan Sarıca, Türkiye’nin ciddi bir demokratik dönüşüme ihtiyaç duyduğunu ifade etti: “Toplumda her açıdan böyle bir beklenti yükselmiş durumdadır. İmralı’daki koşulların düzeltilmesinden toplumsal baskıların ve siyasi yasakların son bulmasına kadar Türkiye’nin çok boyutlu bir demokrasi dönüşümüne uğraması gerektiği artık ortadadır. İmralı’nın koşulları bu açıdan önemlidir. Sayın Öcalan’ın üstlendiği rol, tarihsel kültürel ittifakın demokratik bir forma ulaşması açısından önemli bir misyon barındırmaktadır. Bugün bu rolü pratik olarak yürüttüğünü de görmekteyiz. Ancak İmralı’daki mevcut koşulların bu rolü yeterince yerine getirmesine engel olduğunu görüyoruz. Bu konuda toplumun endişeleri ve talepleri bulunmaktadır.”
‘İMRALI’DAKİ HAPİSHANE STATÜSÜ KALDIRILMALI’
İmralı’daki hapishane statüsünün kaldırılması gerektiğini belirten Sarıca, şöyle konuştu: “Sayın Öcalan’ın mevcut zemininin değiştirilmesi, örneğin 27 yıldır tutulduğu İmralı sisteminin ve tecrit sisteminin kapatılması ve ortadan kaldırılması yönünde güçlü bir irade ve talep yükselmiştir. Bunun artık görülmesi ve toplumsal taleplerin hukukun içine yerleştirilmesi gerekmektedir. Bizim bu konudaki önerimiz, İmralı’daki hapishane statüsünün kaldırılmasıdır.
Hapishane statüsünün sona ermesi ve Sayın Öcalan’ın daha hukuki ve siyasi bir zeminde politik rolünü oynayabilmesi; kardeşlik hukukunun somutluk kazanması için yürüttüğü mücadelenin önünün açılması gerekmektedir.”
Önder Apo'nun yürüttüğü mücadelenin barışa yöneldiğini ifade eden Sarıca, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sayın Öcalan’ın bugün yaptığı açıklamanın da önceki çalışmalarını pekiştiren, berraklaştıran, şeffaflaştıran ve alenileştiren bir nitelik taşıdığını söyleyebiliriz. Bu açıklamalar ışığında Kürtlerin bir halk olarak mücadelesini yürütebileceğini ve yürütmeye devam edebileceğini; artık bir yol haritasının ortaya çıktığını ve geleceğin daha netleştiğini ifade edebiliriz.”
‘AİHM KARARI UYGULANMALI’
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin umut hakkına ilişkin kararlarının anayasal sorumluluk gereği yürürlüğe konulması gerektiğini belirten Sarıca, “Ancak burada hükümetin ve devletin artık somut adımlar atması gerekmektedir. Bunun için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu umut hakkı kararının, herhangi bir şarta veya gerekçeye bağlanmadan, anayasal sorumluluk gereği devreye konulması ve yürürlüğe alınması gerekir. Umut hakkı bağlamında özgürlük tartışması ancak bundan sonra yürütülebilir. Sayın Öcalan’ın da 27 yılı geride bırakmış olduğu ortadadır” dedi.
‘HAPİSHANE KOŞULLARININ DEVAMI TOPLUMA FAYDA SAĞLAMAZ’
Sarıca, Önder Apo'nun uzun yıllardır barış çizgisinde ısrar ettiğini belirterek şunları kaydetti: “Ancak yalnızca bu 27 yıl değil, geriye doğru 30–35 yıllık süreçte de barış çizgisinde ısrar ettiğini görmekteyiz. Bunun toplumsal refah yönünde olduğu, topluma fayda sağlamayı ve toplumu çağdaş ölçülere, çağdaş bir forma ulaştırmayı amaçladığı açıktır. Bu gerçek karşısında hapishane koşullarında kalmasının topluma bir fayda sağlamayacağı; aksine sorunların ve krizlerin geleceğe taşınmasına neden olmaya devam edeceği ifade edilebilir.”
‘UMUT HAKKI DEVREYE GİRMELİ’
Sarıca, sözlerini şöyle tamamladı: “Demokratik dönüşümün en temel ilkesi, şu aşamada umut hakkının uygulanması; hapishane kurumunun ve tecridin ortadan kaldırılmasıdır. AİHM kararlarının umut hakkı bağlamında doğrudan yasal düzenlemelerle, hiçbir gecikmeye mahal verilmeden devreye konulması gerektiğini söylüyoruz. Bununla birlikte, umut hakkının devreye girmesiyle birlikte ikinci bir adım olarak fiziki özgürlüğün sağlanmasına yol açacak bir gelişmenin derhal gerçekleşmesi ya da içinde bulunduğumuz barış ve demokratik toplum süreci açısından rolünü oynayabilmesi için daha siyasi ve politik bir zemine kavuşturulması gerekmektedir. Her iki ihtimalde de İmralı’daki hapishane koşullarının ve mevcut statünün sona ermesi gerektiğini ifade edebilirim.”