Riha’nın (Urfa) Sewreg (Siverek) ilçesinde 29 Mart 2025’te Tacittin Kalgı’nın işkenceye uğraması ve buna tanıklık eden Avukat Sabri Güngen’in polisler tarafından darp edilmesiyle başlayan süreç, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşındı. Yerel mahkemelerin “delil yok” diyerek kapattığı dosyada, delillerin kasten toplanmadığı ve savunmanın “silahların eşitliği” ilkesinin yok sayıldığı belgelendi.
‘KAFAMI YERE BASIP ZEDELEDİLER, BAYILANA KADAR DÖVDÜLER’
“Örgüt üyeliği” iddiasıyla verilen 10 yıl 6 ay hapis cezası Antep Bölge Mahkemesi tarafından onanan ve hakkında yakalama kararı çıkarılan Tacettin Kalgı, gözaltına alındığı sırada ve sonrasında karakolda işkenceye uğradı. 29 Mart gecesi saat 02.00’de kuzeninin evinde gözaltına alınan Kalgı, herhangi bir direniş göstermemesine rağmen ağır şiddete maruz kaldı.
Kalgı, yaşadıklarını şöyle anlattı: “Beni tuttukları gibi ters kelepçe yaptılar, kafamı yere doğru bastırıp zedelediler. ‘Senin anana, bacına tecavüz ederim’ şeklinde hakaret ve tehditlerde bulundular. Emniyette karnıma ve vücuduma vurarak beni darp ettiler; aldığım darbelerle baygınlık geçirdim. Ayakkabımı bile giydirmediler.”
İşkenceyi belgelemek için müvekkilinin yüzündeki ağır morlukları fotoğraflamak isteyen Avukat Sabri Güngen ise, adliye koridorunda polislerin toplu saldırısına uğradı. Kalgı, savcılık ifadesinde bu anı, “Polisler avukatımın üzerine saldırdı, bir polisin avukatıma tekme attığını bizzat gördüm” sözleriyle doğruladı. Ancak jandarma ‘Darp etmedik, şahit olmadık’ diyerek suçu inkar etti.
SAVCILIĞIN İTİRAFI: ‘ŞİDDET VAR AMA İŞKENCE DEĞİL’
Savcılık, darp raporlarını inkar edemediği için Kalgı’ya bir kez şiddet kullanıldığını zımnen kabul etti. Ancak söz konusu şiddetin “sistematik ve belirli bir süre devam etmediği” gerekçesiyle “işkence” suçundan dava açmadı. Avukat Güngen ise bu durumu, “şiddeti meşrulaştıran ve failleri yargıdan kaçıran bir cezasızlık mantığı” olarak nitelendirdi.
DİLEKÇELER OKUNMADI, KAMERA KAYITLARI TOPLANMADI
AYM başvurusunda, yargı makamlarının suç işleyen kamu görevlilerini korumak için adeta bir “koruma mekanizması” gibi çalıştığı vurgulandı. Olayın yaşandığı Siverek Adliyesi’ndeki kamera görüntüleri dosyaya getirilmezken, savunmanın sunduğu kritik dilekçeler ve delil toplama talepleri mahkemece dikkate alınmadı. İşkenceye karışan kolluk görevlilerinin kimliği tespit edilmediği gibi mağdurun teşhis talebi de geri çevrildi.
Öte yandan, vücuttaki yaygın darp izlerine rağmen raporun sadece “gözle” sınırlı tutulması, hekimin kolluk baskısı altında kaldığı şüphesini güçlendirdi. Başvuruda, Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerinin ihlal edildiği belirtilerek, devletin kontrolü altındaki bir vatandaşın ağır yaralanmasına dair hiçbir makul açıklama getirilmediği de vurgulandı.
‘YARGI MAKAMLARININ TİTİZLİKLE İNCELEMESİ GEREKİYOR’
Dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıyan Avukat Sabri Güngen, yargının işkence iddiaları karşısındaki denetim rolüne ve devletin vatandaşı koruma yükümlülüğüne dikkat çekerek şunları kaydetti:
“Öncelikle, hukuk devleti ilkeleri uyarınca yetkilendirilen kolluk kuvvetlerinin ve İçişleri Bakanlığı'nın işkenceye karşı sıfır tolerans göstermesi esastır. Ancak münferit işkence vakalarının yaşanması durumunda, mağdur vatandaşların yargıya başvurusuyla birlikte yargı makamlarının bu iddiaları en üst düzey titizlikle incelemesi gerekir.
Nitekim burada, devletin korumakla yükümlü olduğu bir vatandaşın vücut bütünlüğü ve özgürlük hakkı söz konusudur. Aksi bir durumda devlet, vatandaşın kamu gücü karşısındaki zayıf ve savunmasız konumunu gözeterek, bu gücün vatandaşı ezme potansiyelini engelleyecek şekilde hareket etmelidir. Bu sorumluluk bilinciyle her vaka, en ince ayrıntısına kadar titizlikle araştırılmalıdır.”
‘MAĞDURLARIN HAK ARAMA HÜRRİYETİ ENGELLENİYOR’
Hukukçu Sabri Güngen, Türkiye’deki cezasızlık kültürüne ve savcılıkların işleyişine yönelik eleştirilerini şu sözlerle sürdürdü:
“Ne yazık ki ülkemizde savcılıklar, işkence vakalarını etkin bir şekilde soruşturup sorumlu kolluk görevlilerinin cezalandırılmasını sağlamak yerine, takipsizlik kararı vermeyi alışkanlık haline getirmişlerdir. Bu yaklaşım, olayın ancak Anayasa Mahkemesi veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınması ve buralardan ihlal kararı çıkması durumunda yeniden yargılama yoluna gidilmesi gibi pasif bir anlayışı beslemektedir.
Dolayısıyla savcılıklar, faillere yönelik örtülü bir cezasızlık politikası yürüterek mağdurların hak arama hürriyetini engellemektedir. Şayet bir ülkede devletin kolluk birimleri vatandaşa işkence uyguluyorsa, bu durum devletin temel görevi olan kişiyi koruma ve kollama yükümlülüğünü yerine getiremediğinin açık bir kanıtıdır.”
‘İŞKENCE SUÇUNU VE FAİLLERİNİ AÇIĞA ÇIKARMAK DEVLETİ ZAYIFLATMAZ’
Avukat Güngen, etkili soruşturma yürütülmemesinin devletin saygınlığına zarar verdiğini vurgulayarak yargı makamlarına şu çağrıda bulundu:
“İkinci bir husus ise, mağdurların başvurularına rağmen devletin etkili bir soruşturma yürütmemesinin hukuk devleti iddiasını zedelediğidir. Bazı savcıların, kolluk mensuplarının cezalandırılmasının devletin gücünü zayıflatacağı endişesiyle takipsizlik kararı vermesi hatalı bir yaklaşımdır. Bilinmelidir ki işkence suçunu ve faillerini açığa çıkarmak devleti asla zayıflatmaz. Tam tersine, faillerin korunması ve işlenen suçların yanlarına kâr kalması devleti asıl zayıflatan durumdur.
Devletin hukuk devleti vasfını koruyabilmesi için, bizzat kolluk tarafından vatandaşın can ve mal güvenliğine kast edildiğinde, bu durumun etkin bir soruşturmayla aydınlatılması ve sorumluların mutlaka cezalandırılması şarttır.”