Serhildanlardan Jineoloji’ye: Özgür yaşamın öncülerine dönüşüm

Serhildanlar ve direnişler sonucunda karşımıza çıkan yeni yaşamın öncü ve önder gücü kadınlar olmuştur. Kürt kadınları artık kendi kurumları ve kendi ideolojik disiplini ile bir öncüdür.

KADIN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

Kürdistan halk mücadelesinin en önemli dönemi olan serhildanlar dönemi, Kürt kadınının da artık direniş sürecini yöneten bir noktaya evrilmesinin de dönemidir. Kürt kadını için bir partinin aparatı olma, bir kurumda “kadın kolları” çalışanı olma dönemi bitmiş; yerine direnişi örgütleyen ve direniş içerisinde kendi yeni ideolojisini kuran dönem başlamıştır.

Serhildanlar sürecinden sonra gelişen dönem, Kürt kadınının artık kendine ait bir yaşamının olduğu, “kendine ait bir oda”nın çok ötesinde, insanlığa yeni bir yaşamın nasıl olması gerektiğini gösterdiği zaman olarak başlamıştır.

HALK SERHİLDANLARI KADINLARIN DİRİLİŞ SERHİLDANLARIYDI

Kürdistan’da aile denilince akla kadının geldiğini, kadının ailenin içine hapsedilip sokakla ve yaşamla ilişkisinin kesildiğini gören Önder Apo’nun bu çözümlemesi ile birlikte, Kürt ailelerinin devrimci mücadele içerisinde yer almalarını sağlayan Özgürlük Hareketi, onun meyvelerini 90’ların ortalarında almaya başladı. Kadın ordulaşması, kadın kurumlaşması ve kurumlarda kadınların artık bir “aparat” ya da “göstermelik eşitlik temsili” olmaktan çıkması sağlandı.

90’lar sadece Kürt kadın kurumlarının açılması veya kadın gerilla ordulaşması açısından değil, halk serhildanları açısından da önemli bir dönemi temsil ediyor. Cizre, Amed, Lice serhildanları, Newroz serhildanları ve daha onlarca serhildan, Kürdistan tarihinin önemli bir yerini oluştururken, Özgürlük Hareketi’nin şekillenmesinde de kritik bir rol oynadı.

Bu serhildanlarda en dikkat çekici olan ise Kürt kadınlarının artık sokak eylemlerinde en önde durmalarıydı. Bugünün Kürt Kadın Hareketi’nin ilk büyük kitleselleşmesinin de önünü açan bu süreçte, en ön saflarda yer alanlar ise o güne kadar sadece evde oturan Kürt anneleriydi.

KÜRT ANNELERİN MÜCADELESİ

Kürt annelerinin mücadele tarihi, ayrıca bir inceleme ve araştırmayı hak edecek kadar önemli bir yerde duruyor; çünkü dünya devrim tarihinde ve dünya kadın mücadelesi tarihinde eşi benzeri olmayan bir pratik süreci temsil ediyor.

Amed Zindanı’nda bir annenin kendini yakma eylemi ile başlayan Kürt annelerinin direnişe katılımı, 90’larda kendi çocuklarının sokaklara çıkmasıyla bir adım ileriye taşındı. İktidarın baskı politikalarına karşı gözaltına alınan, tutuklanan ve katledilen çocuklarının yerini almaya başlayan anneler, bugün kendi özgün kurumlarına sahip; kendi kararlarını alıp, kendi eylemlerini yürüten ve sözlerini kendileri söyleyen bir konuma geldi.

Kürt gazeteciler sokaklarda katledildiğinde ellerine fotoğraf makinelerini alıp haber takip eden, Kürt müzisyenler tutuklandığında onların yerine stranlar söyleyen Kürt anneler, bugün Barış Anneleri çatı örgütlenmesinin yanında tutsak anneleri ve şehit aileleri olarak örgütlenip kendi sözlerini söylemeye devam ediyor. Barış Anneleri, bugün Türkiye ve Kürdistan’da etkisi hissedilen önemli bir yerde duruyor.

Önder Apo, aile kurumunun sömürgeci anlayış tarafından devrimci mücadele karşıtı şekilde şekillendirilmesine karşın yapılan çalışmaları anlatırken şunları söyler: “Parti, aile kurumuna bilimsel bir yaklaşım içindedir. Bu konuda yapılan hataları gidermek, yetersizlikleri aşmak istiyoruz. Biz, 15 yıldır aynı zamanda bu ocağın (aile ocağı) olumsuz etkilerini tasfiye etmek için de mücadele ettik. PKK’nin kadro mücadelesi, aynı zamanda bu kurumun gerici özelliklerine, değer yargılarına ve dayatmalarına karşı bir isyandır. Biz, en azından feodalizm, faşizm ve sömürgecilik kadar zararlı olan bu kuruma ve onun çağdışı değer yargılarına, sahte namus anlayışına karşı bir başkaldırıyız.

Bu başkaldırıda büyük çabalar gösterilmiştir ve bu çabalar bugün başarıya doğru gitmektedir. Yani mücadele biraz sonuç veriyor. Çünkü aile kültürü, aile kutsallığı yerini biraz yurtseverliğe ve özgürlüğe bırakıyor. Her aile, ‘Artık evlat yetiştirmek istiyorsak, vatan ve özgürlük için’ diyor. ‘En azından ailemizden bir kişi bu faaliyete katılmalıdır’ diyor. Bu, öyle basit bir gelişme değildir.”

Önder Apo’nun ve PKK’nin Kürt kadınlarına verdiği değerin bir diğer göstergesi, 90’ların en büyük siyasi olayı kabul edilen Leyla Zana’nın TBMM’nin yemin törenindeki Kürtçe sözleri ve taktığı Kesk û Sor û Zer saç bandıydı.

Sakine Cansız’ların Diyarbakır zindan direnişiyle başlayan ve 90’ların başındaki serhildanlarda sokakları terk etmeyen Kürt kadınları ile onlara varlıklarını yeniden hatırlatan, mücadeleye yönlendiren Kürdistan özgürlük mücadelesinin belki de en büyük kazanımlarından biri, Kürt kadın mücadelesi tarihinin en önemli direniş anlarından biriydi. Bir Kürt kadını, Türkiye Cumhuriyeti’nin Meclisi’nde inkar edilen varlığını ortaya koyuyordu.

KENDİ ÖRGÜTLERİ, KENDİ İDEOLOJİSİ İLE BİR KADIN HAREKETİ

Halkın Emek Partisi ile başlayan Kürtlerin siyasal alandaki varlık mücadelesinin en önemli dönemeçlerinden biri olan Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) döneminde, kadına yaklaşım artık siyasal partinin programında da yer almaya başlamıştı. HADEP, bir süre sonra pozitif ayrımcılık ilkesini hayata geçiren ilk siyasi parti olarak, kadınların siyasi mücadelenin her alanında daha görünür ve söz sahibi olmasının önünü açmıştı. Bugün artık kabul edilen ve dünyanın birçok yerinde hayata geçirilen eş başkanlık sisteminin ilk adımları olan bu tutum, içeride de klasik sol anlayışın dışında bir duruş sergiliyordu. “Bir siyasi parti kurulur, orada kadın kolları, gençlik kolları olur” anlayışının çok dışına çıkılan bu süreçte, kadınlar özgürlük mücadelesinin karar vericileri ve yön göstericileri oldu.

2000’li yıllar, Kürt kadın hareketinin artık kendi alanından çıkıp dünya kadın hareketine damgasını vuracak bir yere gelmesinin yılları oldu. Özellikle Önder Apo’nun Demokratik Uygarlık Manifestosu’nda belirttiği Jineoloji bilimi, kadınlar tarafından çok ileri bir düzeye getirildi. Bugün, yeni bir sosyal bilim olarak tanımlanan Özgürlük Sosyolojisi’nin yanında, kadın bilimi olarak Jineoloji de dünya çapında kabul gören bir konuma gelmiş durumda.

‘ÖRGÜTSÜZ HİÇBİR KADIN KALMAYACAK’

Kürt kadın hareketinin 2000’li yılların ortalarında yaptığı atılım, Kongreya Jinen Azad’ın (KJA) kuruluşu ile gerçekleşti. KJA, “örgütsüz tek bir kadın kalmamalı” kararıyla Kürdistan ve Türkiye’de çalışmalarına başladıktan sonra ses getiren birçok eylem ve etkinliğe imza attı. Bunların başında ise, bugün dünya kadın hareketinin temel sloganlarından ve yaşam felsefelerinden biri haline gelen “Jin Jiyan Azadî ile Özgürlüğe” kampanyası oldu.

Kürt kadın hareketinin yaşam felsefesi olan Jineolojinin bir sloganı olarak ortaya çıkan Jin Jiyan Azadî, bugün dünya kadın hareketinin en önemli sloganlarından biri haline geldi; dünya kadınları hem kendi dillerinde hem de Kürtçe bu sloganı defalarca attı ve sahiplendi.

Büyük direnişlerle 90’ları aşan Kürt kadını için 2000’ler artık var olma mücadelesi değil, karar mercilerinde yaşama müdahale etme süreciydi. Bu süreçte sadece KJA ve kapatıldıktan sonra açılan TJA gibi yapılanmalar ya da Kadın Meclisleri gibi yapılar değil; basın alanında da büyük bir atılım yapan Kürt kadın hareketi, dünyaya örnek olacak bir adım atarak kadın gazetecilerden oluşan basın kuruluşları kurdu.

Habercilik gibi erkek egemenliğinin ağır hissedildiği bir alanda kadın habercilik anlayışı önemli bir atılım olarak kayda geçti. Kurulan ajans ve gazetelerin bazıları kapatılsa da Kürt kadın gazeteciliği artık bir gelenek olarak kendi mecrasında devam ediyor. Bunun dışında, 2000’lerde kadınlar her alanda kendi kurumlarını kurarak, kendi sözlerini söylemeye başladı.

Bugün gelinen aşamada Kürt kadın mücadelesi, artık sadece Kürt kadınlarına değil, dünya kadınlarına da yol gösteren bir noktaya geldi. Hem gerilla hareketi olarak hem siyasi hem de kültürel yaşam alanlarında kadınlar artık sadece söz kurmuyor; yeni bir yaşamı hem sistemin hem de erkeklerin baskılarına karşı inşa ediyor.

Önder Apo’nun deyimiyle, devrimcileşmek kadınla kurulan ilişkinin düzeyine bağlıdır. Bugün Kürt kadın hareketinin bize öğrettikleri, devrimci bir yaşamın ve yeni bir sosyalizm çizgisinin nasıl olması gerektiğini gösteriyor. Önder Apo’nun sözleriyle: “Çoğunuzun tam devrimcileşememenizin önemli bir nedeni, kadın gerçeği ile kurduğunuz ilişkilerdir. Duyguları geliştirirken, ilişkilerde temel direniş ölçüleri veya sosyalizmin temel ölçüleri bir tarafa bırakılmıştır. Köleliğe götürecek ilişkiler geliştirilmiştir. Bilmelisiniz ki, hazırlanıp konduğunuz bir kadın ilişkisi bir tuzaktır. Düşman da bunu çok iyi kullanıyor. En önemli sömürü ve kullanma kaynağı burasıdır ve delikanlılar da bu konuda çok gevşektir. İşte bizim parti faaliyetimizde bu ilişkiyi örnek olarak geliştirmek istememizin nedeni budur. En az sömürgecilikle uğraştığımız kadar uğraştığımız bir konudur.”