Kuzey ve Doğu Suriye'de HTŞ ve DAİŞ çetelerinin yürüttüğü saldırılar sürüyor. Bu saldırılar karşısında bütün dünyada bir araya gelen Kürt halkı ve insan hakları savunucuları yaşanan saldırıları kınarken, dünyanın her yerinde buna dair eylemsellikler ise sürüyor. Bakur'da da her gün farklı bir kentte yürüyüş ve eylemler yapılırken, bu eylemlere yapılan hukuksuz saldırılarda ise çok sayıda kişi darp ediliyor ya da gözaltına alınıyor. Son iki haftada yüzlerce kişinin gözaltına alındığı eylemlerde gözaltına alınan isimler yasaklama kararı olmamasına rağmen "örgüt üyeliği" veya "örgüt propagandası yapmak" suçlaması ile tutuklandı. Bu gözaltı ve işkencelerin yoğun olarak yaşandığı kentlerden biri olan Mardin'de ise hem alanda hem de ev baskınları ile 100'ü aşkın kişi gözaltına alınırken, 20'den fazla isim ise tutuklandı.
DARP, TEHDİT, AJANLIĞA ZORLAMA VE TUTUKLAMA...
Mardin'in yanı sıra Şırnak, Urfa, Van ve Bitlis'te de aynı tutuklamalar yaşanırken, çocukların da aralarında olduğu gözaltılarda kişiler kötü muamele, işkence, hakaret, hukuksuz ifade alımı, tehditle delil oluşturma ve ajanlık dayatmalarına maruz bırakıldı. Avukatlar yaşanan gözaltı süreçlerine dair itirazlarda bulunurken, birçok ismin ifade, avukatların ise savunma yapma hakları engellendi. Yaşanan bu gözaltı, işkence ve tutuklama sürecinin meşru bir tarafı olmadığına dikkat çeken Özgürlük İçin Hukukçular Derneği(ÖHD) Mêrdin Şube Üyesi Cemil Karakoyun, bu sürecin halkı korkutma ve sindirmeye yönelik olduğunu ifade etti. Hukuksuzlukları tek tek sıralayan Cemil Karakoyun, hala tedavi altında olan Diyar Koç'un yaşadıklarına da dikkat çekerek yürütülen işkencenin boyutunun ağırlığının altını çizdi. Avukatların da bu süreçte hak ihlaline maruz bırakıldığını belirten Karakoyun, özellikle darp vakalarında doktorların darp raporu vermediği ve polislerin yanında muayene aldığını ifade etti. Karakoyun, yine yapılan ev baskınlarında kişilerin işkence ile telefon şifrelerinin alındığını ve zorla delil oluşturulmak istendiğini de sözlerine ekledi.
'SİSTEMATİK İHLAL VE GÖZALTILAR SÜRÜYOR'
Karakoyun, "Yıl başından bu yana Mardin ve çevre illerinde, Van’da, Diyarbakır’da, diğer çevre illerde ve Rojava’da yaşanan katliamlara dair bütün yurttaşlar, anayasal hakları olan gösteri ve toplantı yürüyüşü hakkı kapsamında barışçıl eylemler gerçekleştirmiştir. Bu eylemler yurdun her tarafında meydana gelmiştir. Ancak bu eylemler yapılırken maalesef hem kolluğun hem de adli makamların bu barışçıl eylemlere yönelik tavrı hukuk dışına çıkmıştır. Bu konuda özellikle kolluk tarafından hem CMK mevzuatının hem de Anayasa’nın dışına çıkılmıştır. Tüm bu hususlar maalesef hepimizin bilgisi dâhilindedir. Biz de Mardin dışı yaşanan hak ihlallerini ve sistematik işkenceleri haberlerden takip edebiliyoruz yahut meslektaşlarımız aracılığıyla öğrenebiliyoruz" dedi.
'DİYAR KOÇ İÇİN İLK GÜN 'GÖZALTINDA DEĞİL' DEDİLER'
Mardin'de yaşananlara dair konuşan Karakoyun hem kendilerinin hem de müvekkillerinin yaşadığı hukuksuzluğu ise tek tek sıraladı: "Biz bu süreçlerde sistematik olarak hem kişilerin yaşam ve sağlık hakkı bakımından bazı hukuksuzluklarla karşılaştık hem de müdafi olarak bizlerin savunma hakları maalesef kısıtlandı. Hatta ilk süreçlerde bunu aşma konusunda çok ciddi problemler yaşadık. Bunun örneği şu şekilde verilebilir: Mesela gözaltına alınan Diyar Koç isimli bir müvekkilimiz oldu.
Biz Diyar Koç ilk gün gözaltına alındığı zaman terörle mücadele Nusaybin Şubesi’nde kendisini sorduk; gözaltında mı değil mi diye. O akşam meslektaşımıza, Diyar Koç’un gözaltında bulunmadığı ve terörle mücadele şubesinde olmadığı yönünde bilgilendirme yapıldı. Ancak sonraki günün sabahında Diyarbakır Nusaybin Devlet Hastanesi’nde olduğunu anladık. Yani gözaltı bir önceki günden başlamış olmasına rağmen kolluk tarafından bize yanıltıcı bilgi verildi."
'ŞİFRELER İŞKENCE İLE ALINARAK DELİL OLUŞTURULMAYA ÇALIŞILDI'
İhlallere dikkat çeken Karakoyun, özellikle çocukların ve kadınların maruz kaldığı şiddete dikkat çekti. Ev baskınlarında da aynı ihlallerin yaşandığının atını çizen Karakoyun, "Bu barışçıl şekilde yapılan protestolardan hemen sonraki günlerde evlere şafak baskınları yapıldı. Bu baskınlar sırasında maalesef evlere çok ciddi zararlar verildi, kapılar kırıldı. Gözaltına alınan kişi dışında yakınları da tehdit ve hakaretlere maruz kaldı. Çömelerek, duvara yöneltilip saatlerce bekletilen müvekkil yakınlarımız var. Yine müvekkiller gözaltına alınırken çok ciddi darp vakaları yaşandı. Bu kişiler gözaltına alınırken apartmanların kamera kayıtlarında da görülebileceği üzere, aile fertlerinin gözü önünde üzerlerine basılma, ters kelepçe yapılma, darp edilme ve sert cisimlerle vurma gibi maalesef sistematik bir şekilde işkence uygulanmıştır. Müvekkillerin telefonları hakkında herhangi bir arama kararı olmamasına rağmen, işkence yoluyla ve ailelerinin gözü önünde telefon şifreleri zorla açtırılarak delil oluşturulmaya çalışıldı. Soruşturma bu telefondaki delillere dayandırılmaktadır ve müvekkilim tutukludur" sözlerini kullandı.
'DARP RAPORU VERİLMEDİ, AJANLIĞA ZORLANDILAR''
Karakoyun, "Bunun dışında kişilerin hem sağlık hem de yaşam hakkı bakımından hastane süreçlerinde de bazı problemler yaşandı. Kızıltepe’de bir meslektaşımız, kişiye uygulanan sistematik işkenceyi darp raporuna geçirmeye çalışırken buna izin verilmedi. Bunlar haricinde Nusaybin’de gözaltına alınıp maddi ve fiziki zarara uğrayan, işkence mağduru olan çok sayıda kişi bulunmaktadır. Kadın ve çocuklara yönelik kolluk uygulamaları da son derece kötü örnekler teşkil etmiştir. Avukatsız bir şekilde ifadeleri alınmak istenen gençlerin de ajanlık teklifi ile karşı karşıya kaldığını öğrendik. İsim ve teşhise zorlanmışlar" dedi.
'DİZLERİ ÜZERİNDE DUVARA DÖNÜK BİR ŞEKİLDE BEKLETİLDİLER'
İhlallerin her süreçte devam ettiğini ve avukatların da bu duruma maruz kaldığını aktaran Karakoyun şu sözleri dile getirdi: "Sonuç olarak hem biz avukatların savunma hakları kısıtlanmış hem de müvekkiller adil yargılanma, yaşam ve sağlık hakları bakımından ciddi ihlallerle karşı karşıya kalmıştır. Emniyette kötü muamele iddiaları da mevcuttur. Müvekkillerim dizleri üzerinde, duvara dönük şekilde yaklaşık iki saat bekletildiklerini, su ve yemek verilmediğini, tehdit ve hakarete maruz kaldıklarını aktarmıştır. Bu beyanlar ifade tutanaklarına geçirilmiştir."
'HUKUKİ BİR ZEMİNİ YOK'
Son olarak yaşanan tutuklamaların hukuki bir temele dayanmadığını belirten Karakoyun, "Yapılan soruşturmalar ve gözaltılar, yurttaşların Rojava’da yaşananlara yönelik anayasal tepkilerini bastırmaya yöneliktir. Askeri yasak bölge ihlali tartışılabilir olmakla birlikte, örgüt üyeliği ve propaganda suçlamalarının hukuki bir temeli bulunmamaktadır. Sonuç olarak bu gözaltı ve tutuklamalar, halkı korkutmaya ve sindirmeye yönelik, sistematik bir uygulamadır" dedi.