GÖRÜNTÜLÜ

‘Süreç, devletin samimiyet testine dönüştü’

ÖHD Eş Genel Başkanı Avukat Serhat Çakmak, Rojava protestolarına ilişkin hazırlanan raporun ortaya koyduğu tabloyu değerlendirerek sürecin devlet açısından bir samimiyet sınavına dönüştüğünü söyledi.

SERHAT ÇAKMAK

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği’nin 3 Şubat’ta açıkladığı Rojava protestolarına ilişkin raporunda, Türkiye genelinde düzenlenen barışçıl eylemler sırasında yüzlerce kişinin gözaltına alındığı, 118 kişinin tutuklandığı ve gözaltı süreçlerinde kötü muamele ile işkence iddialarının kayda geçtiği belirtildi. Raporda, müdahalelerin büyük bölümünün basın açıklamaları ile toplantı ve gösteri yürüyüşleri kapsamında yapılan eylemlere yönelik olduğu vurgulandı.

Tutuklamaların geçtiğimiz haftaya kadar devam ettiği bu tabloyu değerlendiren ÖHD Eş Genel Başkanı Avukat Serhat Çakmak, yaşananların yalnızca bir güvenlik pratiği olarak ele alınamayacağını ifade etti. Çakmak, Kürtlerin Rojava’da yaşanan gelişmelere gösterdiği tepkinin arka planında eşit yurttaşlık talebinin bulunduğunu belirterek, devletin bu süreçte verdiği karşılığın demokratik siyaset ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığını dile getirdi.


Çakmak, protestolara verilen yanıtların anayasal hakların kullanılmasını engellediğini ve toplumsal kırılmalara yol açtığını ifade etti. Süreçte uygulanan pratiklerin, başta basın açıklamaları ve yürüyüşler olmak üzere, demokratik hakların kullanımında ciddi hukuki ve politik engeller ortaya çıkardığını belirtti.

Serhat Çakmak, 6 Ocak’ta Halep’in Kürt mahallelerine yönelik saldırılardan bu yana yaşananların yürütülen sürecin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu dile getirdi. Kurum olarak daha önce yaptıkları açıklamalarda olası sabotaj ve risklere dikkat çektiklerini hatırlatan Çakmak şunları söyledi:

“Biz, daha önce kurum olarak yaptığımız açıklamalarda sürece yönelik olası sabotaj ve riskleri belirtmiştik. Nitekim 6 Ocak ve sonrasında Türkiye’de yaşanan gelişmeler de bunu doğrular nitelikte bir pratik sergiledi. Maalesef başlayan sürecin hukuki bir korumasının olmaması, şemsiye bir yasasının yapılmamış olması, bugüne kadar bizi sürekli geriye iten bir noktaya getirdi.

Nedir bu geriye gidiş? Devletle örgüt arasında yürütülen bir süreç var ve bu süreçte demokratikleşme ile hukuksal adımların atılması beklentisi bulunuyor. Sürecin sıkıştığı bir yerde antidemokratik uygulamalar, hukuka aykırı ve hukuk dışı uygulamalar ile insan hakları ihlalleri yaşanırsa bu, sürecin ruhuna uygun bir adım olmaz. Bu durum, temel prensip olarak belirlediğimiz devletin giderek demokratikleşmesi ve hukuk devletine doğru bir gidişin önüne bir ket vurur. Bu yönüyle, 6 Ocak’tan bu yana yaşanan sürecin, her ne kadar şu aşamada bir eşik aşılmış olsa da iyi bir sınav olmadığı belirtilebilir.”

KANUNDAN DOĞAN HAKKINIZI KULLANAMAZSINIZ DENİYOR’

Çakmak, Kürtlerin uzun yıllardır farklı yöntemlerle hak mücadelesi yürüttüğünü hatırlatırken demokratik siyaset zemininde verilen mücadelenin özellikle çatışma süreçlerinden doğrudan etkilendiğini dile getirdi:

“Kürtler yüzyıldır bu ülkede hak mücadelesinde bulunuyor ve çeşitli yöntemler kullanıyor. Bir kısmı demokratik siyaset zemininde, sivil toplum ve siyasi partiler zemininde çalışmalar yürütüyor, mücadele veriyor. Bir kısmı da bildiğiniz üzere PKK tarafından yürütülen bir mücadele var. Yöntem olarak doğru buluruz ya da bulmayız; bu, kişinin şahsına aittir. Ancak durduğumuz nokta itibarıyla demokratik siyaset zemininde, demokratik kurumların vermiş olduğu mücadeleyi değerlendirir ve esas alırız. Devletin PKK ile girdiği her savaşın, her çatışma sürecinin en büyük yansıması ise demokratik siyaset zeminine oldu. Demokratik siyaset zemininde çalışmalar yürüten sivil vatandaşlar hedef haline geldi. İşte bunun bir örneği de budur.”

Çakmak, süreçte yaşanan tıkanıklıkların anayasal hakların fiilen engellenmesine yol açtığına işaret ederek, yapılan gözaltı ve tutuklamaların hukuki dayanağının bulunmadığını belirtti:

“Aslında kanundan doğan anayasal hakkınızı kullanamazsınız, deniyor. Kullandığınızda ne olur? Bir gerekçe bulunur ve tutuklanırsınız. Peki yüzlerce tutuklama, bini aşan gözaltının gerçekten kanuni bir dayanağı var mı? Hayır, yok. İşkence ve kötü muamelenin tarif edilebilecek bir olgusu var mı? Hayır, yok.

Tutuklama gerekçelerine bakıyoruz: Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet, polise mukavemet. Bu iki suç tipi açısından zaten tutuklama verilmemesi gerekir; kanundan doğan orantılılık ve ölçülülük ilkesi gereği bu tedbirlere başvurulmaması gerekirdi. Kendini fesheden bir örgüte yardım ve örgüt üyeliği suçlamalarıyla insanlar tutuklandı. Bu, sürecin paradoksudur. İnsanlara demokratik siyaset zemininde her türlü çalışmayı yürütebilirsiniz deniyor; ancak pratikte yasak değişikliği gerektirmeyen temel hakların kullanılması bile engelleniyor. Bu kabul edilebilir bir şey değildir.”

‘BU SINAV DEVLETİN SAMİMİYET TESTİYDİ’

Serhat Çakmak, Rojava’da yaşanan gelişmelere verilen tepkilerin arkasında devletin tutumuna yönelik bir sınama olduğunu dile getirdi. Bu sürecin, Kürtler açısından kabul edilemeyecek bir teslimiyet dayatmasını yeniden görünür kıldığını ifade etti:

“Kürtlerin Rojava’da yaşanan gelişmelerden kaynaklı olarak bu kadar tepki göstermesinin bir sebebi de budur. Çünkü bu sınav, devletin samimiyet testini de ölçüyordu. Kürtlerin kabul etmediği bir şeydir bu. Bu teslimiyetin kabul edilemeyeceği açıktır. ‘Ben eşit yurttaşlık temelinde bir vatandaşlık istiyorum; senin belirttiğin şekilde, yüz yıl öncesinin faşizan kodlarını taşıyan bir vatandaşlık tanımını kabul etmem’ diyor bu halk.

Bunun karşılığı nedir? Pratik sahada, basın açıklaması yaparken sizi eşit bir yurttaş olarak görmeyip her türlü muameleyi yapmaktır: Tutuklama, gözaltı, kötü muamele ve işkence. Bir kere bunu aşmamız gerekir. Kürtler açısından ciddi bir kırılma yaşandı ve bu kırılmanın bir sebebi, bu uygulamaların yeniden muhatabı olunmasıydı. Çünkü devlet, ‘Ben vatandaşıma artık bu muamelede bulunmayacağım, buna dair yasal değişiklikler yapacağım’ dedi. Peki bu sınav geçilebildi mi? Hayır.”