DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada deprem bölgesindeki sorunlardan ekonomik krize, siyasi operasyonlardan bölgesel gelişmelere kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.
Tülay Hatimoğulları, 6 Şubat depremlerinin ardından devletin ilk günlerde sahada olmadığını, üç yıl geçmesine rağmen on binlerce yurttaşın hâlâ konteynerlerde yaşadığını söyledi. Deprem vergilerinin akıbetini soran Tülay Hatimoğulları, barınma, elektrik kesintileri ve esnafın mücbir sebep taleplerinin karşılanmamasını eleştirdi.
Ülkedeki ekonomik çöküşe de değinen Tülay Hatimoğulları, yoksulluğun derinleştiğini, işten çıkarmaların arttığını belirtti. Epstein dosyalarına ilişkin Türkiye’de adı geçen kişiler hakkında acilen soruşturma açılması gerektiğini vurguladı.
ESP’ye yönelik operasyonları “hukuksuz” olarak nitelendiren Tülay Hatimoğulları, aralarında gazetecilerin ve siyasetçilerin de bulunduğu tutukluların derhal serbest bırakılmasını istedi. İran’daki gelişmelere ilişkin de uyarılarda bulunan Tülay Hatimoğulları, bölgenin yeni bir büyük yıkımı kaldıramayacağını ifade etti.
Konuşmasında Türkiye’de barış sürecine dair somut adımların atılmadığını söyleyen Tülay Hatimoğulları, QSD ile Şam yönetimi arasında imzalanan mutabakatın hayata geçirilmesi için uluslararası topluma ve Türkiye’ye sorumluluk düştüğünü belirtti.
SÜRECİ HIZLANDIRMANIN ZAMANIDIR
Sürece dikkat çeken Tülay Hatimoğulları şöyle konuştu: “Türkiye'deki iktidarın ve devlet aklının elinde mazeret kalmamış olmalı. Şimdi süreci hızlandırmanın tam da zamanıdır. Komisyon ortak rapor yazım sürecinde sona gelmiş bulunuyor. Bizce bu rapor temennilerin ötesine geçmelidir. Barışı gerçekten mümkün kılacak siyasal ve hukuki bir çerçeve ortaya konulmalıdır. Sürecin gereklilikleri yerine getirilmelidir. Biz DEM Parti olarak bu barış sürecini üç temel perspektiften ele alıyoruz. Birincisi demokratikleşmedir. Barış demokrasiden sonra hatırlanacak bir hedef değildir. Demokrasiyle eş zamanlı yürütülmek zorundadır. Bu yüzden demokratikleşmenin vazgeçilmez koşulu kayyım uygulamaları kaldırılmalıdır. Seçilmişler makamlarına, kayımlar kendi görevlerine dönmelidir. Komisyon raporu barış sürecini güvenceye alacak, özgürlük yasalarını ve demokratik entegrasyon düzenlemelerini açıkça önermelidir. Barış dağda olanların, sürgünde olanların, ülkesinden koparılanların, demokratik yaşama onurlu bir biçimde katılımı sağlayacak bir süreçtir. Siyasal faaliyetleri nedeniyle cezaevinde tutulan siyasetçilerin özgürlüğüne kavuşması bu sürecin önemli parçalarından birisidir. Ana dilde eğitim bir lütuf değildir, bir haktır. Kültürel inkar sürdükçe barış kök salamaz. Kalıcı güvence ise anayasal vatandaşlık ve tekçiliği reddeden eşit yurttaşlıktır.”
Tülay Hatimoğulları, hukukun askıya alındığı bir ülkede barışın kalıcı olamayacağını vurgulayarak AYM ve AİHM kararlarının uygulanmasını, siyasi tutukluların serbest bırakılmasını istedi. Önder Apo’nun sürecin en önemli aktörlerinden biri olduğunu belirten Tülay Hatimoğulları, “umut hakkı”nın tanınması gerektiğini söyledi.
Tülay Hatimoğulları, “Barış toplumun nefes alması demektir. Düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme ve basın özgürlüğü olmadan barış olamaz. İnanç ve ibadet özgürlüğü sağlanmalıdır. Aleviler başta olmak üzere bu ülkede yaşayan farklı halklardan ve inançlardan yurttaşlarımızın özgürce ibadetlerini yerine getirebilecekleri, kendini bu toprakların üvey evladı değil, öz evladı olarak hissedebilecekleri bir uygulama hayata geçmelidir” dedi.
ARTIK SÖZ DEĞİL, ADIM ATILMALI
Konuşmasının sonunda Tülay Hatimoğulları, barışın demokrasi, hukuk ve özgürlüklerle birlikte yürütülmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bugün yol alınacaksa demokrasi, hukuk ve özgürlükler ertelenmemeli. Barış iktidarın ya da bir başkasının kullanacağı bir aparat olamaz. Barış demokrasiyle birlikte yürüyen, hukukla birlikte güvence altına alınan, özgürlüklerle güçlenen bir halk iradesidir. Gerçek ve onurlu bir barış hakiki bir güvenliğin ta kendisidir. Eğer gerçekten bu sürece bir dinamizm kazandırılmak isteniyorsa aynı tas aynı hamamla devam edilemez. Gözle görünür bir değişimin başlaması şarttır. Adres bellidir. Demokrasi, hukuk ve özgürlüklerdir. Bunun dışındaki her söz ertelemenin bir başka adıdır. Biz bu ülkenin haklarına, halklarına karşı sorumluluğumuzun gereği bütün görev ve sorumluluklarımızı harfiyen yerine getirmeye devam edeceğiz. Barış için artık söz değil adım atma zamanıdır. Biz DEM Parti olarak duruşumuzda gayet netiz. Neyin arkasında, neyin karşısında olduğumuzu hep açıkça ifade ettik. Biz barışın, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ve özgürlüğün arkasında, tahakkümün, inkarın karşısındayız. Baskının, yargı operasyonlarının karşısındayız. Korkutmanın, susturmanın, manipülasyonla siyasi mühendislik yapılmasının karşısındayız."