15 Şubat 1999 yılında hegemonik güçler tarafından gerçekleştirilen Uluslararası Komplo’ya karşı, Kürt kadınları öncülüğünde Önder Apo etrafında bir ateş çemberi oluşturuldu. Önder Apo’nun eşsiz mücadelesi ve direnen halkın güçlü iradesi bugün de komplocuların planları önünde aşılmaz engeller oluşturmaya devam etmektedir.
YJA-Star Komutanlarından Batufa Çekdar, 15 Şubat Uluslararası Komplo’ya ilişkin değerlendirmelerinin ikinci bölümünde; Önder Apo’nun komployu boşa çıkarma gücünün bugün de sürdüğünü, komploculara karşı halkların örgütlü mücadelesinin önemini anlattı.
Batufa Çekdar, ANF’ye verdiği röportajın ikinci bölümünde şu değerlendirmelerde bulundu: “Önder Apo, PKK’nin kuruluşunu ‘İğneyle kuyu kazdım’ sözleriyle tanımladı. Gerçekten de öyledir. Ancak sadece PKK’nin kuruluşu değil, Kürt sorununun tarihsel çözüm arayışı da aynı anlamı taşımaktadır. Yani Önder Apo; kurduğu örgütle, eğitilmiş fedai militanlarla ve örgütlü halkla bir yandan Kürt kimliğinin varlık mücadelesini, inşasını ve kabul ettirilmesini yürüttü. Diğer yandan ise mücadelesiyle demokratik bir çözüm için muhataplar yaratmak istedi. Bu uğurda çok büyük bedeller ödedi. Pek çok çevreyle ilişki kurdu. Bu tarihsel sorunun gerçeğine dair binlerce analiz geliştirdi. Dönemin devlet yetkililerine yüzlerce mesaj iletti. Fakat Türk devletinde, faşist ve inkârcı zihniyetten kurtulup ciddi bir muhatap olabilecek bir iktidar ya da temsilci ortaya çıkmadı; inkar politikasından uzak, çözüm yolu arayan bir irade oluşmadı.
1993 yılında Türk Cumhurbaşkanı Turgut Özal adına bir yanıt verildi ve bir diyalog yolu açma niyeti ortaya kondu. Ancak daha niyet aşamasındayken faşist zihniyet Cumhurbaşkanını ve kendi ordu komutanını da ortadan kaldırdı. Sonuç yine muhatapsızdık ve inkar ile savaşta ısrar oldu. Zaten 1994’ten sonra Önder Apo, ‘Bir Muhatap Arıyorum’ dedi. 9 Ekim 1998 komplosundan önce de iyi niyet göstergesi olarak tek taraflı ateşkes ilan etti. Ancak buna 15 Şubat komplosuyla karşılık verildi. Tarihin en büyük komplosu ve ihaneti Kürt halkına ve Önderliğe karşı gerçekleştirildikten sonra da, Önder Apo 1999 yılında yeniden ateşkes ilan etti ve Kürtler ile Türkler arasında barış ve diyalog şansı geliştirmek için Zagros Dağları’ndan bir gerilla grubunu Türkiye’ye gönderdi. Eğer bu adım hukuka ve diyalog bilincine sahip bir devlette atılmış olsaydı, kalıcı bir barışa ve Kürt sorununun çözümüne sağlam bir yol açılabilirdi. Ancak Türk devletinin faşist zihniyeti o grubu tutukladı; bazıları cezaevinde hastalıktan yaşamını yitirdi.
ÖNDER APO HER ŞEYE RAĞMEN BARIŞ YOLUNU KAPATMADI
Bu durum Önder Apo’nun yüreğinde derin bir yara açtı. Buna rağmen barış yolunu kapatmadı. 2009 yılında bu kez dağdan ve Maxmur’dan bir grup ile Avrupa’dan bir grup ‘barış grupları’ olarak Türkiye’ye geldi. Kuzey Kürdistan halkı bu fedakâr grupları yüz binlerle karşıladı. Fakat kısa bir süre sonra devlet hepsini tutuklayıp cezaevine koydu. Avrupa’dan gelen grupta yer alan devrimci Sakine Cansız’ın yoldaşı Aysel Doğan da bu gruptaydı. Ağır hastalığına rağmen zindana atıldı ve çıktıktan kısa süre sonra kanser hastalığı nedeniyle şehit düştü. Bu faşist zihniyete rağmen, 2010–2013 yılları arasında Türk devletinin Devrimci Halk Savaşı karşısındaki yenilgisiyle birlikte gerilla Kuzey Kürdistan’ın birçok alanında üstünlük sağlamıştı. Gerilla savaşının etkisiyle Kuzey Kürdistan’da serhildanlar gelişti; ardından Rojava Devrimi ve Türkiye’deki ekonomik kriz de eklenince devlet büyük bir sıkışmışlık ve kriz içine girdi.
Bu nedenle kendileri Önder Apo’ya giderek 2013–2015 sürecini başlattılar. Fakat zihniyetlerinde Kürt sorununun çözümü olmadığı için Önder Apo’nun sunduğu bu fırsatı da değerlendirmediler. Çözüm yerine, son 10 yıldır komplocu güçlerin ve NATO’nun tüm modern tekniklerini seferber ederek Apocu harekete karşı yürüttükleri çökertme planını devreye koydular. Kuşkusuz bu son on yılda savaş, baskı ve en ağır tecrit de Önder Apo üzerinde yoğunlaştı. On binlerce kişinin tutuklandığı siyasi soykırım operasyonlar, Kuzey Kürdistan’ın tamamında yürütülen askeri saldırılar, her dağa yapılan kalekol ve karakollar… Medya Savunma Alanları’na yönelik Xakurkê’den Heftanîn’e, Avaşîn’den, Zap ve Metîna’ya kadar ağır saldırılar gerçekleştirildi. Rojava Devrimi’ne tahammülsüzlük, DAİŞ’in Rojava’ya yönelik saldırılarının örgütlendirilmesi, Efrîn, Serêkaniyê, Girê Spî ve hatta Minbic’e kadar uzanan işgaller; bütün bunlar çökertme planının, Apocu hareketi tasfiye etme ve Kürt halkını imha etme planının parçalarıydı.
Bu imha saldırılarında çok ağır bedeller ödendi. Ancak son 10 yılda Önder Apo’nun direnişi etrafında örülen onur direnişi çemberi bu planları da boşa çıkardı. Bu nedenle yeniden Önder Apo’ya gittiler ve tüm bunlardan sonra Önder Apo 27 Şubat 2025 yılında Barış ve Demokratik açıklamasıyla bir kez daha barış için Türk devletine yeni bir şans sundu. Bu kez Önder Apo onların bütün gerekçelerini ortadan kaldırmak istedi. Bu nedenle 27 Şubat açıklamasında hem PKK’nin feshedildiğini ilan etti hem de silahlı mücadeleye son verildiğini açıkladı. Ancak bunun için Türk devletinin hukuki ve yasal zemini oluşturması şartını koydu. Şimdi yine Şubat ayındayız ve Önder Apo’nun çağrısı ve atılan adımlar üzerinden bir yıl geçti. Oysa bu tarihi açıklamadan önce Türk devletinin faşist temsilcisi Bahçeli, “Öcalan gelsin Meclis’te DEM Parti grubunda konuşsun, umut hakkı uygulansın” demişti. Fakat buna rağmen Önderliğimiz hâlâ ağırlaştırılmış tecrit koşulları altında büyük fedakârlıklarla bu süreci yürütüyor.
ROJAVA SALDIRILARI TÜRK DEVLETİNİN GERÇEK NİYETİNİ GÖSTERDİ
Önder Apo’nun ısrarı, büyük riskler alan cesur adımları ve tarihi sorumluluğu omuzlaması; hareketimizin onunla uyum içinde hareket etmesi, 12. Kongre’nin toplanması ve PKK’nin feshi, KCK Eşbaşkanı Besê Hozat öncülüğünde silahların yakılması, Kuzey’den geri çekilme gibi tüm bu adımlar süreci ilerletmek için atılmış cesur ve ön açıcı adımlardı. Peki, Önder Apo’nun ve hareketimizin tüm bu fedakârlıkları ve çözüm arayışlarına karşılık Türk devleti ne yaptı? Şimdiye kadar faşist inkâr dilinden vazgeçmedi. Medya dili zehirli bir dil olmaya devam etti. Kendi toplumunda faşist duyguları kışkırtma konusunda geri adım atmadı. Rojava Devrimi’ne yönelik düşmanlığını artırdı. Attığı tek adım ise yarım kaldı, ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi’ adıyla bir Meclis komisyonu kuruldu, ancak bu komisyon henüz asli görevine başlamadı. En azından tarafsız ve radikal bir rapor hazırlayıp yüzyıllık soruna dair çözüm önerileri sunabilirdi. Bunu da yapmadı. Bu durum sürecin önünde büyük bir tehlike oluşturmaktadır.
Nitekim Şêx Meqsûd-Eşrefiyê ve Rojava’nın geneline yönelik saldırılar sırasında, aynı zamanda komisyon başkanı olan Meclis Başkanı da çözüm dilinden çok faşist bilinç ve duygulara hitap eden açıklamalar yaptı. Tüm bunlar Türk devletinin niyetini göstermektedir. Yani tehlike çanları yüksek sesle çalmaktadır ve kimse bu sesi duymamazlıktan gelemez. Türk devleti hâlâ Kürtlere şunu söylüyor; ‘Biz inkâr zilimizi çalmaya devam edeceğiz ama siz bu sesi duymayın, bunun güzel bir melodi olduğunu söyleyin.’ Hayır, Kürtler artık inkâr melodisi eşliğinde dans eden Kürtler değildir. Kürtler kendi özgürlük halayının melodisini çoktan yaratmıştır. Mücadeleci ve öncü Kürt kadınları da özgürlük halayının başını çekmektedir. Önder Apo tarihi bir sorumluluk ve stratejik bir yaklaşımla Barış ve Demokratik Toplum adımını attı.
Hareketimiz tüm samimiyeti ve inancıyla Önderliğin yanındadır. Halkımız da tüm bağlılığıyla Önderinin yanındadır. Halkımız düşmanına güvenmez; fakat Önderine güvenir ve bu nedenle Barış ve Demokratik Toplum projesi etrafında örgütlenmektedir. Halkımız Önder Apo’nun perspektifiyle öz savunmaya dayalı komün sistemini kurmaya çalışmaktadır. Aslında hem Türk halkına hem Kürt halkına kazandıracak olan proje budur. Eğer bu adım başarıya ulaşırsa hem Kürtler hem Türkler birlikte kazanacaktır. Ancak başarısız olursa Kürt halkı ağır bedeller öder, fakat Türk devleti tarihsel olarak kaybeder. Türk devleti süreci planlandığı gibi uygulamadı.
HEDEF ROJAVA KAZANIMLARINI YOK ETMEKTİ
Temmuz ayından itibaren HTŞ güçleri ve DAİŞ bağlantılı gruplar, 15 Şubat komplosu çerçevesinde emperyalist güçlerin planlarına paralel olarak Rojava Devrimi ve Kuzey-Doğu Suriye’ye saldırdı. Ancak bu kez HTŞ ve DAİŞ unsurları yalnız değildi. Önceki tüm saldırılarda olduğu gibi, bu saldırılar koordineli bir şekilde ve Türk devletinin eğittiği yüz binlerce çeteci ile gerçekleştirildi. Saldırılar Halep’ten başlatıldı ve Kürt şehirleri Hesekê, Çilaxa ve Tiltemir’e kadar devam etti. Önder Apo büyük fedakârlıklarla Barış ve Demokratik Toplum sürecini yürütürken, Türk devleti, Kürtleri hedef aldı. Bu saldırılarda ağır kayıplar verildi, hedef, Rojava Devrimi ve Kuzey-Doğu Suriye’deki kazanımları yok etmekti.
İkinci 15 Şubat Komplosu girişimi olarak yine Önder Apo’nun projesi hedef alındı ve Kürt halkının tasfiyesi amaçlandı. Barış ve Demokratik Toplum sürecinin başında Önder Apo şunu söyledi; ‘Rojava benim kırmızı çizgimdir.’ Emperyalist güçler ve işgalciler, Rojava Devrimi’ne saldırarak Önder Apo’nun başlattığı süreci sabote etmek istediler. Fakat Rojavalı savaşçılar, YPJ ile Kongreya Star kadın hareketinin direnişi, saldırıları kırdı ve halkın kazanımlarını korudu. Ulusal seferberlik çerçevesinde dört parça Kürdistan ve dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan milyonlarca Kürt, bu büyük komploya karşı birleşti.
1999’daki 15 Şubat Komplosu’na karşı çıktı gibi halk ikinci kez, kadınlar ve gençler öncülüğünde, ulusal bilinç ve politik farkındalıkla örgütlü bir direniş sergiledi. Bu süreçte Kürt siyaseti ilk kez halkın sesini belirli bir ölçüde duyurdu. Kürt dostları da Rojava Devrimi’ni yalnız bırakmadı. Son hafta bazı devletler ve uluslararası güçler olumlu açıklamalarda bulundu. Fakat daha önceki 15 Şubat Komplosu’nda olduğu gibi Önder Apo bu büyük komployu gördü, analiz etti ve şöyle dedi; ‘Rojava’ya yapılan saldırılar, Barış ve Demokratik Toplum sürecine yönelik saldırılardır ve 15 Şubat Komplosu versiyonudur.’
ÖNDERLİK HALKLAR ARASINDA ÇIKABİLECEK BÜYÜK BİR ÇATIŞMAYI ÖNLEDİ
Önder Apo, savaşın yaşandığı 23 gün boyunca gece-gündüz çalışarak bu büyük komployu engelledi ve Kürt-Türk, Kürt-Arap ve diğer halklar arasında çıkabilecek büyük bir çatışmayı önledi. Aksi takdirde yüz binlerce insan katledilirdi. Önder Apo, ağırlaştırılmış tecrit altında böyle bir savaşın yaşanmasını engelledi. Ateşkesin başlamasının ardından 30 Ocak’ta QSD ve HTŞ arasında bir anlaşma sağlandı. Tehlike henüz sona ermedi. Rojava Yönetimi ve Şam’daki geçici otoritenin koordinasyonu ile bu anlaşma sağlandı. Eğer gerekli denetim sağlanırsa, Rojava Devrimi’nin kazanımları resmi ve kalıcı hale gelebilir. Ancak bunun için güçlü bir savunma ve sağlam komün sisteminin kurulması gerekir.
Rojava Devrimi, kadın devrimi olarak kalmalıdır ve tüm kazanımlarını korumalıdır. Yani Rojava, kendi başına demokratik ve güçlü bir direnişle korunabilir. Kadınlar bu tehlikeyi derinden hissetmeli, tüm güçleriyle toplumu ve kazanımlarını savunmalıdır. 15 Şubat Komplosu, Önder Apo şahsında tüm Kürt halkına ve Kürt kadınlarına yönelikti ve hâlâ devam ediyor. İkinci 15 Şubat Komplosu, Önder Apo’nun Barış ve Demokratik Toplum projesi ve Rojava Devrimi’nin tüm kazanımlarını hedef alıyor. Bu nedenle aralıksız bir mücadele, direniş ve örgütlü serhildanlar olmalıdır. Halkımız, öncüler ve tüm siyasi partiler ulusal birliği tüm siyasi iradeden üstün görmelidir. Kürtler bu yüzyılı güçlü bir ulusal direnişle karşılamazsa bir kez daha fırsatı kaçırabilir.
Halkımız, Önder Apo’nun son şansımız olduğunu anlamalıdır ve bu yüzden tüm gücümüzle Önderliğin fiziki özgürlüğü için mücadele etmeliyiz. Aksi takdirde bu toprakların devrimcileri olarak tarih önünde yargılanır, on binlerce kahraman şehidimizin izinden gitmemiş oluruz. Fakat Rojava Devrimi ruhuyla ve ulusal birlik bilinciyle bu direnişi sürdürürsek, kısa sürede Önder Apo’yu halkının arasında görebileceğiz. O zaman tarih ve şehitlerimiz karşısında gururla duracağız ve Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü için mücadelemizi büyütecek, ulusal direnişimizi sürdüreceğiz. Halkımızın da aynı kararlılık ve inanca sahip olduğuna inanıyoruz. Artık İmralı’daki işkence sistemine karşı tahammülümüz kalmadı. Mücadelemizle komplocuların faşist zihniyetini lanetleyecek ve Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü güvence altına alacağız.”