Türkan Elçi: Barış için sadece yarını konuşmak yetmiyor, dün ile de hesaplaşmak zorundayız!

Kürt meselesinin çözümü için kurulan komisyonda yer alan, katledilen Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin eşi CHP Milletvekili Türkan Elçi, “Barışın temelinde adalet vardır. Sadece yarını konuşmak yetmiyor, dün ile de hesaplaşmak zorundayız” dedi.

TÜRKAN ELÇİ

Kürt meselesinin çözümü ile demokratik toplum inşasına dair TBMM’de kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun dördüncü ve beşinci toplantıları gerçekleştirildi. Bu toplantılarda gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetinin açıklanması ve belli olan faillerin yargılanıp cezalandırılması için yıllardır mücadele eden Cumartesi Anneleri’nin yanı sıra, Barış Anneleri ve Tahir Elçi Vakfı dinlendi, adaletin tesis edilmesi ortak talep olarak dile getirildi.

Komisyonda yer alan ve katledilen eşi Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi için 10 yıldır adalet mücadelesi veren CHP Milletvekili Türkan Elçi, ANF’ye konuştu.

Savaş ve çatışmanın getirdiği acının bir tarafı olan ve eşinin geride bıraktığı adalet ve barış mücadelesini devralan Türkan Elçi, barışın tescil edilmesi için öncelikle adaletin tesis edilmesinin şart olduğunu vurguladı.

‘BU SÜREÇ BENİM AÇIMDAN ZORLAYICI DA OLSA BARIŞ İÇİN KOMİSYONDA BULUNMAM ŞARTTI!’

Geçmişte hüsran ile biten diyalog süreci nedeniyle yeni sürece temkinli ve tereddütle yaklaşan Türkan Elçi, 2013-2015 döneminin en önemli tanıklarından ve mağdurlarından biri olarak, sıradan bir vatandaş gibi bu süreci heyecanla karşılamasının zor olduğunu dile getirdi. Ancak komisyonda bütün partilerin bir arada olmasının kendisine biraz daha güven verdiğini ifade eden Türkan Elçi, “Benim açımdan partim CHP’nin komisyonda yer alması bir mecburiyetti. Çünkü neticede hakikaten bir barış süreci başlatılacaksa parti olarak bizim katılmamamız bir yanıyla eksik olacaktı. Barış sürecini bozmuş gibi bir pozisyona düşmememiz gerekiyordu. Benim açımdan bu süreç ne kadar zorlayıcı da olsa 10 yıldır adaletin peşinde koşan, süreci çok iyi takip eden ve söylemlerinde toplumsal barışı dile getiren biri olarak komisyonda bulunmam şarttı” dedi.

‘KENDİMİZİ İFADE EDEBİLECEĞİMİZ BİR KAPI ARALANDI’

Gerek ülke içinde gerekse uluslararası gelişmelerden ötürü sürecin nasıl gelişeceğini kestirmenin şu an için çok zor olduğunu vurgulayan Türkan Elçi, ancak komisyonda herkesin barışın konuşulması gerektiği konusunda hemfikir olmasını olumlu karşıladığını dile getirdi.

Neticede bu komisyonla kendilerini ifade edebilecekleri bir kapının aralandığını ifade eden Türkan Elçi, bu açıdan şimdiden sürece olumsuz bir bakış açısıyla yaklaşmanın, karamsar düşünmenin toplumun hayrına yine iyi sonuçlar vermeyeceğini kaydetti. Türkan Elçi, bu bilinçle sürece barışsever ve pozitif bir perspektiften bakmak mecburiyetinde olduklarını kaydetti.

‘ÖMRÜNÜ FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLERE VAKFETTİ AMA KENDİ DE FAİLİ MEÇHULE KURBAN GİTTİ’

Kendisinin de acının bir tarafı olduğunu hatırlatan Türkan Elçi, adaletin tesisinin önemine vurgu yaptı. Katledilen eşi Tahir Elçi’nin yıllarca faili meçhul cinayetlerin üstüne gittiğini, failleri koruyan cezasızlık pratiğinin sona ermesi ve onurlu bir barış için mücadele ettiğini anımsatan Türkan Elçi, “Burada esas üzücü olan bu mücadeleyi verirken katledilmesi kadar, bu durumun yargıda karşılık bulmaması. Bizim Tahir Elçi Vakfı yöneticimiz ve başkanımız da komisyondaki konuşmalarında bu hususa değindiler. Yani ömrünü cezasızlığa karşı mücadeleye vakfetmiş bir kişinin cinayetinin de cezasızlıkla kapatılıyor olması; bizim için esas acı olan budur. Düşünün, bir avukat, bir hak savunucusu, insan hakları savunucusu, ömrünü faili meçhul cinayetleri araştırmaya vakfediyor ve neticede kendisi de bir faili meçhule kurban gidiyor. Onun için o masaların etrafında barışın tescil edilmesi için öncelikle adaletin tesis edilmesinin şart olduğunu sürekli dile getirmek zorundayız. Topluma güven vermek için objektif ve bağımsız bir yargı mekanizmasının sağlanması lazım. Yargının bağımsızlığı kadar, suç işleyenlerin cezasızlık zırhı arkasına nasıl saklandıklarını da konuşmamız lazım” vurgusunda bulundu.

‘BARIŞIN TEMELİNDE ADALET VARDIR!’

Son iki toplantıda Cumartesi Anneleri’nin, Barış Anneleri’nin ve Tahir Elçi Vakfı’nın da en çok üstünde durduğu hususun adalet olduğunu belirten Türkan Elçi, barışın gelmesi için adaletin tesis edilmesinin şart olduğunun altını çizdi. Gerçekleşen son toplantıda da adaletin ortak talep olarak öne çıktığını ve komisyonda bu talebe ilişkin olumlu bir ortam oluştuğunu belirten Türkan Elçi, şunları kaydetti: “Cumartesi Anneleri’nin, Barış Anneleri’nin ve Tahir Elçi Vakfı’nın dile getirdikleri mağduriyetler karşısında komisyonun ortak bir empati duygusunda bir araya gelebildiği izlenimini edindim. Ben de toplantı bitiminde bir konuşma yaptım. Fikir ve düşüncelerimi dile getirdim ve toplantı bitiminde diğer partilerden yanıma gelip beni takdir edip, ‘anlıyorum’ diyenler oldu. Bu yaklaşımı olumlu bir gelişme olarak görüyorum. Umarım bu şekilde devam eder. Çünkü biz mağdurlar ve özellikle 2013-2015 sürecinde o süreçten etkilenenler olarak şunu çok iyi biliyoruz ki dünü konuşmadan, yarını tesis edemeyiz. Çünkü dünde cezasızlık var, dünde adaletsizlik var. O yüzden bizim açımızdan sadece yarını konuşmak yetmiyor, dün ile de hesaplaşmak zorundayız. Komisyondaki konuşmamda da bunun altını çizdim; savaşın karşısında barış var ama barışın temelinde de adalet vardır.

‘ÖLÜLERİMİZİN BEKLENTİSİNİ YERİNE GETİRMEK ZORUNDAYIZ!’

Ölülerimizin bizlerden bir beklentisi var ve bu beklentiyi yerine getirmek zorundayız. Aynı zamanda diyalog kurarak toplumsal uzlaşmayı, bir arada yaşama kültürünü güçlendirmeye ve bu süreç içinde kaybettiğimiz insani değerlerimizi yeniden kazanmaya ihtiyacımız var. Adaletin tesisi için de objektif ve bağımsız yargı mekanizmasına gereksinim var. Bugün hangi kesimden olursa olsun, Türkiye'nin doğusu, batısı neresi olsa fark etmiyor. Adalet tecelli ettiği ve siyasi saiklerin etkisinden kurtulduğumuz zaman, barışı daha rahat konuşabileceğiz ve daha inanarak süreci devam ettirebileceğiz. Zaten bunun sonrasında gelen şey diyalogdur. Toplumsal uzlaşıyı o diyalog sayesinde kurabileceğiz. Aksi takdirde başarıya ulaşmamız mümkün değil. Yani dün ile hesaplaşma bizim açımızdan önemli. Cezasızlığın, faili meçhullerin konuşulması çok önemli. Cumartesi Anneleri’nin 30 yıldır çok önemli bir mücadelesi var. Perşembe günü konuşan, gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun’un anlattıklarına hangi insan önyargıyla bakabilir? Onun konuştuklarını dinleyen hangi insanın yüreği acımaz? 30 yıllık bir mücadeleden bahsediyor. Besna Tosun’un anlattıklarına üzülmek için belli bir partiden, belli bir mahalleden olmaya gerek yok. O acıyı anlayabilmek için insan olmak yeterlidir. Biz acaba bu ortak paydalarda buluşabilecek miyiz? Bu süreç belki de buraya hizmet ediyor.”

‘TOPLUMSAL UZLAŞIYI SAĞLAYABİLMEK İÇİN ÖNCE AYRIMCI DİLİN ORTADAN KALKMASI LAZIM!’

Türkan Elçi, toplumsal uzlaşıyı sağlayabilmek için ilk önce ayrımcı ve kutuplaştırıcı dil ve uygulamaların ortadan kalkması gerektiğini vurguladı. Bunun son örneğinin maalesef komisyonda bir Barış Annesi’nin Kürtçe konuşmasının engellenmesiyle yaşandığını hatırlatan Türkan Elçi, “Barış Annesi’nin anadilinde kendini ifade etmek istediğinde engellenmesi, aslında ayrımcılığa uğraması anlamına geliyor. Ötekileştirilmesi anlamına geliyor. Tam da bundan bahsediyorum. Bu ayrımcılık sadece komisyonda karşılaştığımız bir mevzu değil, mecliste de milletvekili arkadaşlarımız Kürtçe selamlama dahi yaptıklarında mikrofonları kapatılıyor. Bu sorun Türkiye’nin realitesi. Umarım bütün bu problemleri aşabileceğimiz bir yarınımız olacak. Neticede herhangi biri anadilinde konuştuğunda emin olun ülke bölünmeyecektir, esas anadillerinde konuşmaları engellendiği zaman insanlar kendi arasında bölünüyor. O bölünmeye sebebiyet vermemek lazım. Türkiye'nin bölünmeden, ayrımcılık yapılmadan bir araya gelmesi çok da zor bir mevzu değil. Bunun için öncelikle siyasetçilerin kendi dilini değiştirmesi lazım. İnsani ve vicdani bir ortak dilin oluşması gerek” diye konuştu.

‘SÜRECE İLİŞKİN İNSANİ VE VİCDANİ KATKIMDA İKİ İNSANIN BİRDEN ÇABASI OLACAK!’

Türkan Elçi, mağduriyet yaşamış insanların, çok acı çekmiş olmalarına rağmen konuşurken herhangi bir ajitasyon yapmazken, benzer acıları çekmemiş olanların sırf kendi siyasi partilerinin düşüncelerini dile getirme saikiyle insanları kutuplaştırıcı bir dil kullanmalarının doğru bir yaklaşım olmadığını kaydetti.

Kendi deneyiminden örnek veren Türkan Elçi, şunları kaydetti: “Ben 10 yıldır kendi acımı ifade ederken, herhangi bir propaganda veya belli bir ajitasyon dile getirmemeye çalışıyorum. Çünkü ajitasyon acıya yakışan bir şey değil. Acı, insanı birbirine daha çok yaklaştıran, empatiyi daha çok geliştiren bir duygudur. Ama genelde kendi siyasi partilerinin saikiyle kutuplaştırıcı bir dille konuşanları görebiliyoruz. Hakikaten ciddi anlamda acı yaşamış bir kişinin, kutuplaştırıcı bir dil kullanabileceğine inanmıyorum. Ben bunu kendi hayatımda da gördüm. Neticede öyle bir noktaya geliyorsunuz ki, senin gibi düşünsün veya düşünmesin, aynı mahalleden olsun olmasın, kimsenin o acıyı yaşamasını istemiyorsun. Çünkü bu acı, ömrü billah peşini bırakmayan bir acı. 10 yıldır kötü bir şey aklımdan geçirmemişimdir ve ölünceye kadar da geçirmeyeceğime inanıyorum. Sürecin sonucu hayırlı olacak mı, olmayacak mı? O artık sürecin aktörlerinin insafına kalmış bir şey. Bunu kendi partilerinin politik menfaatlerini gözeterek devam ettireceklerse ve 2013-2015 dönemindeki gibi ciddi anlamda mağduriyete sebebiyet vereceklerse toplumun vebalini yüklenirler. Ben kendi adıma bütün kaygılarıma rağmen sürece insani ve vicdani olarak katkıda bulunmak için çabalayacağım. Bu çabada iki insanın çabası birden olacak. Hem benim hem de yıllarca barış için çabalarken katledilen eşim Tahir Elçi’nin.”