Tutsak Cem Dursun: İlk düşüncem, ‘ben burada kalmayacağım’ oldu

Belli aralıklarla cezaevlerinde kalan ve son olarak kuyu tipi cezaevinde tutulan siyasi tutsak Cem Dursun, “Buraya geldiğimde ilk düşüncem, ‘ben burada kalmayacağım’ oldu” diye belirtti.

KUYU TİPİ HAPİSHANE

Kuyu tipi cezaevleri, devrimcilerin mutlak tecrit altında tutulduğu, hayattan izole edilip yalnızlaştırıldığı cezaevleri olarak biliniyor. Siyasi tutsakların bu cezaevlerine alınmasıyla birlikte açlık grevleri ve ölüm orucu direnişleri sıkça yaşandı. Diğer cezaevlerinin aksine, bu direnişlerin temel amacı, tutsakların başka cezaevlerine sevk edilmesini sağlamak oldu.

Dosyanın ikinci bölümünde, kuyu tipi cezaevlerinde uzun süre kalan tutsaklar ve bu ortamın insan üzerindeki etkisini ele alacağız. Bu bölümde Cem Dursun, kuyu tipi cezaevlerini kendi deneyimleri üzerinden anlatıyor.

Siyasi nedenlerden ötürü uzun yıllar cezaevinde yatan Cem Dursun, son olarak yaklaşık bir yıl boyunca kuyu tipi cezaevlerinde kaldı. Daha önce F tipi ve T tipi cezaevlerinde de tutulan Dursun, kuyu tipi cezaevlerini şöyle tanımlıyor: “F tipleri ile S tipleri aynı mimariye sahip. F tiplerinde bir koridorda sekiz hücre bulunurken, S tiplerinde ise bir koridorda beş hücre bulunuyor. Hücreler ve havalandırmalar daha küçük. Y tipi cezaevleri tamamen tekli hücrelerden oluşuyor.”

Üç kişi Y tipi cezaevine sürgün edildiklerini belirten Dursun, öncelikle tek kişilik hücrelere konulduklarını, sonrasında bir araya getirildiklerini ve üç kişi bir arada kaldıklarını söyledi. Kuyu tipi cezaevine ilk giriş anını da anlatan Dursun, şunları aktardı: “Mekanın, yani mimarinin insan psikolojisinde, sosyolojisinde ve fizyolojisinde inanılmaz etkileri vardır. Bunu dışarıdaki bir insan çok anlayamaz; yaşamadan anlamak zor. Mesela özel olarak soruyorlardı, ‘Nasıl bir duyguyla eş değer?’ diye. Balkonlu bir evde kalmak ile balkonsuz bir evde kalmak arasında farkı duygusal olarak hissedersin; tam tarif edemezsin ama hissedersin. Özellikle dışarıya çıkmayan biriysen, evin birinci katında ya da giriş katında isen, pencereden dışarıya, sokağa bakarsın. O kapalı alandan bunalırsın ve bir nefes almak istersin. İşte o zaman balkon senin için kurtarıcıdır. Dışarıya çıkmadan da dışarıyı hissedersin; o duyguyu, o özgürlüğü hissedersin. İşte kuyu tipinde bunlar yok. Ben birçok hapishanede kaldım ama kuyu tipinde hissettiğimi hiçbir zaman hissetmedim.

‘HİÇBİR YERE ÇIKAMAYACAĞIN KAPALI BİR ALANDASIN’

Üçlü hücrelere geçtiğimizde, iki yan yana bölmeli hücre vardı; hiçbir yere açılmıyordu, kapısı yoktu. Hücreler üç katlı ve üst üste sıralanmıştı; biz ikinci kattaydık. Aşağıda havalandırma vardı, ama o da tel örgülü pencereden görünüyordu ve sadece küçük bir kısmını görebiliyordun. Hiçbir yere çıkamayacağın, tamamen kapalı bir alandasın ve her tarafında kameralar bulunuyor.

Kameralar öyle bir yerleştirilmişti ki, tuvaletin kapısını doğrudan görebiliyordu. Tuvaletin kapısı açıldığında, kapının karşısındaki kısmı görebiliyordu. Aynı zamanda, kameranın göremediği açıyı ise hücre kapısının camından görebiliyordun. Hücredeki kamera, iki yatağı direkt görüyordu; bir yatağı göremiyordu, onu da havalandırmaya yerleştirilmiş kamera izliyordu. Hiçbir mahremiyetin yoktu.

‘İLK GİRDİĞİMDE BURADA YAŞAMAYACAĞIM DEDİM’

İlk hissettiğim şey şuydu: Başıma kaynar sular döküldü ve dedim ki, ben burada yaşamayacağım. İlk söylediğim şey bu oldu. O andan itibaren Oktay Kelebek ve Mehmet Güvel ile birlikte, bu hapishanede herhangi bir hak talebinde bulunmayacağımızı ve iyileştirme istemeyeceğimizi kararlaştırdık. Tek bir talebimiz olacaktı: sevk edilmek.

Bizim bulunduğumuz bölüm, ilk defa açılıyordu; ilk gelenler bizlerdik. Eğer biz kalmayı kabul etseydik ve hak talebinde bulunsaydık, diğer devrimci tutsakları da buralara getireceklerdi. Bir ay boyunca hücrede derz temizledik. Bu hapishane ile ilgili herhangi bir iyileştirme talep etmeyeceğiz; biz buradan gideceğiz. Yani direniyoruz, direneceğiz.

Müdür ile görüştüğümüzde ise tehdit edildik. ‘Bakın, üç kişi kalıyorsunuz; tek kişilik hücrelere koyarız’ dediler. Tek kişiliklerde kamera yoktu; biz zaten kameralara karşı çıkmıştık. Bize, ‘Bu ne sizin elinizde ne de bizim elimizde’ diyorlardı.

Dursun, kuyu tipinde geçen bir günü ise şöyle anlattı: “Hapishaneler ilk açıldıklarında farklı politikalar izlenir. Mesela F tiplerinde de böyleydi ve öyle olmaya devam ediyor. Bolu F Tipi Cezaevi’nde hapishane idaresi on saat sohbet imkanı uygularken, Tekirdağ F Tipi’nde bir saat sohbet hakkı için direnildiğini biliyoruz. Her hapishanenin kendine özgü politikaları vardır. Devlet bir şekilde deneme-yanılma yöntemiyle belli bir hat çizmeye çalışıyor. Mesela Kırşehir kuyu tipinde hiçbir hakkı vermediler. Açlık grevlerinde B vitamini vermek zorundalar, onu da işkenceye çevirdiler.

Bizde ise tam tersi bir durum vardı. Mide bulandıracak kadar iyi davranmaya çalıştılar; hiçbir şeyde sorun çıkarmadılar. Mesela tansiyon aleti, normalde tansiyon hastası olmayan insanlara hücre içinde verilmez; biz istedik, verdiler. Normalde revire çıkıp ölçüyorlardı; her istediğimizde revire çıkabiliyorduk yine de tansiyon aletini verdiler. Açlık grevinde B1 vitaminini her zaman verdiler. Kitap her istediğimizde bir gün sonra getiriyorlardı. Mektuplarımız hiçbir zaman karalanmadı. F tiplerinde arkadaşların kuyu tipi ile ilgili yazdıkları mektuplar karalanıyordu, ama bizim bir tane mektubumuz engellenmedi. Bunu dile getirdik; ‘Bu hapishanede kalalım, mektuplarımız bile engellenmiyor’ dedik. O hafta bir mektubumuzdaki saçma bir ifade karalandı; sırf engellenmiş olsun diye. Bunlar, aslında politik mücadelenin bir biçimiydi bizim açımızdan.

Mesela biz, burada kalmayı düşünmediğimiz için bir buzdolabı ve televizyon almadık; o hücrelere kurulmadık. Gardiyanlar gelip, ‘Bir ihtiyacınız var mı, bakın sebzeler çürüyor, alamıyorsanız bir buzdolabı verelim’ dediler. Radyo istiyorduk, onlar ise gelip ‘Televizyon verseydik daha iyi olmaz mıydı? Alamayacaksanız biz verelim’ diyorlardı.”

‘ASLINDA HER HAPİSHANEDE KALINIR, YETER Kİ DİRENMEYİ BİLİN’

Cem Dursun, şöyle devam etti: “Aslında her hapishanede kalınır. Kuyu tipinde de kalınır. Direnmeyi bilen, kendi varlığını ve kişiliğini koruyabilen insan her yerde yaşayabilir. Kuyu tipinde yaşamak mesele değil, yaşamayı kabul etmek veya etmemek. Biz onu kabul etmedik. Çünkü yarın bir gün iktidar devrimcileri ezmeye çalıştığında, F tipi hapishanelerin mimarisiyle kuyu tipi hapishanenin mimarisi birer silah olarak kullanılmaya çalışıldığında, kuyu tipi hapishanesinin mimarisi elinde çok fazla mermi barındırıyor.

Çünkü çok büyük bir tecrit alanına sahip. Biz şunu da düşündük: ‘Biz burada yaşamayı kabul etsek, neyi verdiklerinde kabul ederiz?’ Ancak ve ancak bir tane üç katlı hücrede bir havalandırma alanı vardı. Aynı kattaki hücrelerin kapılarının açık olması yetmez; üç kattaki hücrelerin kapısının da açık olması gerekiyor bizim yaşamamız için. Çünkü dokuz tane üç kişilik hücrenin, yani 27 kişinin, tek bir açık havalandırması var. Günü geldiğinde o üç hücrenin de yalnızca birer saat havalandırmaya çıkabilme hakkı var. Devlet istediği zaman kapıları kapatabilir. F tipi sürecinde de bu konu çok konuşuldu; üç kapı, üç kilit meselesi vardı. O zaman tutsaklar bunu kabul etmedi ve bugün bakıldığında, kabul edilmesi gereken bir şeydi. Ama yarın bir gün o kapıların kapatılmayacağı anlamına gelmiyordu.

2015’ten beri tutsakların faşizme karşı sürekli direniş eylemleri oldu. Fiziki direniş eylemleri oldu. Bu direnişler, faşizm koşullarında hiçbir hakkın sabit kalmadığının göstergesi ve sürekli direnişin temelini oluşturan durumlar. Kuyu tipleri de bugün açısından kabul edilmeyecek, edilmemesi gereken yerler. Ondan dolayıdır ki açlık grevleri ve ölüm orucu eylemleri devam ediyor.”

YARIN: ‘Kuyu tipi cezaevleri insanları çıldırtmak için yapıldı’