‘Uluslararası komplo, Özgürlük Hareketi’nin paradigmasını hedef alarak devam ediyor’

Ömer Ağın, Halep’te Kürt mahallelerine yönelik başlayan saldırılar ve Rojava’daki yeni gelişmelerle, Kürt Özgürlük Hareketi’nin paradigmasına karşı uluslararası ve bölgesel komploların yeni bir aşamaya işaret ettiğini belirtti.

ÖMER AĞIN

Türkiye Komünist Partisi Merkez Komite (TKP MK) üyesi Ömer Ağın, Önder Apo’nun 27 yıl önce uluslararası bir komplo sonucunda esir düşmesiyle başlayan sürecin, Rojava’da Kürt Özgürlük Hareketi’nin paradigmasını hedef alarak devam ettiğini belirtti. Ağın, “Sayın Öcalan başta olmak üzere, Kürt Özgürlük Hareketi’ne ve Kürt halkına karşı büyük bir komplo organize edildiği artık herkes tarafından görülüyor” dedi. 

Ağın, 1998 yılında başlayan ve günümüzde Rojava’da özelinde devam eden komplonun iyi anlaşılması için Kürtlerin tarihine bakmak gerektiğine işaret ederek şu değerlendirmeyi yaptı:

“Kürtlerin tarihine bakıldığında, küçük de olsa dar da olsa, bölge devletleri ve Kürdistan’ı parçalamış bölgesel sömürge güçlerinin Kürtlere, Kürt değerlerine ve Kürt hareketine karşı ilk komploları yalnızca bir başlangıçtı. Bu tür komplolar, Kürtlerin tarihinde pek çok örnekle doludur. Örnek olarak Dımdım Kalesi ve Kani Pençezer’i verebiliriz. O dönemde, Kürt halkının değerlerini savunan liderler, özellikle İran ve bölge devletleri tarafından hedef alındı ve Kürt halkının kazanımlarını engellemek için ellerinden geleni yaptılar. Mahabad örneğini de hatırlamak gerekir. 1975’te benzeri olaylar yaşandı. Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Ancak 27 yıl önce, 14 Şubat’ta başlayan ve günümüzde 4 Ocak’ta yeniden başlayan komplo, nitelik olarak farklı özellikler taşımaktadır. Gerek dar anlamda gerek geniş anlamda, başta Kürt Özgürlük Hareketi olmak üzere Kürt halkının uzun süreli mücadelesiyle elde ettiği kazanımları dağıtmak amacıyla, başta global devletler ve bölgedeki klasik sömürgeci devletler, taktik ve stratejik anlaşmalarla Kürtlere, özellikle de Sayın Öcalan’a yönelik komploları organize etmiştir.

Bu tespit, yalnızca küçük bir gözlem olarak değerlendirilmemelidir. Kürtlerin mücadelesinin geldiği aşama, kazandığı kazanımlar ve geliştirdiği yöntemler, bu komplonun nedenlerini ve içeriğini anlamayı kolaylaştırıyor. Kürt Özgürlük Hareketi yıllarca mücadele etti ve diğer demokrasi güçlerinden bazıları bu mücadeleye destek verdi. Kürdistan’ın farklı parçalarındaki hareketler, kendi yöntemleriyle Kürt özgürlüğü için çalıştı.

Ancak Kürt Özgürlük Hareketi, yalnızca klasik anlamda özgürlük için değil, aynı zamanda Kürtlerin sosyo-ekonomik özgürlüğü için de çalıştı. Hatta bu özgürlük için yeni paradigmalar geliştirdi, sömürüyü ortadan kaldıran düşüncelerle sosyalizme yöneldi. Reel sosyalizmin değerlerinden yararlanarak, tarihsel eksiklikleri değerlendirip eleştirel bir bakışla, ‘zıtların birliği ve mücadele yasası’ çerçevesinde özgürlüğe giden bir yol geliştirdi. Bu yöntem, demokratik konfederalizm ve demokratik ulus olarak adlandırıldı ve mücadele bu çerçevede yürütüldü.” 

Komployu organize eden bölgesel ve küresel güçlerin yanında, bazı Kürtlerin de komplonun sadece hareketin liderine ya da sınırlı bir hedefe yönelik olduğu yanılgısına düştüğünü hatırlatan Ağın, şöyle devam etti:

“Ancak durum böyle değildi. Bazı kişiler dolaylı olarak Kürtleri yalnız bıraktı. Bu süreci doğru değerlendiremediler ve Özgürlük Hareketi’ne ithamda bulundular. Yine de sağduyulu Kürt hareketi ve halkın ulusal birliği içinde yer alan birçok kişi, süreci yeterince derinlemesine tahlil edemedi. Kürtler, tarihte klasik anlamda ulusal demokratik hakları veya ulusal devletlerini elde etmek için mücadele ettiler. Bu mücadele, Kürt Özgürlük Hareketi ile başlamadı; önceki hareketler de bu haklar için çalıştı. Ancak artık klasik burjuva demokratik çerçevede, kapitalist ulus-devlet paradigması içinde Kürtlerin özgürlüğe kavuşması mümkün değildi. Tüm özgürlüklerin temelinde ekonomik özgürlük yatıyordu.

Bugün Güney Kürdistan’da federal bir yapı var; ancak istikrarlı değil, Kürtlerin fiilen statüye sahip olduğu bir yapı yok. Dolayısıyla demokratik bir ulus veya konfederasyon oluşumu, Kürt Özgürlük Hareketi ile liderleri tarafından savunulmuş ve geliştirilmiştir.

Birinci komplo, 15 Şubat’ta başlayan süreçte, gelişen paradigmayı henüz embriyo halindeyken bastırmayı amaçladı. Demokratik konfederalizm ve demokratik ulusal yapılanmanın, diğer ulusların katkısıyla, dünyadaki demokrasi güçleri ve enternasyonal halk güçlerinin desteğiyle gelişmeye başlaması, bu komplonun ana hedefiydi. Başta Amerika olmak üzere tüm emperyal güçler, Kürt Hareketi’ni ve Sayın Öcalan’ı bu nedenle hedef aldı.”

İkinci komplonun ise Halep saldırılarıyla devreye konulduğunu dile getiren Ömer Ağın, şu değerlendirmede bulundu:

“İkinci komplo ise Halep’te başladı. Amaç, Kürtleri sahada yalnız bırakmak ve provokasyonlarla demokratik yapılanmayı engellemekti. Kürt Özgürlük Hareketi, provokasyonları açığa çıkararak ve halk desteğiyle bu komployu püskürttü. İkinci komplonun boşa düşmesinin en büyük nedeni, Kürtlerin ulusal demokratik birliği etrafında mevzilerini terk etmemesi oldu.

Bugün dünya genelinde süren Üçüncü Dünya Savaşı, Ortadoğu’yu ana savaş alanı haline getirdi. Emperyal güçler ve bölge devletleri, Kürt engelini ortadan kaldırmak istiyor. Kürtler hem ulusal demokratik haklarını koruyor hem de sosyalist ve demokratik paradigmalarını geliştiriyor. Bu nedenle komploların hedefi olmaya devam ediyorlar. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi, demokratik ve barışçıl yöntemlerle ilerlemeye devam ediyor ve halkın iradesini temel alıyor.

Kısacası, komplolar tarihsel ve güncel bağlamda değerlendirilmelidir. Kürtlerin ulusal birliği ve demokratik mücadeleleri, komplolara karşı en büyük direnç noktasıdır.”