GÖRÜNTÜLÜ

Yılmaz: Türkiye’de barışçıl eylemler kriminalize ediliyor

YPJ’li bir kadının saçının kesilmesine karşı başlatılan “saç örme” protestolarında gözaltılara tepki gösteren İHD Amed Şube Başkanı Ercan Yılmaz, protestoların barışçıl olduğunu belirterek, cezalandırılmasının ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu söyledi.

ERCAN YILMAZ

Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılar esnasında Türk devleti destekli Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) mensubu bir erkeğin, YJP’li bir kadının saç örgüsünü keserek bunu video yoluyla paylaşmasına karşı başlatılan “saç örme” (kezî) protestosuna katılanlar, 'örgüt propagandası yapıyor' gerekçesiyle gözaltına alınıyor. Yapılan gözaltılar, ifade özgürlüğü ve protesto hakkı çerçevesinde kamuoyunda tartışma yarattı.

Konuya ilişkin ANF’ye değerlendirmede bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şube Başkanı Ercan Yılmaz, şunları aktardı:


“Suriye’deki meselenin ve yaşanan gelişmelerin bir bütün olarak Türkiye’de ve dünya kamuoyundaki tepkilerin tamamı barışçıl bir şekilde gerçekleşiyor aslında. Barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüş hakkı hem Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda hem uluslararası mevzuatta korunan bir hak ve bu hakkı kullanan yurttaşlara tahammül gösterilmesi gerekiyor. Bu, birçok mahkeme kararında altı kalın çizgilerle çizilmiş bir mesele.

Saç örme meselesiyle ilgili aslında bugün de basına bir haber düştü. İzmir’de 16 yaşında bir lise öğrencisinin tutuklandığıyla ilgili bir haber. Tamamen barışçıl, herhangi bir şiddet çağrısı içermeyen bir protestonun, bir sivil itaatsizlik eyleminin bu şekilde kriminalize edilmesinin kabul edilebilir bir yanı olduğunu düşünmüyoruz. Uzun yıllardır Kürt meselesinin çözümsüzlüğünden kaynaklı çok absürt mahkeme kararlarıyla karşı karşıya kaldık. Bir dönem hatırlarsınız, Abdullah Öcalan’ın İmralı Adası’nda iradesi dışında saçının üç numaraya vurulduğuna dair bazı haberler kamuoyuyla paylaşılmıştı. O dönemde de yurttaşlar bu durumu, kişinin manevi şahsına hakaret, iradesi dışında vücuduna müdahale olarak değerlendirip protesto amaçlı saçlarını üç numaraya vuruyorlardı. O dönemde de yine absürt bir şekilde bu eylemi gerçekleştiren insanlara karşı davalar açılmıştı.

Şimdi örneği şu açıdan vermek istiyorum: Kürt meselesine yaklaşım, hukuk ve insan hakları boyutundan çıkmış durumda. Hukuk ve insan hakları baz alındığında, Kürt meselesine dair birçok konu aslında çok rahat bir şekilde çözüme kavuşturulabilir.”

‘BU BİR SAVAŞ SUÇUDUR’

Katledilen bir kadının saçının kesilip sosyal medyada paylaşılmasının bir savaş suçu olduğuna dikkat çeken Yılmaz, şunları söyledi:

“Bütün dünyanın aslında bu olayı bir savaş suçu olarak kabul etmesi gerekir. Öldürülen bir kadının örülmüş saçının kesilip sosyal medyada paylaşılması bir savaş suçudur. Net bir şekilde bunu ifade etmek gerekiyor. Bütün dünya devletlerinin, bütün uluslararası kurumların ve insan hakları örgütlerinin bu duruma karşı çıkması gerekirken, Türkiye’de buna karşı olarak saçlarını ören kadınların veya buna dikkat çeken her bir kurum ile kuruluşun, her bir yurttaşın cezalandırılmak istenmesini açıkçası herhangi bir hukuksal mevzuatla, herhangi bir olguyla açıklamak çok zor.

Burada yapılması gereken, o faili, o işlenen suçu cezalandırmak, ona karşı bir tepki koymak ve karşı bir tavır geliştirmektir. İnsan hakları ve demokrasi bunu gerektirir. Ancak tam tersi şekilde, o suçu işleyen kişiyi ve zihniyeti protesto eden insanların burada cezalandırılmasıyla karşı karşıya kalıyoruz.

İşte Amedspor örneği benzer şekilde… Çekdar Orhan’ın, atmış olduğu bir golden sonra bu vahşete dikkat çekmek amacıyla yapmış olduğu, belki saliselik bir davranış, kendisinin beş maç spor müsabakalarından menedilmesine ve para cezasına çarptırılmasına neden oldu. Bu yasaklayıcı anlayıştan Kürtler de Türkiye’deki tüm muhalif kesimler de bıkmış durumda.

Artık Türkiye’de Kürt meselesinin çözümünün, çok büyük ideallerin konuşulduğu, silahların sustuğu, artık çatışmasızlığın sağlandığı bir ortamda; bu tarz davranışların iktidar tarafından, iktidara bağlı siyasallaşan yargı tarafından cezalandırılmasının toplumu kutuplaştırmak dışında hiçbir sonucu olmayacaktır.

Kürt toplumunda, şu an insan hakları savunucularında ve demokrat çevrelerde şöyle bir algı var: Bizim içimizde yara olan, bizim açımızdan ciddi anlamda bir burukluk oluşturan ve öfkeye neden olan bir davranışa karşı geliştirdiğimiz bir barışçıl protesto, yargı makamları tarafından kabul edilmiyor ve bu konuda bizim yaşadığımız üzüntünün karşısında bir duyguyla karşı karşıyayız. Burada bu üzüntüyü hissetmek, bu tepkileri anlamak gerekirken; bunların devamının gelmemesi için Türkiye Cumhuriyeti'nden Kürt yurttaşların ciddi bir beklentisi varken, tam tersi bir şekilde bunu protesto eden, buna karşı duran insanların cezalandırılması en başından beri konuştuğumuz bu sürecin toplumsallaşması önünde ciddi bir engeldir.”

‘İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ÖNÜNDEKİ ENGELLER KIRILMALARA NEDEN OLUYOR’

İfade özgürlüğü konusunda yaşanan engellemeler nedeniyle insanlarda ciddi kırılmalar yaşandığını ifade eden Ercan Yılmaz, şunları dile getirdi:

“Kürtlerin, bir ulus olmaktan kaynaklı haklarının tanınması önündeki engellerin katmerlenmesi anlamına gelir. Yani bunun, meselenin çözümüne hiçbir faydası olmadığı gibi, duygusal anlamda insanlarda çok ciddi kırılmalar yarattığını söyleyebilirim.

Bu konularda diyalog ve müzakereyi esas alan, Kürtlerin uzun yıllardır mücadelesini yürüttüğü haklarının sağlanması konusunda Türkiye Cumhuriyeti’nin daha esnek, daha kapsayıcı ve daha şeffaf olması gerektiğini düşünüyoruz.”