Rojava’da yaşanan direnişi, savaşın yarattığı tahribatları ve Kürtlerin sanat alanında ördüğü yaşamı değerlendiren yönetmen ve senarist Önder Çakar, Rojava Devrimi’nin salt Kürtlerle sınırlı olmadığını belirtti. Özellikle Kürt-Arap-Türkmen çelişkisinin bölgede kimseye fayda sağlamayacağını vurgulayan Çakar, sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Rojava’da savaşın hiçbir zaman durmadığını ifade eden Çakar, bölgenin sürekli saldırılarla karşı karşıya kaldığını söyledi. Daha önce El-Nusra, ardından DAİŞ saldırılarının yaşandığını, sonrasında ise Türkiye’nin de savaşa dahil olduğunu belirten Çakar, kültür-sanat çalışmalarını ağır koşullar altında sürdürdüklerini dile getirdi.
Çakar, “Sürekli bombalama ve saldırılar oldu. Hiçbir zaman gönlümüzce, korkusuzca çocuklarımıza sinemalar yapamadık. Devrimin ilk başlarında Charlie Chaplin filmleri gösteriyorduk. Amudê Katliamı’ndan bu yana hep bir saldırı, hep bir katliam korkusuyla çalıştık” diye konuştu.
Çakar, ‘Kobanê’ filmini halka gösterdikleri dönemde de hava saldırıları nedeniyle büyük zorluk yaşadıklarını, açık alanlarda gösterim yapamadıklarını ve dar salonlara sıkıştıklarını söyledi.
Savaş koşullarına rağmen sanatsal üretimden vazgeçmediklerini belirten Çakar, direniş alanlarına moral amacıyla gittiklerini ifade etti:
“Bu savaş sürecinde de durmadık. Birçok arkadaşımızla birlikte direnişin olduğu yerlere sazımızla, sözümüzle, şiirlerimizle gidip moral olmaya çalışıyoruz. Sinema komünümüz bazı filmlerin tanıtımlarını çekiyor. Kalbimiz acıyor, kanıyor. Köy yangın yeriyken saçlarımızı taramıyoruz. Moralimiz bozuk değil, kendimize küsmüş değiliz. Bir faaliyetimizi durduracak durumda olamayız. Nefes aldığımız müddetçe, hatta nefes alamazsak bile kemiklerimizle bu halka devrimci sanat yapmaya borcumuz var.”
Arap halkıyla ideolojik bir birliktelik kurduklarını vurgulayan Çakar, bunun çıkar temelli değil, düşünsel bir ortaklık olduğunu söyledi. Eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve demokratik hakların esas alındığı bir toplumsal model hedeflediklerini belirtti.
Dayanışma, paylaşım, komünler ve kolektif yaşam anlayışıyla kapitalizmin dayatmalarına karşı insanlığı savunan bir toplum hayal ettiklerini dile getiren Çakar, bu modelin kültürel temelinin sanat olduğunu ifade etti. Rojava’da 14 yıllık deneyimin, insanlık tarihi açısından kısa olsa da önemli bir birikim yarattığını söyledi.
KÜRT-ARAP ÇATIŞMASI YARATILMAK İSTENDİ
Bölgede etnik çatışma zemini oluşturulmaya çalışıldığını belirten Çakar, buna karşı durduklarını vurguladı: “Biz bunun karşısında canla başla duruyoruz. Ben bir Kürt bile değilim, Türküm. Burada olmamızın nedeni buranın Kürdistan olması değil; özgürlüğü tatmak ve sanat yapmak. Demokratik Ulus paradigması ancak bu coğrafyalarda hayat bulabiliyor.”
Arap dostlarıyla elli yıllık ortak mücadele tarihine işaret eden Çakar, Bekaa’dan Filistin kamplarına uzanan kardeşlik kültürünün sanatla büyüdüğünü ifade etti.
Raqqa ve Tabqa gibi kentlerde tiyatro topluluklarının bulunduğunu belirten Çakar, Kobanê’de Şehit Mizgin adına düzenlenen tiyatro festivaline Arapça oyunların da katıldığını anlattı. DAİŞ’in başkentliğini yapmış bir kentten gelen tiyatro ekibinin Kobanê’de ayakta alkışlanmasının, halkların kardeşliğinin güçlü bir göstergesi olduğunu söyledi.
Saldırılara karşı Kürt sanatçıların mücadele ettiğini, ancak dünya sanatçılarının sessiz kaldığını söyleyen Çakar, bu sessizliğin katliamlara ortak olmak anlamına geldiğini dile getirdi. Çakar, “Rojava’da büyük bir katliam var. Kültürel değerler yok ediliyor. Eğer sanatçılar bunları savunmayacaksa neyi savunacaklar?” diye sordu.
DAİŞ’in Charlie Hebdo saldırısını hatırlatan Çakar, bu ideolojinin küresel bir tehdit olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Hiçbir yer güvenli değil. Faşizmin ve karanlığın olduğu yerde güvence olmaz. Dünya sanatçılarını seslerini yükseltmeye ve Rojava Devrimi’ni savunmaya çağırıyorum.”