Anadolu’daki ilk vakıf gerçeği: 1048 tarihli Kürt Vakfı, resmi tarih tezini çürütüyor

Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivlerinde yer alan 1048 tarihli Seyyid Şerif Halil Divanı Vakfiyesi, resmi tarih anlatısındaki “Anadolu’daki ilk vakfı Türkler kurdu” tezini boşa çıkarıyor.

İLK KÜRT VAKFI

Hasankale (Pasinler) bölgesinde kurulan vakıf, yalnızca Anadolu’daki en eski vakıf değil; aynı zamanda Bizans ile Mervani Kürt Hanedanlığı arasındaki ilişkileri ve bölgedeki Kürt nüfusunu belgeleyen tarihsel bir kayıt niteliği taşıyor.

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından her yıl “Vakıf Haftası” olarak kutlanan hafta, 1048 tarihinde Anadolu’da kurulduğu iddia edilen “İlk Türk Vakfı”na dayandırılmaktadır. Ancak kurumun kendi arşivinde yer alan 606 numaralı defterde kayıtlı Seyyid Şerif Halil Divanı Vakfiyesi, bu iddianın temelsiz olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.

1048 tarihli bu vakfiye, o dönem Bizans İmparatorluğu’nun doğu sınırında yer alan Hasankale (Pasinler) bölgesinde kurulmuştur. Belge, sadece Anadolu’daki ilk vakıf olarak değil, aynı zamanda Bizans ve Mervani Kürt Hanedanlığı arasındaki komşuluk ilişkilerini ve sınır hattındaki Kürt nüfusunu da belgeleyen önemli bir tarihsel kayıttır.

11’inci yüzyılın ortasında, Selçuklular henüz Anadolu’ya gelmemişken, Kürtlerin vakıf kurma geleneğiyle bölgedeki dini, kültürel ve sosyal yaşamı örgütledikleri görülmektedir. Bu durum, resmi tarih anlatısında yer alan “Selçukluların Anadolu’da kurduğu ilk vakıf” iddiasını açık biçimde geçersiz kılmaktadır. Kürtlerin sosyal ve hukuki kurumlarıyla bu coğrafyada erken dönemden itibaren kalıcı bir medeniyet inşa ettiklerini göstermektedir. 

Türkiye Cumhuriyeti’nin tarih anlatısı, Anadolu’daki yerleşik İslami medeniyetin başlangıcını büyük ölçüde 1071 Malazgirt Savaşı ve ardından gelen Selçuklu akınlarına dayandırır. Bu resmi tarih tezi, bölgeyi özelikle 1071 öncesi dönemi bir hakimiyet boşluğu veya sadece Bizans etkisindeki bir alan olarak formüle eder.

Örneğin, Vakıf Haftası’na dayanak gösterilen 1048 tarihli vakıf, tarihsel bağlamından koparılarak, “İlk Türk Vakfı” olarak sunulmaktadır. Ancak tarihi kayıtlar, 1048 yılında Anadolu’daki yerleşik medeniyetin ana unsurlarının henüz Türk varlığına dayanmadığını gösteriyor. 

HAKİMİYET BELGESİ

Erzurum Pasinler ilçesi, 1048 yılında hala Bizans İmparatorluğu’nun doğrudan etkili olduğu bir sınır bölgesi olmakla birlikte, aynı zamanda Mervani Kürt Hanedanlığı’nın (990-1085) askeri, idari ve dini nüfuz alanına dahildi.

Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde yer alan Seyyid Halil Vakfiyesi, Mervanilerin yalnızca askeri olarak değil, aynı zamanda idari, ekonomik ve dini bakımdan örgütlü bir sistem kurduğunu göstermektedir. 1048 tarihli Seyyid Halil Vakfiyesi, Bizans’a komşu bu sınır hattında camiler, medreseler ve sosyal yardım kurumları inşa eden bir Kürt medeniyetinin kurumsal varlığını belgelemektedir.

Hanedanlığın Pasinler’de vakıf kurma ve mülk tahsis etme yetkisine sahip olmasının, bölge üzerindeki egemenlik ve idari otoritelerinin de doğrudan göstergesi olduğunu kanıtlamaktadır. Yani Seyyid Halil Vakfiyesi, sadece bir hayır kurumu belgesi olmakla kalmayıp bir devletin hakimiyet belgesi olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır. 

Bu tarihi gerçek, Anadolu’daki İslami kurumlaşmanın başlangıcını Selçuklu akınlarına bağlayan resmi tarih tezini geçersiz kılmaktadır. Kürtlerin 11’inci yüzyıl ortalarında Anadolu’nun doğusunda kurumsal bir devlet geleneği ve vakıf sistemine dayalı bir medeniyet tesis ettiklerini açık biçimde ortaya koymaktadır. 

VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ DEFTERİNDE KAYITLI 606’DAKİ İFŞAATIN ANATOMİSİ:

Resmi ideolojiyi temelden sarsan ve Vakıflar Genel Müdürlüğü Defter No: 606’nın 74. sayfasının 102. sırasında kayıtlı bu Arapça vakfiye, bir tapu senedinden çok bir egemenlik belgesidir. Hicri 440 (Miladi 1048) tarihli bu metin, Kürt alim Seyyid Şerif Halil Divanı Hazretlerinin zaviyesi ve evladına, Kirmanlı Mesürğut Bey (Tuğrud Bey) tarafından tahsis edilen mülkleri listeler.

Vakfın, Pasinler ilçesindeki Pülur Behal (Yığan), Agcaşar, Gasrı Hacer (Hesinkâr), Ketancı (Tavus), Nakus (Ekrek) Kat Rekûs (Paşa Şeyh), Çermikkâr (Ağçapor), Don (Pekeçök), Hovi (Çoban Abdal) Kersbaz, Kabûs (Korlu), Emregüm, Zihhacer (Gülniğar) ve Hayt (Alaca) başta olmak üzere 14 farklı köyün gelirleriyle bir kurumsal merkez kurduğu görülmektedir.

Tahsis edilen bu köylerin gelirleri arasında sadece araziden alınan kazançlar değil, cizye (gayrimüslimlerden alınan vergi), haraç, gerdekiye (düğün vergisi), nikâhiye, ceramiye (suç ve ceza vergisi) gibi doğrudan devlet otoritesini temsil eden resmi rüsumat yer almaktadır. Bu, yönetiminin sadece dini değil, aynı zamanda merkezi bir hukuki ve mali güce sahip olduğunu, yani yerleşik bir devlet sistemi kurduğunu tartışmasız bir şekilde ortaya koyuyor. 

Bu belge, mülklerin Bizans’tan değil, aynı dönemin bölgesel Kürt politik yapısı içinde yer alan Mervani bağlantılı bir emirlik (meliklik) otoritesinden hukuki yollarla devralındığını gösteriyor. Melik Misail gibi yerel emirler, dönemin hakim otorite adına siyasal düzenin parçası olarak bölgesel vergi toplama, adalet ve askeri sorumluluk gibi yetkilere sahipti.

Dolayısıyla Seyyid Halil Vakfiyesi, Pasinler ve çevresinde mülkiyet düzeninin Bizans’tan bağımsız olarak Mervanilere bağlı yerel yönetim ilişkileriyle şekillendiğini belgeliyor. 

Özellikle Melik Misail’in Soğuk Su Abınik kaleleri civarında (Erzincan) emirlik yaptığı belirtilen belgede, “Halil Divanı’nın milkidir (mülküdür). Mumaileyh anları gürei taifesine ve Kisra Nuşirevan hanedanına mensup ve Su Kal’asında ve Acemce Abınik Kal’asında melik bulunan Melik Misail’den kırk bin dirheme satın almıştır” deniliyor.

Kürtlerin tarih boyunca kurduğu vakıflar, bir halkın yalnızca dini bağlılığını değil, toplumsal örgütlenme ve kültürel üretim gücünü de temsil etmektedir. Seyyid Halil Vakfiyesi başta olmak üzere, Mervanilerden Eyyubîlere, oradan Osmanlı döneminde Kurdistan’da yaygınlaşan gelenek, Kürtlerin medeniyet inşa eden, adalet ve yardımlaşma temelli bir sosyal düzen kurduklarını belgeliyor. 

KURUMSAL SÜREKLİLİĞİN TESCİLİ

Eyyubiler dönemi, Kürt medeniyetinin kurumsal ve kültürel sürekliliğini en belirgin biçimde gösterir. Mervaniler ve diğer Kürt hanedanlıklarından devralınan vakıf ve eğitim geleneği, sadece kendi coğrafyalarında değil; Şam’dan Kahire’ye, Halep’ten Hasankeyf’e uzanan bir alanda yaygınlaştırılmıştır.

Aynı dönemde Anadolu’nun doğusunda ve Mezopotamya’da diğer Kürt beylikleri de kendi vakıf sistemlerini kurarak halkın sosyal, ekonomik ve hukuki ihtiyaçlarını karşılamışlardır.

Örneğin Eyyubi emirlerinden Melik Halit b. Melik Süleyman ve Selçukşah Hatun’un kızı Ali Beg tarafından 1345’te Hasankeyf’te kurulan vakıflar, İmam Abdullah b. Cafer Tayar’ın türbesi, fakirler ve yolcular için tahsis edilmiş ve çok sayıda köyün gelirini kapsamaktaydı. Bu köylerin isimleri vakıfnamede açıkça zikredilmiş olup, bazı vakıflar bizzat Sultan Selahaddin Eyyubi tarafından tesis edilmiştir.

Kürtlerin tarih boyunca kurduğu vakıflar, sadece dini değil; toplumsal ve kültürel yaşamın da örgütlemesine hizmet etmiştir. Kürdistan’da yüzlerce vakıf kurulmuştur. Aşağıda bazı seçme vakıflar verilerek kurumsal süreklilik somut biçimde gösterilmiştir. 

Harput: 1523 tarihli Melekent Vakfı, Mele Ahmet Beykerici tarafından kurulmuştur. Vakıf, cami, medrese ve “mivan sarayı” (Konuk evi) gibi yapılar için iki köyün (Könk ve Helezor) gelirlerini tahsis etmiştir.

Osmanlı kayıtlarında bu vakfın şartları Kürtçe olarak kaydedilmiş olup şöyle denilmektedir: “Ji bona Mizgevt û mibexe: 1 akçe pivaz, 1 memik(tuz), 1 akçe genim (buğday), 3 akçe goşt (et), 2 akçe rûn (yağ)”

Amed: 16. yüzyılda kurulan Maksud Bey el-Mirsadî Vakfı, bölgedeki Kürt beylerinin ekonomik ve siyasi gücünü ortaya koyar.

Külahçılar Çarşısı’ndaki han ve dükkan gelirleri bu vakfa tahsis edilmiş; Mirdasî ailesinden bir kişi doğrudan Harameyn-i Şerifeyn (Mekke ve Medine) vakıflarına mütevelli atanmıştır.

Bu durum, Kürt beylerinin yerel olduğu kadar İslam dünyası düzeyinde tanınan otoriteye sahip olduğunu da gösteriyor. 

Van: 1316 tarihli İzzeddin Şîr Bey bin İmadüddin Vakfı, “Emir” unvanıyla tescil edilmiştir. Aynı şekilde, Hasan Bey bin Badak Bey de 965 Hicri tarihinde Van’da “Mirliva-yı Kesan, Emir” sıfatıyla vakıf tesis etmiştir.

Bu kayıtlar, Kürt beylerinin Osmanlı öncesi dönemde kendi siyasi kimlikleriyle vakıf kurduklarını gösteriyor. 

Muş: 920 Hicri tarihli Hasan Banuki Vakfı, “Molla” ve “Şeyh” unvanlarını taşır. Pirhal Ahladı Zaviyesi ve Elti Hatun Camii gibi yapılarla, kadınların ve derviş topluluklarının vakıf sistemine aktif biçimde dahil olduklarını göstermektedir. 

Bitlis: 1247 tarihli vakıf kaydı, kurucusunu “el-Emîru’l-Kebîr, Melik” (Büyük Emir, Hükümdar) olarak tanımlar. Bu ifade, Kürt beyliklerinin kendi bölgelerinde bağımsız mali ve hukuki otorite olarak hareket ettiklerini ortaya koymaktadır. 

Bu vakıflar, Kürtlerin tarih boyunca kurumsal hafızlarını ve toplumsal sorumluluk anlayışlarını sonraki nesillere taşıdıklarını göstermektedir.

Osmanlı döneminde de Kürtler, merkezi iktidara rağmen kendi özgün vakıf sistemlerini sürdürmüş; medeniyetlerini koruyup geliştirmeye devam etmiştir.