Helîm Yûsiv: Yazmak benim için oksijen gibi
Çocukluğunda dil yasağıyla tanışan ve 15’i aşkın eseri bulunan Helîm Yûsiv, "Yazmak benim için oksijen gibi. Bir Kürt kendi dilinde yazabilir" diyerek Kürtçe edebiyata vurgu yaptı.
Çocukluğunda dil yasağıyla tanışan ve 15’i aşkın eseri bulunan Helîm Yûsiv, "Yazmak benim için oksijen gibi. Bir Kürt kendi dilinde yazabilir" diyerek Kürtçe edebiyata vurgu yaptı.
Amûdê doğumlu modern Kürt edebiyatının önde gelen isimlerinden Helîm Yûsiv, Rojava ziyaretinde üniversite öğrencileri ve edebiyatseverlerle bir araya geldi.
Modern Kürt edebiyatının tanınmış yazarlarından Helîm Yûsiv, Almanya'da sürdürdüğü yaşamına rağmen ülkesiyle bağını hiç koparmadı. Rojava Devrimi'nin ardından bölgeyi birden fazla kez ziyaret eden Yûsiv, son olarak Dêrik'ten Kobanê'ye uzanan bir programda okurlarıyla buluştu.
Amûdêli yazar, Kobanê Üniversitesi'nde öğrencilerle sohbet etti, ardından Kobanê Edebiyat Festivali'ne katılarak eserlerini imzaladı ve panellerde konuşmacı oldu. Etkinliklerde Kürt dili, edebiyatı ve Kürt halkının mücadele tarihi üzerine düşüncelerini paylaşan Yûsiv, genç nesle ilham kaynağı oldu.
Helîm Yûsiv, çocukluğunda karşılaştığı dil yasağını şu sözlerle anlatıyor: “Okula gittiğimde başka bir dille konuşuluyordu. Kendi dilimin yasak olduğunu bilmiyordum. Çünkü annem ve babam yalnızca Kürtçe konuşuyordu. Bu yüzden zihnimde cevapsız birçok soru oluştu.”
Gençliğinde kitapları nedeniyle Suriye rejimi tarafından baskılara maruz kalan Yûsiv, eserlerinin defalarca yasaklanması ve aileye baskı üzerine 2000'li yıllarda Almanya'ya yerleşmek zorunda kaldı. Halen Almanya'da yaşayan yazar, Rojava'yı ziyaretlerinde Kürt halkının direnişini ve kültürel uyanışını yakından takip ediyor.
15’i aşkın eseri bulunan Helîm Yûsiv'in başlıca kitapları arasında Mêrê Avis, Wehşê di Hundirê min de, 99 Morikên Belavbûyî, Auslandir Beg, Gava ku Masî tî dibe, Tirsa Bê Diran, Memê bê Zîn, Sobarto, Mirî Ranazin, Jinên Qatên Bilind, Firîna bi Baskên Şikestî, Serdema Qazîmazî, Romana Kurdî, Komara Dînan ve Neviyê Tozê yer alıyor.
ANF’ye konuşan Yûsiv, bir konuşmasında yazarlık serüvenini şöyle özetliyor: “Yazıyla ilişkim küçük yaşlarda başladı. Çocukluğum sınırda geçti. Mayınlar, askerler, dikenli teller... Amudê’de damda uyulduğunda geceleri, Mardin’in ışıkları çok yakından görülüyor. Onları hep yıldızlara benzetirdim. Ancak daha sonra anlayacaktım ki aslında onlar yıldızlar değil, bir kent.
Babamın ailesi Bakurlu ve aramızda geçilemeyen bir sınır vardı. Okula başladığımda, bütün Kürt çocukları gibi, öğretmenim annemin ve babamın evde konuştuğu dilden farklı bir dilde konuşuyordu. Okuldaki bu yedi yıllık yabancılaşma, zihnimde birçok soru yarattı. O dönemde anladım ki benim dilim yasaktı, resmi değildi ve okulun dili değildi. Çocukluğum boyunca bu soruların cevaplarını aradım. Kimse bize bu ülkenin bölünmüş olduğunu ve dilimizin yasaklandığını söylemiyordu. Sorular arasında dolaşıyor, cevaplarını arıyordum ve böylece okumaya yöneldim. Duygularımı yazdığımda kendimi rahat hissediyordum. Yazar olacağımı ya da kitaplarımın yayımlanacağını hiç düşünmemiştim. Ama yazmak bana iyi geliyordu; yazı benim için oksijen gibiydi.”
1996'da aldığı kararla tüm eserlerini Kürtçe yazmaya başlayan yazar, “Bir İngiliz İngilizce, bir Türk Türkçe yazıyorsa, biz Kürtler de kendi dilimizde yazabiliriz” diyerek Kürtçe edebiyata vurgu yapıyor.
Eserlerinde Kürt yaşamını, bilinçaltını, hayalleri ve realizmi harmanlayan Yûsiv, son çalışmasında anılarını roman formunda kaleme aldı. Yazar, genç kuşağa seslenerek, “Kendi dilinde okuyan ve yazan bu kuşağın, diline ve kendisine güvenmesini diliyorum. Eğer bir şeyi Kürtçe yapıyorsak, başka bir dille yapmak Kürtlüğe hizmet etmez” mesajını verdi.