‘Çocuklarım babalarının cezaevinde ölmesini istemiyor’
Hasta tutsak eşi Saime Ateş Mesutoğlu: “Eğer gerçekten barış isteniyorsa önce hasta tutsaklar serbest bırakılmalı. Anneler artık çocuklarının ölmesini değil, babalarıyla yaşamasını istiyor.”
Hasta tutsak eşi Saime Ateş Mesutoğlu: “Eğer gerçekten barış isteniyorsa önce hasta tutsaklar serbest bırakılmalı. Anneler artık çocuklarının ölmesini değil, babalarıyla yaşamasını istiyor.”
Mêrdîn’in Dêrik ilçesinde 10 Kasım 2016’da kayyım olarak atanan Kaymakam Muhammed Fatih Safitürk’ün öldürülmesine ilişkin davada, dönemin Kaymakamlık Yazı İşleri Şefi Şerif Mesutoğlu’na 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 28 yıl hapis cezası verildi. Olayla ilgisi olmadığına dair parmak izi incelemeleriyle ortaya çıkan bulgulara rağmen, Mesutoğlu’nun yeniden ve adil yargılanma talebi 2024 yılında reddedildi. Çok sayıda sağlık sorunuyla mücadele eden ve hasta tutsaklar listesinde yer alan Mesutoğlu, halen Sincan 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuluyor.
Eşinin adil yargılanması ve tahliye edilmesi için uzun yıllarıdır adalet mücadelesi veren iki çocuk annesi Saime Ateş Mesutoğlu, yaşadıkları adaletsizliği ajansımıza anlattı.
‘EKONOMİK OLARAK ZORLANIYORUZ’
Siyasi tutsakların ailelerinden uzak yerlere sürgün edilmesi nedeniyle Türkiye'deki cezaevlerini gezmek zorunda kaldıklarını ifade eden Saime Ateş Mesutoğlu, hem eşinin hem de çocuklarının ciddi sağlık sorunları olduğunu belirtti.
Çocuklarından Zanyar’ın epilepsi hastası olduğunu ve babasından uzak kalmanın getirdiği travmalar nedeniyle nöbetlerinin tetiklendiğini söyleyen Saime Ateş Mesutoğlu, yaşadıkları süreci şöyle anlattı:
“Zaten ülkenin ekonomik durumu ortada, bizim ekonomik şartlarımız ortada. Gidip gelmek ekonomik olarak çok zor; bir de sağlık problemleri varsa çok çok daha zor. Ben çocuklarımı götürüp getirmekte çok zorlanıyorum. Yollar yoruyor, ekonomik olarak yoruluyorsunuz. Götürmediğimiz zaman Zanyar epilepsi nöbeti geçirdi, doktora götürdüm. Durumu anlatıyorum; zaten bütün sağlık problemlerinin yaşamış olduğu travmalardan kaynaklı olduğunu söylüyor doktorlar. Ben bunu doktorlara söylediğim zaman ilk sordukları şey 'Kaç ay önce babasının yanına gitti?' oldu. Ben altı ay deyince hemen, 'İlk görüşte götürmeniz gerekiyordu' dedi. Çocuk bu travmaları kaldıramıyor, bir yerden sonra artık bedeni mesaj veriyor size.
O yüzden hemen on gün sonra falan bir açık görüşümüz vardı, ona götürdüm Zanyar'ı. Çocukları beraber götürüyorum. Babalarıyla diyalogları da çok iyi ve öyle olunca daha çok özlüyorlar, daha çok yanlarında görmek istiyorlar. Mesela bazen Zanyar duygularını dile getirirken, 'Ben artık gitmek istemiyorum, babamın gelmesini istiyorum' diyor ve bunu bir çocuk söylüyor. Aslında bu kadar zor olmamalı. En çok acıyı çeken anneler, en çok barışı isteyen yine anneler. Kimse bunu ranta çevirmesin. Bir an önce aslında bu barış olsun ve artık babalar ve anneler çocukların yanında olsun demek istiyorum.”
‘SİNCAN'IN ŞARTLARI ÇOK AĞIR, HAK İHLALLERİ HAT SAFHADA’
Eşi Şerif Mesutoğlu'nun aynı zamanda bir vegan olduğunu ve cezaevinde bu konuda ciddi sorunlar yaşadığını aktaran Saime Ateş Mesutoğlu, Sincan Cezaevi'ndeki hak ihlallerine ve ağır tecrit koşullarına şöyle dikkat çekti: “Şerif aynı zamanda vegan. Bununla ilgili ciddi problemler yaşadı. Vegan yemek gelmiyordu bir dönem. Onunla ilgili yaklaşık bir 6-7 ay uğraştıktan sonra bir nebze düzene girdi. Tabii ki yine de tam düzenli değil. Mesela gittiğimde birçok arkadaşın zayıfladığını gördüm, Şerif dahil olmak üzere. Oraya gittiğiniz zaman zaten gözlemliyorsunuz; evet, onlar iyi olduklarını söylüyorlar ama Sincan'ın şartları zaten çok ağır. Haftada, günde bir saat havalandırmaları var ve o bir saat içinde aynı koridordaki arkadaşlar bir araya gelebiliyorlar. Sporla ilgili kısıtlamaları oluyor. Arkadaşlar haftada iki saat sohbete çıkıyorlar, onlarla ilgili kısıtlamaları oluyor.
Hatta bundan bir ay, bir buçuk ay önce tekrar bir hücre cezası verilmişti Şerif'e. Hücrede yine bir hücre cezası, telefon ve görüş cezası gelmişti. Bu tarz cezalar veriliyor tabii ki. Buna da arkadaşlar şeylere tepki gösteriyor. Çünkü şartlar ağır olduğu zaman insani şartlarda yaşamak istedikleri için bunun önüne geçmeye çalışıyorlar. Hal böyle olunca da işte disiplin cezalarıyla yıldırmaya çalışıyorlar ama tabii ki arkadaşlar bu durumları kabul etmiyor. Bu şekilde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar aslında; onlar da orada mücadele ediyor.
Şunu da söylemek istiyorum aslında: Arkadaşlar orada mücadele ederken biz de onların sesi olmalıyız ve bu mücadeleyi beraber yürütmemiz gerekiyor. Her zaman iletişim halinde olmamız gerekiyor. Tutsak yakınlarının, özellikle tutsakların yanına gidip geldikten sonra var olan problemleri dile getirmesi gerekiyor ki herkesin bu durumdan haberi olsun. Aslında ortada büyük bir zulüm var, bunu kabul etmemek lazım."
‘SAYIN ABDULLAH ÖCALAN'IN GİRİŞİMİNDEN BUGÜNE ORTADA SOMUT BİR ADIM YOK’
Bölgedeki siyasi gelişmelere, barış arayışlarına ve atılması gereken adımlara değinen Saime Ateş Mesutoğlu, iktidarın samimiyetini somut adımlarla göstermesi gerektiğini vurguladı.
Türk devletinin bir an önce Kürt halkına güven verecek somut adımlar atması gerektiğini ifade eden Saime Ateş Mesutoğlu, “Sürece baktığımız zaman sürecin bir varlığı var; bir barış süreci var ama dönüp baktığımız zaman aslında hiçbir somut adım atılmamış. Uzun bir süredir bir çağrı oldu, onun üzerine Sayın Abdullah Öcalan'ın bir girişimi oldu. Oradan bugüne baktığımız zaman ortada bir şey yok; Türk devleti bir somut adım atmış değil. En azından hasta tutsaklarla ilgili bir şeyler yapılabilir. İnfazı dolmuş olan bir sürü arkadaşımız var ve halen infazları erteleniyor, bu konuda bir şeyler yapılabilir.
Somut hiçbir şey olmadığı zaman açıkçası biz de şöyle düşünüyoruz halk olarak, kendi açımdan söyleyeyim: Somut hiçbir şey yok, elde hiçbir şey yok. Acaba süreç ne aşamada, nasıl gidiyor? Yoksa birileri bu süreci de rant olarak mı kullanıyor? Çünkü eğer gerçekten işin içinde rant, bir çıkar yoksa somut bir şeylerin ortaya çıkmış olması gerekiyor bu zamana kadar” diye konuştu.
‘DEVLET SÜRECİ RANT ALANINA ÇEVİRMEMELİ’
Barış sürecinin devlet tarafından bir rant alanına çevrilmemesi gerektiğini vurgulayan Saime Ateş Mesutoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “PKK silah bıraktı, diğer taraftan bakıyoruz somut hiçbir şey ortada yok. Bence hasta tutsaklarla ilgili bir şeyler yaparak, en azından onları özgürlüğüne kavuşturarak somut bir adım atmaları gerekiyor artık. Çünkü süreç uzadı. Somut adım olarak hem infazı dolan arkadaşları bırakmaları gerekiyor hem de hasta tutsakları bırakmaları gerekiyor. Eğer gerçekten amaçları barışsa bunların yapılması gerekiyor. Amaç barış değil de yine Kürtleri kullanarak bir rant, bir çıkar varsa işin içinde, bunun böyle olmaması gerekiyor. Bir rant, bir çıkar olmaması gerekiyor. Çünkü artık rant ve çıkar bir kenara bırakılmalı. İnsanlar artık ölmemeli. En büyük acıyı çeken annelerdir, barışı en çok isteyen onlar.
Bu süreçte herkes elini o taşın altına koymalı. Kimse rantı ve çıkarı düşünmemeli. Artık anneler ağlamamalı, insanlar ölmemeli. İnsanın değeri yok ülkede, hiçbirimizin değeri yok; değersizleştirilmiş insanlar. Zaten yüz yıllardır insanlar beraber yaşıyor, yine beraber yaşayabilir. Yine yaşanabilir. Bu kadar acıdan sonra eğer biz barışı istiyorsak, bunlar da bir adım atmalı bence.”