Kürdistan Emekçiler Partisi (Partiya Zehmetkêşên Kurdistanê) Politbüro Üyesi Şiwan Mihemed, süreci ve Önder Apo’nun statüsünün belirlenmesinin önemini Fırat Haber Ajansı’na (ANF) değerlendirdi.
'KÜRTLER ÜZERLERİNE DÜŞEN TÜM SORUMLULUKLARI YERİNE GETİRDİ'
Şiwan Mihemed, Kürt özgürlük hareketinin bu süreçteki olumlu tutumuna dikkat çekerek, Kürtlerin üzerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirdiğini ifade etti. Ancak Türkiye devletinin gerekli adımları atmadığını ve sürecin zayıflamasının ana nedeni olduğunu belirtti.
'ÖNDER APO İÇİN YASAL VE SİYASİ STATÜNÜN TANINMASININ ÖNEMİ'
Hareket Yönetimi'nin, Önder Apo’nun müzakerelerde ana muhatap olarak kabul edilmesi ve statüsünün tanınması gerektiğini belirttiğine değinen Şiwan Mihemed, bu adıma destek vererek şunları söyledi: "Bu sürecin ana mimarı olarak Sayın Öcalan için yasal ve siyasi bir statü belirlenmelidir. Aksi takdirde süreç ilerlemez. Kürt halkı her zaman silahlı mücadelesini sürdürmüştür. Ne zaman diyalog yoluyla barışçıl ve demokratik bir çözüm fırsatı doğsa, Kürtler bundan vazgeçmemiş, hemen hazır bulunmuş ve gerekli bedelleri ödemiştir."
Önder Apo üzerindeki tecrit durumuna da işaret eden Mihemed, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Sayın Öcalan’ın 25 yıllık cezaevi sürecinden sonra bile hala Kürtlerin sesi olabilmesi ve onlara Önderlik edebilmesi oldukça önemlidir. Türkiye, cezaevinden Kürtleri temsil edebilen ve tek bir açıklamasıyla büyük bir etki yaratabilen böyle bir Önderin varlığına minnettar olmalıdır. Abdullah Öcalan'ın durumuna çok daha önceden bir çözüm bulunmalı, tutsaklık durumu ortadan kaldırılmalı ve Bakur Kürdistan'daki bir şehirde özgürce çalışabilmeliydi."
'TÜRKİYE DEVLETİNİN ZAMAN KAZANMA POLİTİKASI VE PROVOKASYONLARI'
Türkiye devletinin barış ve demokratik toplum sürecine yaklaşımı ve provokasyonları hakkında ise Mihemed şu değerlendirmelerde bulundu:
"Türkiye devleti, siyasi bir süreç üzerinden belirli bir aşama başlatarak iç mekanda hiçbir sorununun olmadığını ve Kürt sorununu çözeceğini dünyaya göstermek istiyor. Ancak bu yaklaşım akıllarda pek çok soru işareti bıraktı; aradan bir yıl geçmesine rağmen Türk devleti hiçbir somut adım atmadı. Hala öncü siyasetçileri haksız yere hapiste tutuyor, hiçbirini serbest bırakmaya yanaşmıyor; Kürdistan’ın dört parçasında ve Türkiye dışında Kürt karşıtı politikalarını sürdürüyor."
Türkiye'nin zaman kazanma politikasının arkasında bölgesel değişimlerden duyduğu korkunun yattığını belirten Mihemed, "Türkiye, bölgede kendisini de sürükleyecek büyük bir değişimin yaşanacağına inanıyordu. İran’ın çökeceğini, İsrail’in ise daha da güçleneceğini öngörüyordu. Eğer İran’da bir değişim olursa, Kürtlerin Rojhilat Kürdistan'da daha büyük bir güç haline geleceğini biliyordu. Bu yüzden Kürt sorunuyla doğrudan yüzleşmemek için dünyaya 'Biz barış sürecindeyiz, Kürtlerin haklarını vereceğiz' mesajı verdi. Çıkarlarına uygun olduğunda zamanla oynuyor, savaşı durduruyor; ancak müzakereler istediği gibi gitmediğinde yeniden oyalama sürecine başlıyor" dedi.
'TÜRKİYE HALKI SAVAŞA KARŞI'
Sürecin ilerlemesinin önündeki engellere dair Şiwan Mihemed şunları ifade etti:
"Eğer bir irade varsa, engeller aşılır. Türkiye halkının barış ve demokratik toplum sürecine hazır olduğunu gördük. Devlet Bahçeli mecliste Kürt-Türk kardeşliği üzerine konuştuğunda tüm milletvekilleri onu alkışladı. Bu durum halkın hazır olduğunu ve bir iradenin varlığını gösteriyor. Gerçekte de sokaktaki insanlar savaşa karşı olduklarını söylüyor, fakat bazı siyasetçiler hala savaşın devam etmesini istiyor."
'KÜRTLERİN VARLIĞI İNKAR EDİLEMEZ'
sorunun demokratik yollarla çözülmesi ve zaman kaybedilmemesi çağrısında bulunan Şiwan Mihemed, "Barış süreci bir ulusun, bir toprağın ve bir ülkenin meselesidir. Milyonlarca Kürdün varlığı inkar edilemez. Türkiye devleti bu gerçekliği kabul etmek zorundadır; çünkü bu sorun zamana yayarak ve faşizan politikalarla çözülemez. Sürecin sağlıklı yürütülmesi için gözlemci olacak arabulucu bir gücün veya uluslararası bir tarafın süreçte yer alması şarttır."