Şırnak T Tipi Kapalı Cezaevinde yaşanan hak ihlallerini ve keyfi uygulamaları detaylı bir şekilde aktaran Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Şırnak Şube Yöneticisi Avukat Sedat Sülger, tutsakların hem yaşam, hem sağlık hem de sağlıklı beslenme haklarının gasp edildiğini ifade etti. Kürtçe konuşma, tutsaklara selam verme ve taraflı koğuşlara geçme durumlarında tutsakların engellendiğini, haklarında tutanak tutulduğunu belirten Sülger, "Bu ihlallere karşı yaptığımız suç duyuruları araştırılmadan kapatılıyor" dedi.
2024 yılının sonlarına doğru göreve gelen bir idarecinin ilk uygulamalarından birinin açık görüş sistemini değiştirmek olduğunu belirten Sülger, görüş salonundaki tüm masaların “U” şeklinde birleştirildiğini söyledi. Bu uygulamayla mahpusların bir tarafta, ailelerinin ise diğer tarafta yan yana oturtulduğunu belirten Sülger, “Bu şekilde aile görüşlerinin hiçbir mahremiyeti kalmadı. Masadaki tüm sohbetler iç içe geçti. Mahpusların aileleriyle yan yana oturması engellendi, masaların geniş olması nedeniyle fiziksel temas dahi kurulamıyordu. Ailesiyle temas etmeye çalışan mahpusların ise infaz memurlarının müdahalesiyle karşılaştığına dair çok sayıda şikayeti raporlaştırdık” diye konuştu.
Söz konusu uygulamayı başlatan idarecinin kısa süre sonra başka bir cezaevine gönderildiğini ancak yerine gelen yönetimin de aynı uygulamayı sürdürdüğünü ifade eden Sülger, “Raporlarımızda bu konuya sürekli yer vermemize ve hem sözlü hem yazılı şekilde kaldırılmasını talep etmemize rağmen bu uygulama ancak Kasım 2025 tarihinde bakanlık nezdinde çözülebildi. Mahpuslar açık görüşlerde oda arkadaşının ailesine bazen sesli bazen de el sıkışarak selam verebiliyor. Dün olduğu gibi bugün de ve hangi idareci gelirse gelsin bu durum yasaklanmaya çalışılıyor. Ahlaki açıdan dahi sorunlu olan bu sözde kuralı tanımayan mahpuslar hakkında tutanak düzenleniyor ve soruşturmalar yürütülüyor” ifadelerini kullandı.
'GARDİYANLARA DA KÜRTÇE KONUŞMAK YASAKLANDI!'
Cezaevinde Kürtçe kullanımına yönelik baskılara da dikkat çeken Sedat Sülger, aynı zihniyete sahip bazı idarecilerin infaz koruma memurlarının kendi aralarında Kürtçe konuşmasını dahi yasakladığını söyledi. Mahpusların telefon görüşmelerinde aileleriyle Kürtçe konuşmasının da bir dönem engellenmeye çalışıldığını belirten Sülger, “Daha sonra bu uygulama ‘Kürtçe konuşmak için dilekçe verilmesi’ prosedürüne dönüştürüldü. Bu soruna karşı hazırladığımız rapor kısa sürede sonuç verdi ve uygulama kaldırıldı. Kürtçeye karşı bu kadar hassas olan söz konusu idareci hakkında geç de olsa şikayetler yapıldı ve disiplin soruşturmasının sürdüğünü biliyoruz” dedi.
'KAMERALAR LAVABO VE DUŞ BÖLÜMLERİNİ GÖRÜYOR'
Kadın mahpusların mahremiyetine ilişkin şikayetlerin her rapor döneminde gündeme geldiğini belirten Sülger, lavabo ve duş bölümlerinin kapısına doğrudan bakan kameraların bulunduğunu söyledi. Özellikle duş kapıları açık olduğunda içerinin görülebildiğini aktaran Sülger, “Mahpuslar ayrıca çatılardaki kameraların yatakhaneleri gördüğünü belirtiyor. Görüldüğü üzere kameralar, mahpusların yaşam alanlarını görecek şekilde yerleştirilmiş durumda. Bu uygulama mahpusların her davranışını kontrol eden ve tecrit koşullarını derinleştiren bir sisteme dönüştürülmüş durumda. Kameraların banyo kapısını görmesi ve kapı açıkken içerinin de görünmesi, özel hayatın gizliliğinin açık ihlalidir. Buna rağmen bugüne kadar herhangi bir düzenleyici adım atılmış değil ve ihlaller halen devam ediyor” diye konuştu.
'ÇIPLAK ARAMA DEVAM EDİYOR'
Her rapor döneminde farklı sorunlar gündeme gelse de bazı ihlallerin kronik hale geldiğini belirten Sedat Sülger, cezaevine yeni getirilen hemen her mahpusun çıplak aramaya maruz kaldığını söyledi. Sülger şu aktarımda bulundu: “Mahpuslar bunu reddettiklerinde kötü muameleyle zorla çıplak aramaya tabi tutulduklarını ya da birkaç gün hücreye konularak iradelerinin kırılmasının beklendiğini anlatıyor. Bu durum her rapor döneminde istisnasız şekilde karşımıza çıkıyor. Muhataplarla görüştüğümüzde bunu kabul etmiyorlar ancak ‘istisnai durumlarda’ uygulandığını söylüyorlar. Tartışma biraz ilerlediğinde ise bu istisnai durumların siyasi mahpuslar olduğunu görüyoruz.”
'HASTANE SEVKLERİNDE TERLİK DAYATMASI YAPILIYOR'
Sağlık hakkı ihlallerinin de cezaevindeki en büyük sorunlardan biri olduğunu belirten Sülger, hastaneye sevk edilmesi gereken mahpusların sevklerinin geciktirildiğini, çoğu zaman hiç yapılmadığını söyledi. Bazı durumlarda kötü muamele nedeniyle mahpusların sevkten vazgeçmek zorunda kaldığını ifade eden Sülger şunları söyledi: “Sevk sırasında keyfi şekilde iki ya da üç kelepçe kullanılıyor, ayakkabılar çıkartılıp terlik dayatılıyor, doktor muayenesinde kelepçeler çıkarılmıyor ve muayeneler jandarma eşliğinde yapılıyor. Müvekkilim terlik ile sevki kabul etmeyeceğini söylediğinde jandarma kendisine ‘sevke gitmediğim için ölüm dahil başıma bir şey gelirse bundan yalnızca ben sorumluyum’ şeklinde bir tutanak imzalatmak istedi. Sonuç olarak sevki yapılmadı. Bu olay hakkında yaptığımız suç duyurusu ise hiçbir araştırma yapılmadan takipsizlik kararıyla kapatıldı.”
'YEMEKLERDEN FARE DIŞKISI ÇIKIYOR'
Cezaevindeki yemek koşullarına ilişkin şikayetlerin de halen sürdüğünü belirten Sedat Sülger, mahpusların yemeklerde böcek, saç teli ve fare dışkısı çıktığını aktardığını söyledi. Sülger, “Görüştüğümüz mahpuslar bu mide bulandırıcı durumlar nedeniyle yemek yemeyi bıraktıklarını ve kantinden beslenmek zorunda kaldıklarını söylüyor. Bu şikayetler son derece ciddi. Yeterli ve sağlıklı beslenme temel bir insan hakkıdır. Cezaevi yemek üretim ve hazırlık süreçlerinin düzenli aralıklarla denetlenmesi gerekiyor. Ancak bu sorun halen çözülebilmiş değil” ifadelerini kullandı.
'ÖZEL SAVAŞ POLİTİKASININ MERKEZİ HALİNE GELDİ'
Siyasi mahpusların en büyük şikayetlerinden birinin de “taraflı koğuş” olarak nitelendirilen yerlere geçiş taleplerinin dikkate alınmaması olduğunu söyleyen Sedat Sülger, bu taleplerin çoğu zaman işleme dahi konulmadığını belirtti. Israrcı olan mahpusların ise “60 günlük gözlem süresi” ile tehdit edildiğini ifade eden Sülger, “Bu sorunun yıllardır çözülmemesinin temel nedeni Şırnak ilinde devlet eliyle uygulanan ‘Özel Savaş Politikası’nın kapsamına Şırnak Hapishanesi’nin de girmesidir. Hatta rahatlıkla söyleyebilirim ki Şırnak’ta bu özel savaş politikalarının ilk uygulama merkezi Şırnak T Tipi Hapishanesi’dir” dedi.
'DAYANIŞMA ARTTIRILMALI'
Mahpusların insan hakları savunucularından en büyük beklentisinin yalnız bırakılmamak olduğunu belirten Sülger, “Her görüşmede onlara yalnız olmadıklarını hissettirmek biz hukukçular açısından çok değerli bir duygudur. ÖHD olarak görüşmelerde hak ihlalleri ve başvuru yolları konusunda mahpusları bilgilendiriyoruz. Şikayetler konusunda yardımcı olmaya, gerekli suç duyurularını yapmaya ve özellikle kronikleşen sorunları çözüme kavuşturmaya çalışıyoruz” diye konuştu.