Çocukluğunda oyun oynadığın, büyüdüğün Bajare Evinê’de yürüdüğüm her sokakta, senin çocukluğunun gülüşleri nakşedilir. Yürüdüğüm her sokak başında sesin gelir, sana koşarım hızlı adımlarla. Soluk soluğa kalan göğsüm sıkışır ve dinmeyen bir acı, durmayan gözyaşı nehirler misali akar.
Seni anlatmak isteyince dilim lal olur, sesim titrer, gözlerim ise Dicle gibi akar, Fırat’a olan özlemi misali. Sana yürümek isterken dizler titrer; soluk soluğa atan kalp atışları durduramaz bunu. Fırtınalar kopar yürekte senden sonra. Sen gittin ya, sessizliğimi bozamıyorum; seni özlüyorum ama seni anlatamıyorum. Halen inanmak istemiyorum. Bir daha senin o güzel gülüşüne şahit olamamanın bu kadar zor olabileceğini bilemedim senden sonra.
Sendin her şeyden habersizce yüreğimi Amed’in Andok Dağı’na götüren.
Şimdi yoksun ya, hayat çok zor. Kimse senin gibi kucaklamadı; sevda dolu yüreğinle, yoldaşlığınla bana öyle hayran hayran bakmadı. Sen bambaşkaydın, heval Sipan.
Bir ana ve baba için evladını yitirmek ne kadar acı ise, özgürlük mücadelesinde yoldaşını yitirmek de o kadar acıdır; tarif edilemez, acısı hep yaşanır.
Bıraktığı anılara sahip çıkmak, her hücresinde hissetmek ve ardında bıraktığı mücadeleyi yükseltmektir; anılarına sahip çıkmaktır bize düşen. Son nefesine kadar özgürlük için bedenini siper eden, canını feda eden yoldaşlığı anlatmak ve yazmak hep eksik kalır, tamamlanamaz. Yine de anlatmak ve yazmak, boynumun ve canımın bir ömür boyu borcudur diyerek yüreğimi kelimelere akıtırım.
Özgürlük diyarlarında, dağlarda yeni bir yaşı ve yeni bir ilkbaharı karşılıyordum. Dağlardaki ilk baharımdı; patikaları, tepeleri ve yürüyüşleriyle bir bir alışma ve öğrenme zamanındaydım. Hep bir gün şehit Tekoşin ile karşılaşacağımızı düşünür, yürüdüğüm yolları bu hayallerle süslerdim.
19 Nisan 2012’de, takımca bir iş için bir bahçeye gitmiştik. Belli bir süre sonra yorgunluk arası vermiştik. Biz konular açıp konuşurken bir baktık ki bir arkadaş, neşe dolu gülüşüyle bize doğru geliyordu. Gelen heval Sipan’dı; sıcak bir selam verdi. Sema arkadaş ile yıllar sonra karşılaşıyorlardı. Buluşmanın verdiği sevinçle, şakacı sözlerle “Bak, ben Amed’e gittim geldim, sen halen buralardasın” dedi Sema arkadaşa.
Hepimizi tanıştırdı Sema arkadaş. Sohbet ettiler. Tabii ki sıcak kara çaydanlıkta gerilla çayı ile sohbet güzeldi, manalıydı. Bir konu açılıyor, ardından başka bir konu… Zaman bize güzel gelmişti. Yıllar sonra iki arkadaş tesadüfen karşılaşıyorlardı; biz onlara bakıp seviniyorduk ve bakışlarımızda “Acaba biz de böyle tesadüflere şahitlik edecek miyiz?” sorusunun merakı vardı.
Amed’den gelen bir arkadaş olduğu için kalp atışlarım hızlandı; merak, sevinç, bekleyiş ve umut… Çok yönlü bir duyguya kapılmıştım. Acaba nasıl sorabilirim diye düşünürken bir heyecan ve tedirginlik sardı beni. Sonra cesaretimi topladım, gittim ve tam karşısında oturdum. Dedim ki:
“Heval Sipan, sen Amed’den gelmişsin, ben sana birisini soracağım; acaba tanır mısın? Heval Tekoşin’i tanıyorsun musun? Riha’lıdır, 2010’da katılmış.”
‘Tekoşin? Biraz şişman olan Urfalı bir arkadaş vardı.’
“Evet, o.”
O an tarif edilemez bir heyecan sardı beni. Bir kardeşinin ardından özgürlük dağlarına gelmek ve ondan ilk haberi, onu tanıyan bir arkadaş aracılığıyla duymak… O mutluluğu tarif etmek zor olur.
Heval Sipan çok şaşırmıştı. ‘Demek ki sen onun kız kardeşisin’ dedi. Oturduk, yan yana… Bana hep ondan bahsetti. Ablamın ilk katıldığı eylemden bahsetti, Kürtçe lehçesini kimse anlamadığı için Türkçe konuştuğunu anlattı. Zindandaki abime mektup yazdığını, Cemil Bayık arkadaşa mektup yazdığını ve bir gün onunla satranç oynamak istediğini yazdığını anlattı.
Merak ettiğim tüm sorulara cevap verdi.
Ama biraz şaşkın ve tedirgindi. Ben de dedim ki: “Kesin biz birbirimize benzemiyoruz, ondan şaşırıyor.”
Meğer arkadaşlar, ben fark etmeden Sipan arkadaşa ‘Ona bir şey söylemeyin, o bilmiyor’ demişler.
Çok sevinmiştim; dünyalara sığmayan bir heyecan ve sevinç beni sarmıştı. Bir ilkti ve artık ablamın Amed’de olduğunu biliyordum ve Sipan arkadaşın bana anlattıklarını dayım Heval Şiyar’a anlatacaktım.
Şehit Sipan arkadaş ile tanışmamız öyle oldu. Her şeyden habersizce beni Şehit Remzi, Andok, Amed dağlarına götürmüştü; adeta Tekoşin arkadaşı kucaklamış gibiydim.
Başta heval Sipan ve tüm arkadaşlar hassasiyetle yaklaşıyorlardı. “Elbet bir gün görüşürsünüz, uzak olduğu için bir gün cihazla konuşursunuz, ona mektup yaz, duygularını anlat, dağları anlat” diyorlardı.
Evet, her şeyden habersizdim. Benden başka herkes ablamın şehit olduğunu biliyordu, ben bilmiyordum. Bir gün benimle oturup mücadele içinde yaşanan katılımları, şehadetleri, mücadelenin zorluklarını ve bir bütün olarak bir militanın zorluklara nasıl yaklaşması gerektiğini anlattılar.
Sonradan ise ablamın, Tekoşin arkadaşın, ben daha dağlara yönümü vermeden bir jeneratör zehirlenmesinde dört arkadaşıyla birlikte şehit olduğunu söylediler.
Çok sonra öğrendim ki bu şehadeti herkes biliyordu. Bunu bilen arkadaşlar da bana ilk Tekoşin arkadaştan bahseden Sipan arkadaş ve birçok arkadaştı. Onların duruşları beni çok etkiledi. Merak ettiklerimi cevaplamaları, her şey gözlerimin önüne tek tek geldi. Sipan arkadaşın ve birçok arkadaşın tavrı, şehadetlere karşı sergiledikleri o güçlü duruşları…
Bir dönem sonra, ablamın şehadetini öğrendiğimi bilen Sipan arkadaşla aynı taburda yer aldık. İlk karşılaştığımızda dedim ki:
“Heval Sipan, ben bilmiyordum; sen bana ablamı nasıl öyle anlatabildin?”
Sipan arkadaş, ‘Anlatamam… Ama bilmediğini anladığımda, bu daha da ağır geldi. Fakat senin o sevinçli, meraklı haline şahitlik edince, sana ondan bahsetmem gerektiğini ve hiçbir şey yansıtmamam gerektiğini bildim’ dedi.
Sipan arkadaşla birkaç yıl sonra Şengal’de karşılaştık. Birçok yerde savaş hamlelerine öncülük yapmış, fedai ve askeri taktik yönüyle arkadaşlarla birlikte çetelere karşı savaşmış ve yaralanmıştı.
Beni gördüğünde, ‘Sen büyümüşsün Tekoşin arkadaş’ dedi. Eski günlerden, ilk karşılaştığımız anıyı yanındaki arkadaşlara anlattı. Ben de ona dedim ki: “Biliyorsun? ben de aynı senin gibi yaptım. Kardeşin şehit İntikam da seni bana sordu. Abisini merakla sorunca, dedim ki aynı ben… Duygusu anlatılmaz denilen şey bu olmalı.”
‘Şehadetler mücadele gerçekliğimizdir. Önemli olan yoldaşlık değerini bilmek, var olan değerleri korumak, şehit olan arkadaşların bıraktığı mirasa sahip çıkmak ve mücadeleyi büyütmektir’ dedi bana.
Şehit Sipan arkadaşı anlatmak kelimelere sığmaz.
Sipan arkadaş Qamışlo’da yurtsever bir ailede büyümüş, mücadeledeki arkadaşları tanıyınca özgürlük saflarına katılmış. Erkek egemenlikli, cinsiyetçi bir toplum zihniyeti içinde büyüdüğünün farkına varmış ve bu konuda yoğunlaşarak katılımını etkileyecek ve değiştirebilecek bir gerçekliği görmüştü. Hep genç kalmış, devrimci heyecanını yüreğinde canlı tutan bir arkadaştı. Askeri konuda bir savaşçı komutan olarak her zaman ince ayrıntılara dikkat ederdi. Öncülükte, fedakarlıkta ve yoldaşlık değerlerini yükseltmede hep öndeydi.
Tekrar Amed’in dağlarına gitmek istiyordu. En son yine dağlarda karşılaşacağımızı söylemiştik; öyle vedalaşmıştık.
Şehadetini öğrendiğimde, bir şeyler kaybettiğimi derinden hissettim. O, Apocu fedai bir komutan olarak düşman saldırılarına göğüs germişti. Kime sorsanız cesaretli, morali yüksek, yoldaşlık değerlerini koruyan öncü ve ölümsüz bir komutandır der.
20 Mayıs 2024’te Metina alanında, bölge komutanlığının öncülüğünde düşmana karşı tereddütsüzce savaşarak şehit oldu.
Onun bıraktığı mirasa bağlılıkla son nefesime kadar sahip çıkacağımın, onun hep moralli, coşkulu ve gülen yüzünü hafızamda yaşatacağımın sözünü veriyorum. Sipan Sidar (Miheddin Hesen) yüreğimde hep parlayan bir yıldız olacak.