Efrîn raporu: İhlaller ve cezasızlık kurumsallaşarak sürüyor

Syrians for Truth and Justice (STJ), Efrîn’deki insan hakları ihlallerinin boyutunu ortaya koyan bir rapor yayımladı. Raporda, savaş suçları ve insanlığa karşı suç niteliği taşıyan ihlallerin Suriye Geçiş Hükümeti döneminde de sürdüğü kaydedildi.

 Suriyeliler için Hakikat ve Adalet Örgütü (Syrians For Truth and Justice / STJ) yayınladığı yeni bir raporla Efrîn’de yaşanan hak ihlallerinin boyutuna dikkat çekti. Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu (SMO) gruplarının Efrîn’de 2018’den bu yana sürdürdüğü keyfi gözaltı, işkence, zorla kaybetme ve fidye uygulamalarının Esad sonrası dönemde de devam ettiğini ortaya koydu. Efrîn’deki ihlallerin Suriye Geçiş Hükümeti döneminde de sürdüğüne işaret edilen raporda, bu durumun kapsamlı bir geçiş dönemi adaleti çerçevesinde ele alınması gereken, süreklilik arz eden ihlaller niteliğinde olduğu vurgulandı.

“Kapalı kapılar ardında: Gözaltı ve inkâr arasındaki Efrin halkı” başlıklı rapor, 41 tanıkla yapılan görüşmeler ve açık kaynak araştırmalarına dayanıyor. 46 sayfalık rapor, Efrîn’de yıllardır süregelen savaş ve insanlığa karşı suçlar kapsamındaki ihlallerin Suriye Geçiş Hükümeti döneminde de devam ettiğini ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.

Rapora göre Efrîn’deki ihlaller yalnızca savaş koşullarının ürünü değil; 2018’de Türkiye destekli silahlı çete grupların bölgeyi işgal etmesinden sonra kurulan ve zamanla kurumsallaşan bir güvenlik sisteminin parçası haline gelmiş durumda. İnsan Hakları Örgütü STJ, keyfi gözaltı, işkence, zorla kaybetme, fidye için alıkoyma, mülklere el koyma ve etnik ayrımcılık uygulamalarının yıllardır sistematik biçimde sürdüğünü belirtti. 

Raporda dikkat çekilen en önemli nokta ise ihlallerin yalnızca geçmişe ait olmaması. Örgüte göre Esad rejiminin çöküşü ve geçiş hükümetinin kurulması sonrasında Efrîn’deki güvenlik mimarisi büyük ölçüde korunurken, daha önce ağır insan hakları ihlalleriyle suçlanan bazı silahlı yapıların yeni devlet sistemi içine dahil edilmesi, “cezasızlığın kurumsallaşarak sürmesi” anlamına geliyor. 

CEZASIZLIK YENİ YÖNETİME TAŞINDI

Raporda en kapsamlı değerlendirmelerden biri geçiş hükümetinin güvenlik yapılanmasına ayrıldı. STJ’ye göre Efrîn’de yıllardır keyfi gözaltı, işkence, zorla kaybetme, fidye için alıkoyma ve sivillere yönelik sistematik kötü muameleyle ilişkilendirilen bazı SMO bileşenleri, geçiş sürecinde tasfiye edilmek yerine yeni güvenlik sistemine dahil edildi. Örgüt, bu sürecin herhangi bir hesap verme mekanizması işletilmeden yürütüldüğünü belirtti. 

Rapora göre yeni Savunma Bakanlığı çatısı altında yürütülen entegrasyon sürecinde, geçmiş ihlallerle ilgili bağımsız soruşturma açılmadı, mağdurların ifadelerine başvurulmadı ve haklarında ciddi suçlamalar bulunan komutanlar görevden uzaklaştırılmadı. Bunun yerine birçok yapı fiilen resmi statü kazanarak devlet güvenlik sistemi içine yerleştirildi. STJ, bunun yalnızca “eski savaş ağlarının korunması” anlamına gelmediğini, aynı zamanda geçmişteki cezasızlık düzeninin devlet kurumları aracılığıyla yeniden üretildiğini vurguladı. 

SUÇLULAR KURUMSAL STATÜ KAZANDI

Örgüt, özellikle Efrîn’de faaliyet gösteren bazı silahlı grupların isimlerinin yıllardır uluslararası insan hakları raporlarında geçtiğini, Birleşmiş Milletler belgelerinde işkence, yağma, zorla kaybetme ve keyfi gözaltı suçlamalarıyla anıldığını hatırlattı. Bazı grup liderlerinin uluslararası yaptırım listelerine dahil edildiği belirtilirken, buna rağmen aynı isimlerin yeni dönemde güvenlik yapısı içinde etkin pozisyonlarını koruduğu ifade edildi. 

Rapora göre bu durum, geçiş hükümetinin “hukukun üstünlüğü” ve “yeni Suriye” söylemiyle doğrudan çelişiyor. Çünkü Efrîn’de suçlanan yapıların dağıtılması ya da yargılanması yerine kurumsal statü kazanması, siviller açısından baskı mekanizmasının fiilen devam etmesi anlamına geliyor. STJ, birçok tanığın Esad sonrası dönemde de aynı kontrol noktaları, aynı gözaltı merkezleri ve çoğu zaman aynı silahlı aktörlerle karşı karşıya kaldığını aktardı. 

Örgüte göre geçiş sürecindeki en büyük sorunlardan biri, “istikrar” adına hesap verilebilirlik mekanizmalarının ertelenmesi. Raporda, savaş döneminde sahada güç kazanan silahlı yapıların yeni devlet sistemi içinde denetlenmeden yer almasının uzun vadede daha derin güvenlik krizleri yaratabileceği belirtildi. İnsan hakları ihlalleriyle suçlanan yapıların resmi kurumlara dönüşmesi, keyfi uygulamaların olağanlaşması ve siviller üzerindeki baskının kalıcı hale gelmesi riskini artırıyor. 

EFRİN’LE SINIRLI DEĞİL

STJ ayrıca cezasızlık meselesinin yalnızca Efrîn’le sınırlı olmadığına dikkat çekti. Rapora göre savaş dönemi boyunca farklı bölgelerde faaliyet gösteren silahlı ağların hesap vermeden yeni devlet yapısına dahil edilmesi, Suriye genelinde hukukun üstünlüğü ilkesini zayıflatıyor. Örgüt, savaş dönemindeki aktörlerin siyasi ve askeri meşruiyet kazanmasının, mağdurlar açısından adalet ihtimalini ortadan kaldırabileceği uyarısında bulundu. 

BAĞIMSIZ SORUŞTURMALARA TABİ TUTULMALILAR

Raporda özellikle “geçiş adaleti” tartışmalarına geniş yer verildi. STJ’ye göre Suriye’de kurulacak yeni düzenin yalnızca eski rejimin suçlarıyla sınırlı bir hesaplaşma yürütmesi yeterli değil. Örgüt, Türkiye destekli silahlı gruplar dahil olmak üzere savaş boyunca sivillere yönelik ağır ihlallerle suçlanan tüm aktörlerin bağımsız soruşturmalara tabi tutulması gerektiğini belirtti. Aksi halde “seçici adalet” anlayışının yeni çatışma dinamikleri yaratabileceği ifade edildi. 

Raporda ayrıca Efrîn’deki mevcut güvenlik yapısının mağdurlar üzerindeki etkilerine de dikkat çekildi. Tanıklıklar, birçok kişinin bölgeye geri dönmekten korktuğunu, bazı ailelerin kayıp yakınlarının akıbetini yıllardır öğrenemediğini ve aynı silahlı yapıların resmi kurumlar haline gelmesinin siviller arasında daha büyük bir güvensizlik yarattığını ortaya koydu. Örgüte göre bu durum yalnızca bireysel travmaları derinleştirmiyor; aynı zamanda geri dönüş, toplumsal uzlaşı ve yeniden inşa süreçlerini de doğrudan etkiliyor. 

KEYFİ GÖZALTILAR SİSTEMATİK HALE GELDİ

2018’den beridir savaş ve insanlığa karşı suçlar kapsamında birçok ihlalin işlendiğine ve işlenmeye devam edilen dikkat çekilen raporda, Efrîn’deki keyfi gözaltılar bölgedeki ihlal zincirinin ilk halkasını oluşturduğuna vurgu yapıldı.

Raporda, sivillerin kontrol noktalarında, gece baskınlarında, işyerlerinde ya da yıllar sonra bölgeye geri dönüşleri sırasında herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın gözaltına alındığı aktarıldı. STJ’nin bulgularına göre özellikle 2024 sonu ile 2025 başında Efrîn’e dönmeye çalışan siviller yoğun biçimde hedef alındı. Kontrol noktalarında “kimlik doğrulama”, “güvenlik taraması” veya “kısa sorgu” gerekçeleriyle durdurulan kişiler daha sonra askeri tesislere ya da silahlı grupların kontrolündeki merkezlere götürüldü. Çok sayıda kişinin günlerce aileleriyle görüştürülmeden tutulduğu, bazılarının ise resmi kayıtlara geçirilmediği belirtildi. 

Raporda, gözaltı süreçlerinin çoğunlukla herhangi bir suçlama olmadan yürütüldüğü ve göz altına alına bu insanların önemli bölümünün hiçbir yargı makamı önüne çıkarılmadığı vurgulandı. İnsan hakları örgütüne göre gözaltılar yalnızca güvenlik amaçlı değil, aynı zamanda baskı, sindirme ve ekonomik çıkar aracı olarak kullanıldı.  Ev baskınlarının da yaygın olduğu belirtilen raporda, silahlı grupların gece saatlerinde evlere girerek kapıları kırdığı, aile üyelerini darp ettiği ve para ile değerli eşyalara el koyduğu kaydedildi. Bazı durumlarda gözaltına alınan kişilerin nereye götürüldüğü ailelerine bildirilmedi. 

OKULLAR, DEPOLAR VE EVLER CEZAEVİNE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

STJ raporunda Efrîn’de kurulan gayri resmi gözaltı merkezi ağına ilişkin ayrıntılı bilgiler de yer aldı. Rapora göre silahlı gruplar, bölgeyi kontrol altına aldıktan sonra çok sayıda sivil yapıyı gözaltı merkezi olarak kullanmaya başladı. Okullar, zeytin fabrikaları, meyve depoları, ticari yapılar ve el konulan evler yıllar içinde sorgu ve işkence merkezlerine dönüştürüldü. 

Raporda özellikle Efrîn’deki bir kız ticaret okulunun Askeri Polis merkezi olarak kullanıldığı, okulun bodrum katlarının gözaltı hücrelerine çevrildiği belirtildi. Benzer bir okulun polis merkezi olarak kullanıldığı ve burada işkence uygulandığı aktarıldı. STJ, bu uygulamaların uluslararası insancıl hukukun eğitim kurumlarına sağladığı korumayı ihlal ettiğini vurguladı. 

Bölgedeki zeytin fabrikaları ve depoların da cezaevi olarak kullanıldığı kaydedildi. Bir zeytin fabrikasının sistematik işkence ve kötü muamele merkezi haline geldiği ifade edildi. Raporda bazı silahlı grupların el koydukları sivil evleri karargâh ve sorgu merkezi olarak kullandığı da belirtildi. Bodrum katlarının hücreye çevrildiği bu yapılarda insanların haftalarca dış dünyayla bağlantısız tutulduğu kaydedildi. 

İŞKENCE SİSTEMATİK YÖNTEM HALİNE GELDİ

Rapora göre gözaltına alınan siviller sistematik işkence ve kötü muameleye maruz kaldı. Tanıklıklar; ağır dayak, elektrik verme, askıya alma, yakma, aç bırakma, hakaret ve cinsel şiddet tehdidi gibi yöntemlerin yaygın biçimde kullanıldığını ortaya koydu. 

STJ, işkencenin yalnızca sorgulama amacıyla değil, ailelere baskı kurmak ve fidye ödemeye zorlamak için de kullanıldığını belirtti. Bazı vakalarda insanların aile üyelerinin gözleri önünde işkence gördüğü, bazı durumlarda ise yakın akrabaların da baskı amacıyla gözaltına alındığı kaydedildi. 

Raporda ayrıca tıbbi ihmalin de sistematik hale geldiği vurgulandı. Hasta tutsakların tedaviye erişemediği, hijyen koşullarının son derece kötü olduğu ve bazı merkezlerde tuvalet kullanımının dahi ciddi biçimde sınırlandırıldığı belirtildi. Kadın tutsakların hamilelik dönemlerinde ya da çocuklarıyla birlikte tutuldukları süreçlerde dahi tıbbi destek alamadığı kaydedildi. 

ZORLA KAYBETMELER SÜRÜYOR

STJ, zorla kaybetme vakalarının Efrîn’deki güvenlik yapısının temel unsurlarından biri haline geldiğini belirtti. Rapora göre çok sayıda kişi gözaltına alındıktan sonra ailelerinden tamamen koparıldı ve nerede tutulduklarına dair bilgi verilmedi. Bazı tutsakların isimlerinin resmi kayıtlara yanlış geçirildiği, bazılarının ise farklı silahlı gruplar arasında transfer edilerek izlerinin kaybettirildiği ifade edildi. 

Raporda bazı ailelerin yıllarca yakınlarının yaşayıp yaşamadığını öğrenemediği, bazı kişilerin ise farklı gruplar arasında “takas” amacıyla kullanıldığı belirtildi. Örgüt, bu uygulamaların uluslararası hukuka göre zorla kaybetme suçunu oluşturduğunu vurguladı. 

İHLALLER ETNİK BOYUT TAŞIYOR

Rapora göre Efrîn deki ihlaller etnik boyut da taşıyor. STJ, Kürt sivillerin “YPG bağlantısı” ya da özerk yönetimle ilişki suçlamaları üzerinden sistematik biçimde hedef alındığını belirtti. Tanıklıklarda sorgulamalar sırasında etnik hakaretlerin edildiği, Kürt kimliğinin aşağılandığı ve suçlamaların çoğu zaman herhangi bir delile dayanmadığı aktarıldı. 

Raporda ayrıca bölgedeki demografik dönüşüm politikalarına dikkat çekildi. Kürt sivillerin mülklerine el konulması, zorla yerinden edilmeleri, kültürel alanların değiştirilmesi ve bazı dini-kültürel yapıların tahrip edilmesi gibi uygulamaların sistematik bir politika çerçevesinde yürütüldüğü kaydedildi. 

STJ, eğitim müfredatlarında “Türkleştirme” politikalarının uygulandığını, Kürtçe üzerindeki baskının sürdüğünü ve bölgenin kültürel yapısının dönüştürülmeye çalışıldığını da rapora dahil etti. 

GÖZALTILAR FİDYE EKONOMİSİNE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

Rapora göre Efrîn’deki gözaltı sistemi aynı zamanda ekonomik bir sömürü mekanizmasına dönüştü. STJ, çok sayıda ailenin yakınlarını serbest bırakabilmek için silahlı gruplara para ödemek zorunda kaldığını belirtti. Bazı durumlarda ödeme yapılmadan tutsakların bırakılmadığı, bazı ailelerin ise evlerini ya da arazilerini kaybettiği ifade edildi.  Raporda gözaltılar sırasında evlerin yağmalandığı, para ve değerli eşyaların alındığı, bazı mülklerin ise doğrudan silahlı grup üyeleri tarafından kullanıldığı kaydedildi. Örgüte göre bu durum, bölgede “paralel bir savaş ekonomisi” oluşmasına yol açtı.

CEZASIZLIK KÜLTÜRÜ DEVAM EDERSE CİDDİ SORUN OLUR

STJ, Efrîn’deki cezasızlık kültürünün yeni yönetim altında devam etmesinin uluslararası toplum açısından da ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtti. Rapora göre uluslararası aktörlerin geçiş hükümetine vereceği siyasi destek ve meşruiyet, insan hakları ihlalleriyle ilgili hesap verebilirlik mekanizmalarıyla ilişkilendirilmeli. Örgüt, aksi halde savaş dönemindeki silahlı ağların devlet kurumları aracılığıyla kalıcı hale geleceği uyarısında bulundu. 

GEÇİŞ HÜKÜMETİNE BAĞLI GÜÇLER BAĞIMSIZ DENETİME AÇILMALI

Raporda geçiş hükümetine bağlı tüm güvenlik yapılarının bağımsız denetime açılması, gayri resmi gözaltı merkezlerinin kapatılması, işkence ve zorla kaybetme vakalarına ilişkin bağımsız soruşturmalar yürütülmesi ve haklarında ciddi suç isnadı bulunan komutanların görevden uzaklaştırılması çağrısı yapıldı. STJ ayrıca geçiş adaletinin yalnızca eski rejim suçlarını değil, savaş boyunca farklı silahlı aktörler tarafından işlenen ihlalleri de kapsaması gerektiğini vurguladı.