Kürdistan tarihi; direnişleri, destanları ve kahramanlıkları barındırmasının yanı sıra ihanetlerin de yer aldığı bir tarih olarak süregelmiştir. Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmesinin ardından imzaladığı Sevr Antlaşması ve Wilson Prensipleri, Kürt aydınlarını umutlandırmıştı. Merkezi İstanbul’da olan ve 19 Aralık 1918’de kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti, Kürdistan’da 19 şube açarak çalışmalarına hız verdi. Bu şubelerden biri de Koçgiri aşiret liderlerinden Haydar Bey’in yöneticisi olduğu İmranlı Şubesi’ydi.
Bu dosyada; Koçgirî Serhildanı’na giden süreci, Kürdistan Teali Cemiyeti ile ilişkisi, Türk devletinin tenkil harekatına hazırlanırken izlediği politikaları, Mustafa Kemalin Dêrsîm ve Koçgirî aşiretlerini kazanma girişimlerini, Alevi-Sünni mezhep çatışmasının zeminini hazırlayan uygulamaları ve Koçgirî aşiretlerinin Osmanlı Devleti ile onun yıkıntıları üzerine kurulan Ankara Hükümeti’ne güvenmemelerinin arkasındaki gerçekleri irdeleyeceğiz.
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI 1914-1918, SEVR ANLAŞMASI VE WİLSON PRENSİPLERİ
19. ve 20. Yüzyıllar; kapitalist sistemin gelişmesi, imparatorlukların çöktüğü, ulus devletlerin kurulduğu, ulusal azınlıkların bu bilinçle ortaya çıktığı ve büyük ölçüde etnik kimlik temelinde şekillenen siyasi mücadelelerin yaşandığı bir dönemdi. İkinci ve Üçüncü Enternasyonallerdeki tartışmaların temel konusu, ulusların örgütlenmesi ve kendi kaderini tayin hakkıydı. Bu süreçte birçok ulus devlet kuruldu.
1917 Ekim Devrimi'nin temel sloganlarından biri, "Ulusların kendi kaderini tayin hakkı"ydı. 1918'de ilan edilen Wilson İlkeleri de bu bağlamda dönemin entelektüel ve siyasi eğilimlerini yansıtıyordu.
KÜRDİSTAN TEALİ CEMİYETİ (17 ARALIK 1918-1921)
Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı Devleti’nin Sevr Antlaşması’nı imzalaması, Kürtleri de harekete geçirdi. İstanbul’daki Kürt aydınları ve ileri gelenleri, Seyyid Abdulkadir başkanlığında Kürdistan Teali Cemiyeti’ni kurdu. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Ayan Meclisi üyesi olan Seyyid Abdulkadir, Ferit Paşa hükümeti döneminde Şûra-yı Devlet (Danıştay) Başkanlığı’na getirildi.
22 Aralık 1918’de İstanbul’da Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile Kürdistan Teali Cemiyeti arasında bir anlaşma imzalandı. Anlaşmaya göre, Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgelere, İslam Halifeliği’ne ve Osmanlı Devleti’ne bağlı kalmaları şartıyla muhtariyet verilecekti. Temmuz 1919’da Osmanlı Hükümeti, Kürt parti üyeleri ve aydınlarıyla müzakerelere bile başladı. Anlaşmaya göre, Kürtlere geniş bir muhtariyet verilecek ve Seyyid Abdulkadir de bu bölgelerin valilerini tayin edebilecekti.
Kürdistan Tealî Cemiyeti, bu dönemde Kürdistan’da 19 şube açmış ve bölgedeki örgütlenme çalışmalarını sürdürmüştü. Cemiyetin şubelerinden biri de Haydar Bey’in açtığı ve yöneticiliğini yaptığı İmranlı Şubesi’ydi. Aynı zamanda Kürdistan Teali Cemiyeti’nin üyeleri olan Nuri Dersimi, Alişan Bey ve Alişêr Efendî de çalışmalarını bu aracılığıyla yürütüyordu.
Ancak Kürdistan Teali Cemiyeti, çok geçmeden fikir ayrılıkları nedeniyle dağıldı. Muhtariyet fikrini savunanlar Seyyid Abdulkadir’i desteklerken, bağımsız Kürdistan düşüncesini savunanlar ise cemiyetten ayrılarak Kürdistan Teşkilat-ı İçtimaiye Cemiyeti’ni kurdu.
1919 yılında Nuri Dersimi, Koçgirî aşiretlerinin liderlerinden Haydar Bey ile birlikte, Kürdistan Teali Cemiyeti’nden gerekli talimatları aldıktan sonra Sivas’a geldi. İmranlı’nın Boğazviran köyünde, Haydar Bey, Alişan Bey ve Alîşêr Efendi’nin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirdi. Bu toplantıda örgütün ana hatları belirlendi. Ardından Alîşêr Efendi, Dêrsîm bölgesine geçti.
MUSTAFA KEMAL’İN DÊRSÎM VE KOÇGİRÎ AŞİRETLERİNİ KAZANMA GİRİŞİMLERİ
23 Temmuz 1919'da toplanan Erzurum Kongresi'nin sonuç bildirgesinde, Wilson İlkeleri’nin ve "ulusların kendi kaderini tayin hakkı" ilkesinin geçerliliği vurgulandı. Bu meselenin gelecekte toplanacak Millet Meclisi’nde çözüleceğine söz verildi. Ancak 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında toplanan Sivas Kongresi'nde ne Wilson İlkeleri’nden ne de “ulusların kendi kaderini tayin hakkı”ndan söz edildi.
Koçgirî bölgesindeki gelişmelerden haberdar olan Mustafa Kemal, Ağustos 1919’da Erzurum’dan Sivas’a geçerken Koçgirîli Kürt liderlerle görüşme arzusunu dile getirdi. Görüşmeye katılan Alişan Bey, Mustafa Kemal’e bölgedeki çalışmalarının, “Wilson İlkeleri çerçevesinde Kürdistan'ın bir bölümünde Ermeni devletinin kurulmasının arzu edildiğini ve Kürdistan'ı savunmaya yönelik hazırlıklar yapmak" amacı taşıdığını iletti.
Mustafa Kemal, Koçgirî ve Dêrsîm bölgesindeki aşiretleri yanına çekmek için o dönemki nüfusuna kıyasla çok fazla kişiye Ankara Hükümeti’ne katılmaları için mebusluk teklif etti. Bu kişiler arasında Alîşan Bey, Nuri Dersimi, Alîşêr Efendî, Miço Axa, Diyap Axa, Mustafa Bey, Ahmet Ramiz ve Hasan Hayri de bulunuyordu.
Ankara Hükümeti’ne katılmayı reddeden Alîşêr Efendî, Alîşan Bey ve Nuri Dersimi, Ankara’nın özerk bir Kürdistan ilan etmesi halinde parlamentoyu tanıyacaklarını ve destekleyeceklerini açıkladılar. Ancak bu açıklamaya rağmen Ankara Hükümeti’nden herhangi bir yanıt alınmadı. Koçgirîli Kürt liderlerinin bu talepte bulunmalarının temel nedeni, Osmanlı Devleti’’ne ve onun devamı olarak gördükleri Ankara Hükümeti’ne güven duymamalarıydı.
KOÇGİRİLİLERİN HEM OSMANLI’YA HEM DE YENİ HÜKÜMETE GÜVENMEMESİNİN NEDENLERİ
1921 Koçgirî İsyanı’nda yer alan Koçgirîli aşiretler, etnik olarak Kürt ve inanç bakımından Kızılbaş’tı. Koçgirî aşiret liderlerinin Mustafa Kemal’in girişimlerine neden güvenmediklerini anlamak için Osmanlı Devleti ile Alevi Kürt aşiretleri arasındaki ilişkiye odaklanmak gerekir.
1786-1787 yıllarında Erzurum Valisi ve Maadin-i Hümayûn Emini olarak görevlendirilen Gürcü Yusuf Ziya Paşa’nın iki temel görevi vardı. Birincisi, hazine açısından stratejik önem taşıyan Keban altın madenlerini işletmek; ikincisi ise yaşam alanlarını talan eden, büyük orman ve doğa kırımına, madenlerde zorunlu çalıştırılma ve yükümlülüklere karşı çıkan Alevi Kürt Şeyh Hesenan ve Dersim aşiretlerini etkisiz hale getirmekti. Yusuf Ziya Paşa’ya göre bu aşiretler bastırılmalıydı; çünkü direnişleri, Osmanlı hazinesi için stratejik öneme sahip olan madenlerden elde edilecek altın miktarının azalmasına neden oluyordu.
Yusuf Ziya Paşa, Şeyh Hesenan aşiretini tamamen ortadan kaldırmak amacıyla ‘harp hiledir’ hadis-i şerifine uyarak bir plan hazırladı. Çemişgezek voyvodası aracılığıyla “Benim muradım, aşiret ileri gelenlerinin her birine değerli hediyeler ve makamlarına uygun harçlıklar vererek kendileriyle anlaşma yapmak ve görevim esnasında kimsenin zarar görmemesini sağlamaktır” mesajını ileterek aşiret liderlerini Çemişgezek’e davet ettirdi. Çemişgezek voyvodası da davete katılanlardan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, misafirlerin geceyi geçirmek üzere Çemişgezek ağalarının evlerine yerleştirilmesini sağladı. Ancak Şeyh Hesenanlıların öldürülmesi konusunda önceden ikna edilmiş olan Çemişgezek ağaları, gece yarısı harekete geçerek çok sayıda aşiret liderini katletti ve yüz kadar kesik başı voyvoda konağına götürdü.
Osmanlı Devleti ile çatışma halinde olan ve daha sonra Koçgirili olarak anılacak Şêx Hesenî aşiretlerinin liderleri, Refahiye, Kuruçay, İmranlı, Zara ve Divriği bölgelerine zorla yerleştirildi. Bu aşiretler, sınırlı yerleşim alanlarını genişletmeye çalışırken birçok askeri müdahaleyle karşı karşıya kaldı. Ancak Tanzimat reformları ve 1842 aşiret düzenlemesinin ardından Koçgirî ilçesi kuruldu. Koçgiri aşiretlerinin liderleri siyasi muhatap olarak tanındı ve ilçe yöneticisi olarak atandı.
II. Abdülhamid döneminde, Dêrsîm ve Koçgirî bölgelerinde asker ve vergi toplamak oldukça zor olduğundan devletin bölge üzerindeki denetimi sınırlıydı. Devlet, Kızılbaş Kürtleri Sünnileştirmek amacıyla birçok okul açtı ve köylere seyyar imamlar gönderdi. Ancak bu okullarda eğitim gören Koçgirili gençler ve aşiretlerin önde gelen isimleri, yükselen Kürt milliyetçiliğine yöneldi. Nitekim 1918'de kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti'nin (KTC) üyeleri arasında Koçgirî aşiretlerinin önde gelen isimleri de bulunuyordu
KOÇGİRÎ’DEKİ SİYASİ FAALİYETLER VE HÜSEYİN ABDAL TEKKESİ TOPLANTISI
Sivas'a veteriner hekim olarak atanan Nuri Dersimî, Kürdistan idealini bölgedeki Kürt önderlerine aktarmak amacıyla Yellice'deki Hüseyin Abdal Tekkesi'nde bir toplantı düzenledi. Toplantıya Ağuçan şeyhlerinden Seyid Aziz'in yanı sıra Canbegan, Kurmeşan ve Şadyan gibi Alevi Kürt aşiretlerinin liderleri ile Dirêjan, Parçîkan ve Atman gibi Sünni Kürt aşiretlerinin liderleri katıldı. Zalim Çavuş ve Seyid Aziz'e komplo kurarak onları Nurettin Paşa'ya teslim edecek olan Ginyanlı Murat Paşa da toplantıya katılanlar arasındaydı.
Hüseyin Abdal Tekkesi’nde yapılan toplantıda, Sevr Antlaşması hükümlerine uygun olarak Diyarbakır, Van, Bitlis, Elazığ, Dersim ve Koçgirî’yi kapsayan bağımsız bir Kürdistan'ın kurulması amacıyla silahlı mücadele başlatılmasına karar verildi.
1920 OLAYLARI
Alîşêr Efendî, 24 Temmuz 1920'de arkadaşı Paşo (Şadilî Yusif) ile birlikte Refahiye ve Kuruçay arasında ilerleyen bir askeri konvoyu durdurarak cephanesine el koydu. Bu olayın ardından Kuruçay'a giren Şadilî Yusif, cephe komutanı olarak bölgeyi kontrol altına aldığını ilan etti. Daha sonra Alîşêr ve Paşo, Refahiye ilçesine girmek istedi. Ancak Alîşan Bey, kendisine yönelik şüpheleri gidermek için 100 kişilik bir grupla Alîşêr ve Paşo'ya karşı yürütülen çatışmalara katıldı. Bu olaydan sonra Alîşêr, Dêrsîm'e çekildi.
Alîşêr Efendî, Çemişgezek, Hozat ve Ovacık'taki aşiret liderlerini de ikna ederek bir eylem planı hazırladı. Buna göre, Dêrsîm'in eski valisi ve Kürt liderlerinden Kemahlı Sağıroğlu Halet Bey'e bir mektup gönderildi. Mektupta kendisine valilik teklif ediliyordu. Ancak Halet Bey, daha önce halifelik yanlısı bir çizgide bulunmasına rağmen, mektubun aslını kongre üyelerine teslim etti. Bu ihaneti karşısında ikinci dönem Erzincan milletvekilli olarak mükâfatlandırıldı.
Alîşan Bey ise olayların geri dönüşü olmayan bir noktaya geldiğini görünce harekete geçti ve Erzincan Valisi’ne Alîşêr Efendî’nin affedilmesi karşılığında düşüncelerinden vazgeçeceğine ilişkin fikrini paylaştı. Bu teklifin kabul edilmesinin ardından Alîşan Bey, Ekim 1920’de Dêrsîm’e geçti. Bu sırada Alişêr, Dêrsîm’in batısındaki Koçan aşiretinin lideri Seyitxan’, Maksudan aşiretinin lideri Polis Munzur’u, Pezgevran aşiretinin lideri Bra Îbrahîm’i ve Aslanlar aşiretinin lideri Mahmût Ağa’yı planlanan başkaldırıya katılmaları konusunda ikna etmişti.
Ankara Hükümeti’nin Koçgirî bölgesine sürekli askeri güç göndermesine rağmen Alîşêr Efendî, 5 Ekim 1920’de Kemah’a bağlı Întik nahiyesindeki askeri birliğe saldırdı ve Kemah ile Kuruçay arasındaki telgraf hattını kesti.
1921 OLAYLARI İSYANIN ERKEN BAŞLAMASI
Merkezi bir ordunun kurulması ve Kuruçay Kaymakamı'nın, Alevi Kürtlerin gayrimüslimlerle birlikte kimliklerinin tespit edilmesini talep eden talimatları gerilimi artırdı. Özel af ilanına rağmen Alîşêr teslim olmadı. Bu koşullar altında güvenliğinden endişe eden Alîşan Bey, Dêrsîm aşiretleriyle birlikte kalmaya karar verdi. Alîşêr Efendî ise geçici olarak askıya aldığı Ankara karşıtı çalışmalarına yeniden başladı.
Zalim Çavuş'u Koçgirî'de takip etmesi için Sivas'tan gönderilen 30 kişilik jandarma birliği, yerel halkı daha da artırdı. Bunun üzerine köylüler Zalim Çavuş ile iletişime geçti. Zalim Çavuş, 11 Ocak 1921'de Kapukaya köyünde askeri birliğe saldırdı. Çatışmada bir asker öldü, dört asker yaralandı ve bazı askerler cephaneleriyle birlikte esir alındı. Silahlarına el konulan askerler daha sonra serbest bırakıldı. Bunun üzerine Merkez Ordusu'na bağlı, Teğmen Halis komutasındaki 6. Süvari Alayı, Zalim Çavuş'u tutuklamak amacıyla İmranlı'ya gönderildi.
30 Ocak 1921'de Bakanlar Kurulu, Nurettin Paşa'ya seferberlik komutanlığı yetkisi verdi. Bu yetki, fiilen sıkıyönetim komutanlığına eşdeğerdi. Zara Kaymakamı Şakir Bey, halktan Zalim Çavuş'u yakalayarak teslim etmelerini istedi. Ancak halk bu talebi reddetti. Zalim Çavuş, af karşılığında teslim olabileceğine dair haber göndermesine rağmen bu teklif dikkate alınmadı. Teğmen Halis ise elindeki bir emri göstererek, "Emriniz benim elimde! Sizi Ermeniler gibi yok edeceğim!" sözleriyle halkı tehdit ediyor ve korkutuyordu.
Binbaşı Halis, halka yönelik baskı ve aşağılama uygulamalarını sürdürdü. 4 Mart'ta Koçgirî aşiretinin önde gelen isimlerinden Kızıltepeli Kör Rıfat ve Karataşlı Nuri, bir askeri birliğin önünü keserek yakalanan aşiret gençlerini serbest bıraktı.
5 Mart'ta, İmranlı Kaymakamı'na, 6. Alay'ın İmranlı'dan ayrılmaması halinde ilçeye saldıracaklarını bildiren bir mesaj gönderdiler. Bu mesaj dikkate alınmadı, hatta önemsiz görüldü. Durumun kritik bir noktaya ulaştığını anlayan ilçe müdürü Haydar Bey, ilçeyi terk ederek Boğazviran köyüne gitti. 5 Mart'ı 6 Mart'a bağlayan gece Koçgirî ilçesi kuşatıldı. 6 Mart sabahı İmranlı ilçesi teslim alındı. Binbaşı Halis ile kongre destekçisi iki kişi yargılandı ve öldürüldü. 6. Alay'ın tüm asker ve subaylarıyla Kaymakam Şakir esir alındı. Soruşturma Komitesi'nin taslak raporunda, Haydar Bey'in ilçeye yakın Boğazviran köyüne gittiği ve olayları İmranlı dışından yönettiği belirtildi. 6 Mart 1921’de yaşanan bu olaylar, Koçgirî İsyanı’nın fitilini ateşledi.
BİR OYALAMA YÖNTEMİ OLARAK NASİHA HEYETİ
Ankara Hükümeti, Koçgirî İsyanı'nın Dêrsîm'e yayılıp daha tehlikeli boyutlara ulaşmasından korkuyordu. Bu nedenle Sivas Valisi Cemal Bey, Şûra üyeleri Mehmet Şefik Bey ve Dêrsîmli Hakkı Bey'den oluşan bir Nasiha Heyeti kurdu. Heyet, Dêrsîm aşiretlerine telgraf gönderdikten sonra 7 Mart 1921'de Sêvas'tan ayrılarak Koçgirî bölgesine gitti. Nasiha Heyeti, 8 Mart 1921'de Zara'ya, 10 Mart 1921'de ise İmranlı'ya ulaştı. Heyet, İmranlı'ya vardığında Dêrsîm'e gönderilen telgrafa bir cevap alındı. Cevapta şöyle deniliyordu:
"Ordu uzun zamandır bölgemizdeki Müslüman ve gayrimüslim sayısını araştırıyor. Bu bilginin elde edilmesi, Kürtleri yok etmeyi amaçladığını gösteriyor. Bu nedenle Koçgirî aşiretleri için öz savunma doğru hareket tarzıdır.”
Nasiha Heyeti, Koçgirî aşiretinin liderleriyle görüştü. Koçgirili liderler, Nasiha Heyeti’nin vaatlerini kabul etti. Ancak Ankara'daki hükümet yetkilileri askeri yöntemden yanaydı. Nasiha Heyeti bölgede çalışmalarını sürdürürken, ordu da saldırı hazırlıklarını sürdürüyordu.
Sivas Valisi Cemal Bey’in, Nasiha Heyeti’ni görevlendirdiği gün, Genelkurmay Başkanlığı, “terbiye etme” emirlerinin uygulanması emrini vermiş ve emrin uygulanmasında yer alacak birlikleri belirlemişti.
8 Mart'ta, olayların kendi sorumluluk sahalarına da yayılabileceği uyarısıyla Doğu Ordusu Komutanlığı'na dikkatli olunması yönünde bir telgraf gönderildi. 9 Mart'ta ise Merkez Ordusu'nun Sivas'ta toplanmasına karar verildi. Askeri saldırıyı planlayanlar, Nasiha Heyeti aracılığıyla Koçgirî aşiretlerini oyalamayı amaçlıyordu.
10 Mart'ta Bakanlar Kurulu kararıyla Erzincan Sancağı, Sivas ilinin Divriği ve Zara ilçeleri ile Elazığ ilini kapsayan bölgede sıkıyönetim ilan edildi. Haydar Bey ve Nasiha Heyeti tarafından gönderilen telgraflara cevap verilmedi. Bunun üzerine Koçgiri aşiretleri de Nasiha Heyeti tarafından oyalandıklarını fark ederek harekete geçti.
Alîşêr Efendi, 13 Mart 1921’de Kuruçay ilçesine girdi. İlçe kaymakamı, hükümet yetkililerini ve ilçenin beş önde gelen ismini rehin aldı. 13 Mart 1921’de Bakanlar Kurulu görev alanının dışına çıkarak Meclis adına Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa’nın yetkilerini genişletti.
14 Mart 1921'de Merkez Ordu Genel Komutanlığı komutasındaki birliklerden gönderilen gizli bir mesajda, operasyonun 3 Nisan'da başlatılması emredildi.
Bu bağlamda 14. Süvari Tümeni Sivas'ta, 5. Kafkas Tümeni Yozgat'ta hazırlandı ve 5. Taarruz Taburu Reşadiye'ye getirildi. Topal Osman komutasındaki Giresun Piyade Taburu ve Milli Tümen de Refahiye'ye gönderildi. Eğin Milli Taburu, Fırat üzerindeki İliç ve Şeytan köprülerini ve bölgeye giden yolları kapatırken, Kemah Milli Tümeni ise Kemah Vadisi'ni ve Fırat üzerindeki Acemoğlu Köprüsü'nü giriş ve çıkışlara kapattı.
Hazırlıklarını tamamladıktan sonra Merkez Ordu Komutanlığı, Ankara'ya merkezi hükümetin görüşünü sormak için bir telgraf gönderdi. Nurettin Paşa bu telgrafta kişisel görüşlerini de dile getirdi. Nurettin Paşa'ya göre sorunu çözmenin en uygun yolu genel af ilan etmekti. Ancak bu görüş Ankara Hükümeti ve Mustafa Kemal tarafından kabul görmedi. Genelkurmay ve İçişleri Bakanlığı, olayın zor kullanılarak çözüm bulunması emrini verdi. Merkez Ordusu birlikleri bölgede kırıma başladı. Bu durum yerel halk arasında, "Ermenilere karşı yapıldığı gibi Alevi Kürtlere karşı da bir katliam yapılacağı" inancını yarattı.
OLAYLAR 23 MART’TA ZİRVEYE ÇIKTI
Barış talepleri yanıtsız kalan Koçgiri Kürtleri isyana katılırken, kadınlar ve çocuklar sığınmak için dağlara ve mağaralara çekildi.
Dersim'e doğru gidenler, köprüler ve yolların kapatılması nedeniyle geri dönmek zorunda kaldı. Erkekler, ellerindeki tüm silahlarla isyana katıldı. Karahan, Karcaviran, Sorgun ve Atkıran köylüleri birleşerek Bolucan ilçe merkezine saldırdı. Saldırganları tutuklamak için gönderilen Mülazım Nadir ve emrindeki 11 jandarma esir alındı. Silahlarına el konulduktan sonra serbest bırakıldılar.
29 Mart'ta Kuruçay'a, 30 Mart'ta ise Kemah'a saldırılar düzenlendi. 1 Nisan 1921'de, Alişan Bey’in oğlu İzzet Bey, Cano, Filik Ali ve Kör Rifat liderliğindeki 400 kişilik bir Kürt birliği Yarıağıl, Tuzla ve Pagnik köylerine saldırdı.
Alîşêr ve Mahmut Bey (Alişan Bey’in amcası) önderliğindeki Koçgirililer, askeri müdahaleye katılmak üzere Refahiye’ye gelen Giresun Gönüllü Piyade Alayı ve Milli Tabur’a saldırdı. 4 Nisan’da Kırıktaş ve Devriği köylerine girdiler. 5 Nisan’da Alîşêr Efendi yaklaşık 600 kişiyle güneyden Refahiye’ye saldırdı. Alîşêr Efendi, Topal Osman’ın birliğini ele geçirmeyi hedefliyordu. Topal Osman’ın birliklerinde topçu ve makineli tüfekler bulunmasına rağmen, Alîşêr’in saldırısını iki günde ancak durdurabildi.
Alîşêr’in birliğinde hayatını kaybeden 60 kişinin cenazeleri Refahiye’de teşhir edildi. Bu durum Alevi Kürtleri arasında öfkeyi daha da artırdı. Refahiye saldırısına kadar Kürtler, esir aldıkları hiçbir askeri veya hükümet üyesini öldürmemiş, silahlarını alıp serbest bırakmışlardı.
Merkez Ordu, 4 Nisan 1921’de idari merkezlere bir genelge göndererek halkın arasına girilmesini ve askeri müdahalenin sadece isyancılara karşı olduğu fikrinin yayılmasını talep etti.
İsyanın direniş gücü, silahlandırılan milis birlikleriyle test ediliyor, aynı zamanda bölgede keşif çalışmaları yürütülüyordu.
6 Nisan'da İmranlı olaylarının liderlerinden Karmanlı Nuri, Yarağıl ve Peynik'teki çatışmalarda hayatını kaybetti. Bir liderin hayatını kaybetmesi, isyana katılanların moralini düşürdü.
İsyanın merkezi bir liderliği ve komutası yoktu; her aşiret lideri, etrafında topladığı gruplarla düzensiz çatışmalar içindeydi.
24 Mayıs'a kadar 500 isyancı öldü. Haziran ayının ilk haftasına gelindiğinde, Haydar Bey de dahil olmak üzere teslim olan aşiret liderlerinin sayısı 50'yi aşmıştı. Kaçaklar arasında Dersim'den Alişan Bey ve Ovacık’a giden Alişêr Efendi de bulunuyordu.
ALÎŞÊR’İN VALİSİ KÜRT MÜMTAZ EYALET TALEBİ
Durumun daha da kötüleşmesini önlemek amacıyla, Alişer'in önerisiyle Koçgirî ve Dêrsîm'deki bazı aşiret liderleri 8 Nisan 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bir telgraf gönderdi. Telgrafta, sürekli askeri konuşlandırmaların devlete olan güveni azalttığı ve soruna tam bir çözüm bulunması gerektiği belirtildi. Ayrıca, Koçgirî, Zara, Divriği, Refahiye, Kuruçay ve Kemah ilçelerini kapsayacak bir vilayetin kurulması, başına Kürt bir vali ve yardımcısı olarak da bir Türk idarecinin atanması talep edildi. Büyük Millet Meclisi'nin adil davranması halinde güvenli bir ortamın sağlanacağı, aksi takdirde isyanın Erzincan, Van ve Diyarbakır'a yayılacağı ifade edildi. İyi niyet göstergesi olarak Haydar Bey’in evinde tutulan Kemah Kaymakamı ve Jandarma Komutanı ile Ovacık'ta yakalanan Teğmen Kabil Bey serbest bırakıldı.
Koçgirî ve Dêrsîmli aşiretlerin Ankara Hükûmeti’nden talepleri, 20 Ocak 1921’de kabul edilen Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nda yer almasına rağmen uygulamaya geçirilmedi. Kanunun 11. maddesinde şu ifadeler yer almaktaydı: “Vilayet, mahalli umura (yerel işlere) dair manevi şahsiyeti ve muhtariyeti haizdir. Harici ve dahili siyaset, şer’i, adli ve askeri işler, beynelmilel iktisadi münasebetler ve hükümetin umumi yükümlülükleri ile birden fazla vilayeti ilgilendiren hususlar müstesna olmak üzere, Büyük Millet Meclisi’nce çıkarılacak kanunlar çerçevesinde evkaf (vakıflar), medaris (okullar), maarif (eğitim), sıhhiye, iktisat, ziraat, nafia (bayındırlık) ve muavenet-i içtimaiye (topluma yardım) işlerinin tanzim ve idaresi vilayet şuralarının (il genel meclisleri) yetkisi dahilindedir.”
Koçgirî aşiretleri, Zara'nın kuzeyindeki Kösedağ’dan İmranlı'nın kuzeyindeki Kızıl Dağı'na ve güneydeki Çengeli Dağı'na, doğuda ise Beydağı’ndan Kuruçay'a kadar uzanan bölgede etkiliydi. Merkez Ordu, operasyon başlayana kadar yerel çatışmalara karışmadı ve durumu milislerle yönetti. Bu durumu anlamayan isyanın liderleri ise saldırılarını artırdı.
Nasiha Heyeti’nin etkisiz kaldığını gören Haydar Bey, Dêrsîm'de bulunan kardeşi Alişan Bey'e bir mektup gönderdi. Mektupta Alevilerin Ermeniler gibi katledileceği, Koçgirîlilerin tüm Aleviler adına savaştığı ve destek bekledikleri ifade edildi. Bu çağrıya Ovacık ve Hozat'ta yanıt verildi. 500 kişilik bir grup, destek amacıyla Kemah ve Kuruçay üzerinden Koçgirî'ye geçti.
MERKEZ ORDU’NUN KATLİAMLARI
Merkez Ordu tüm hazırlıklarını tamamladıktan sonra 10 Nisan 1921’de kırım ve katliama başladı. 11 Nisan’da tüm cephelerde eş zamanlı askeri saldırılar başlatıldı. Birlikler Koçgirî’yi kuşatmak üzere konuşlandırıldı. Koçhisar (Hafik), Zara, Divriği, Refahiye ve Suşehri’nden İmranlı’ya doğru harekat başlatıldı. 11 Nisan’da Giresun birlikleri Çengerli bölgesinde Pusansê köyüne girdi. Birlikler köyden ayrıldığında taş üstünde taş kalmamış, köy tamamen yakılmış ve katliamdan geçirilmişti. Aynı gün Boğazviran köyüne giren birlikler, Alîşan Bey’in eşini ve çocuklarını esir aldı. 20 Nisan’da, yani 44 gün sonra İmranlı tekrar Merkez Ordu’nun denetimine geçti.
Öte yandan Koçgirî’ye yardım etmeye giden Dêrsim aşiretleri ile 27. Süvari Alayı arasında Terkiloh, Çakşûr, Vasil ve Acemoğlu Köprüsü’nde şiddetle çatışmalar yaşandı ve Dêrsîm aşiretleri ağır kayıplar verdi.
Haydar Bey ve Alîşêr Efendî’nin öncülüğündeki grup, Erzingan’ın güneyindeki Balaban Vadisi’nden Dêrsîm’e geçmeye çalışırken, Nurettin Paşa’nın yanına çektiği Balaban aşireti tarafından engellendi. Geri dönmek zorunda kalan bu grup, Sipinkor Dağı’nda askeri birlikler tarafından kuşatıldı ve çıkan çatışmalarda büyük kayıplar verdi. Gruptan bazıları dağlardaki mağaralara sığınırken, bir kısmı da tanıdıkları Sünni köylere sığındı.
Nurettin Paşa, Koçgirî aşiretlerine gelebilecek yardımları engellemek amacıyla Malatya bölgesindeki Atman, Dirêjan ve Parçikan Sünni Kürt aşiretlerine karşı Qoçgiri aşiretlerinin Alevilik inancını, Alevi Türk köylerine karşı ise Koçgirî aşiretlerinin Kürt kimliğini öne çıkaran bir propaganda yürüttü. Öte yandan Dêrsim’deki Keçelan ve Abasan aşiretleri arasında çatışma çıkarıldı. Merkezi orduyla iş birliği yapan Kureyşan, Balaban ve Abasan aşiretleri, Çayırlı-Tercan bölgesindeki geçişleri de kapatarak Koçgirî’den gelen grupları geri dönmeye zorladı. Ancak katliamdan kaçan yüzlerce sivil bu bölgelerde katledildi.
24 Mayıs’a kadar 500 savaşçı şehit edildi. Dêrsim’de bulunan Alişan Beg ve Ovacık’a geçen Alîşêr Efendî ise firariler arasındaydı.
KATLİAMIN SONUÇLARI
Mustafa Kemal’in emri, Nurettin Paşa’nın komutasında ve Topal Osman’ın uygulamalarıyla daha önce Ermeni ve Rum halklarına yapılan katliamlar bu sefer Kürtlere karşı yapılıyor ve malları talan ediliyordu. Binlerce araç dolusu buğday ve arpanın yanı sıra on binlerce küçük ve büyük baş hayvan Giresun’a gönderiliyordu. Giresun Limanı’nı elinde bulunduran Topal Osman ise buradan İstanbul’a canlı hayvan ticareti yapıyordu. Koçgirî bölgesinden talan edilen mallar da bu liman üzerinden İstanbul’a gönderiliyordu.
Savaş sırasında bölgede rehin alınan 405 kişi Sêwas’a gönderildi. İşbirlikçi Murat Paşa’nın komplosu sonucu Zalim Çavuş (Hasan Axa ve kardeşi Hüseyin) ile Seyit Ezîz ihanetle yakalanarak Sêwas’a gönderildi ve burada idam edildi.
Zara ilçesinde 1403, Refahiye ilçesinde 125, Divriği ilçesinde 125 ev 39 ahır, Hafik ilçesinde 46 ve Kuruçay ilçesinde 4 olmak üzere Kürtlere ait 1703 ev yakılarak tamamen yıkıldı.
Koçgirî Serhildanı Haziran’ın 17’sinde tamamen bastırıldı; köyler yakılıp yıkıldı. Ancak serhildan sırasında ve sonrasında korkunç katliamlar yaşandı. Katliamı yerinde inceleyen Millet Meclisi’nin bazı üyelerinin değerlendirmeleri, katliamın boyutunu ortaya koymaktaydı.
Resmi belgelerde kaydedilen bu milletvekillerinin bazı ifadeleri şöyledir:
O dönemde Sêwas valilerinden biri olan Ebubekir Hazim Tepeyran: "Ümraniye (İmranlı) olayı uzun zaman önce bastırıldı ve 132 köy harabeye döndü. Yaklaşık üç yüz kişinin öldürülmesinin yanı sıra, binlerce masum insan açlık ve yoksulluk nedeniyle ölüme mahkum edildi."
Erzincan Mebusu Emin Bey'in Meclis’in gizli oturumunda bölgede yaşananlara dair aktardıkları ise çok çarpıcıdır. Nurettin Paşa'nın 'Ben bunları çember içine aldıktan sonra hükümetin tekâlifini daha teşdit (şiddetle arttırma) edeceğim' diyerek, tuttuğunu öldürmeye, ırzlara geçmeye, namuslara taarruz etmeye kalkıyor. Rica ederim, hanginiz bu fecayi karşısında sabredebilirsiniz? Buna üç yaşındaki çocuklar bile tahammül edemezler ve böyle bir şeye maruz kaldığınızda, rica ederim, nasıl karşınıza çıkanlara kurşun atmazsınız? Bu suretle 18 milyon liralık servet mahvolmuştur. Bu paralar tamamıyla gitmiştir.
KOÇGİRÎ SORUŞTURMA KOMİTESİ
Serhildanın katliamla bastırılmasından birkaç ay sonra, Parlamento tarafından bölgede inceleme yapmak üzere görevlendirilen Koçgirî Soruşturma Komitesi (KTH) bir rapor hazırladı. Bu rapor, tek başına Koçgirî’deki katliam ve yıkımın boyutunu göstermektedir. Rapora göre Nurettin Paşa ve Topal Osman’ın çeteleri tarafından 1703 Kürt evi yakılıp yıkıldı. Yaklaşık bin kişi katledildi ve sivil katliam belgelendi. Köyler boşaltıldı ve halk göç etmeye zorlandı. Bu süre zarfında bölge halkının mallarına zorla el konuldu ve yağmalandı.
Bu raporun ardından Parlamento, tutuklananların serbest bırakılması ve köylerine dönmeleri için “genel af” çıkardı. Ancak bu, Ankara Hükümeti’nin siyasi ihtiyaçlarının bir ürünüydü. Ankara Hükümeti Batı Anadolu'da çeşitli direniş gruplarıyla mücadele ediyordu.
Öte yandan bölgedeki vahşi saldırılar ve katliamlar genel olarak Kürt halkı arasında hoşnutsuzluğa yol açmış ve parlamentodaki temsilcileri kızdırmıştı. Bu nedenle serhildanın bastırılmasından sonra, katliamlar ve saldırılardaki rolü nedeniyle Sakallı Nurettin Paşa hakkındaki şikayetler de soruşturuldu. Ancak Nurettin Paşa veya Topal Osman hakkında hiçbir parlamento soruşturması açılmadı. M. Kemal, bizzat bu soruşturmaların açılmasını engelledi.
NURETTİN PAŞA VE TOPAL OSMAN’IN AKIBETİ
İkinci Meşrutiyet döneminde Dersim’deki katliamı gerçekleştiren Müşir İbrahim Paşa’nın oğlu olan Nurettin Paşa, Koçgiri Serhildanı’nı katliamla bastırdı. Damadı Hüseyin Hüsnü (Abdullah Alpdoğan) ise 1937-1938 Dêrsim Katliamı’nın baş aktörlerinden biri olacaktı. Hakkında soruşturma açılan Nurettin Paşa, Merkez Ordusu’ndan uzaklaştırılsa da bir dönem Birinci Ordu Komutanı olarak görevlendirildi. Bu süreçte Mustafa Kemal’in koruması altında olan Nurettin Paşa, 1923 seçimlerinde Bursa’dan milletvekili seçildi ve hakkındaki soruşturmalar da kapatıldı.
Mustafa Kemal’in bütün kirli işlerini yapan Topal Osman’ı ise farklı bir son bekliyordu. 1923'te Topal Osman, Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey'in öldürülmesi olayında şüpheli olarak görüldü. Hemen ardından Ankara'daki evine baskın yapıldı, öldürüldü ve cesedi günlerce Meclis önünde teşhir edildi.
ALİŞAN VE HAYDAR BEY
Alişan Bey, bir gece kimseye fark ettirmeden Ovacık’tan Erzingan’a gitti ve teslim oldu. Erzingan’da sürgüne gönderilirken, kardeşi Haydar Bey ve amcası Mahmut Bey için af süreci devam etti. Gözaltıları 26 Şubat 1923’e kadar sürdü. Aftan sonra kardeşler İmranlı’ya döndü.
Alişêr’in evi, Zara Kaymakamı Şükrü Bey tarafından organize edilen suikast sonucu bombalandı. Alişan Bey, annesi ve henüz bebek olan çocuğu öldürüldü. Ziyaret yeri haline gelen mezarı, Turhan Feyzioğlu’nun başkanlığı döneminde bombalanarak yıkıldı. Aile topraklarına Türkler yerleştirildi.
Haydar Bey, kardeşinin intikamını almadan taziyeleri kabul etmedi. İntikamını aldıktan sonra yıkandı, temizlendi ve taziyeleri kabul etti.
ALİŞÊR VE ZARÎFE
Alîşêr Efendi, sonu kadar Koçgirî direnişinde direndi ve teslim olmadı. Şair, ozan ve Koçgirî’nin siyasi askeri ve ideolojik önderiydi. Kürdistan Teali Cemiyeti’nin üyesiydi.
Seyit Rıza'nın önerisiyle Alîşêr Efendi ve eşi Zarife, Sovyetler Birliği'ne sığınmaya karar verdiler ve Tujik Dağı'ndaki bir mağaraya saklandılar.
9 Temmuz 1937'de, devletle iş birliği yapan Zeynel ve dört arkadaşı, ziyaret bahanesiyle onlara pusu kurdu. Alişêr ve Zarife burada öldürüldü.
Zeynel ayrıca Seyit Rıza'nın yeğeni Rayber'i de bilgilendirdi. Zeynel ve Rayber, Alîşêr ve Zarife’nin kesik başlarını, kitaplarını, yazılarını, şiirlerini ve diğer değerli eşyalarını Dêrsîm Katliamı’nın mimarı Abdullah Alpdoğan’a teslim etti.
Merak edenler için: Zeynel Top, devletle olan iş birliğini bıraktı; ancak Rayber misyonuna devam etti. Buna rağmen 1938'de hem o hem de oğulları, para anlaşmazlığı nedeniyle devlet güçleri tarafından öldürüldü.