Bazı insanları yazmak çok zordur. İnsan, yazıp yazmama arasında insan gider gelir. Kullanacağın kelimeler onları anlatmaya yeter mi, kelimeler anlam kaybına yol açar mı diye tereddüt yaşarsın.
Bazı insanlar çok özeldir. Onlar, ne kadar mütevaz olsalar da kendilerini diğer insanlardan farklı görmeseler de farklıdırlar; hem de çok farklı. ‘Biraz hakkını vereyim’ dersen, iyi bir biyografi yazarı ya da iyi bir edebiyatçı olman gerekir. Biz ne iyi bir edebiyatçı ne de iyi bir biyografi yazarıyız. Bu yüzden, ‘Yazmasan olmaz; kısa bir yazıda ne kadar anlatabilirsek o kadar iyi olur’ diyenlerdeniz.
Nûreddîn Sofî, Kürdistan’ın en küçük parçası Rojava’da dünyaya gözlerini açar. Çocukluğunu ve orta öğretimini ailesinin yanında geçirir. Üniversiteyi kazandıktan sonra okumak için evden ayrılır. Üniversite yıllarında PKK’nin çalışmalarında aktif yer alır. Ancak bir süre sonra gençlik çalışmaları onu tatmin etmez. Okulu bırakıp harekete katılır.
Nûreddîn Sofî hiperaktif, yüksek zekaya sahip bir insandı. Çevresine karşı son derece duyarlı ve meraklıydı. Arkadaş canlısı, okumayı ve araştırmayı seven, hareketli, ele avuca sığmaz bir kişiliğe sahipti. Bu özellikleriyle Kemal Pir ekolündendi diyebiliriz. Fedakarlığı, sadakati ve cesaretiyle o ekolden olmayı hak ediyordu. Kemal Pir, Apoculuğu iliklerine kadar yaşayan, engel tanımaz ve durdurulamaz bir militanlığı temsil etti.
Sofî, bir yanıyla da Mazlum’a uzanıyordu; okumayı seven, araştıran, çok yönlü bir militan olarak. ‘Ben PKK’ye göre miyim, bilmiyorum ama PKK tam da bana göre’ diyen biriydi. Katıldığında tam katılan, kendini sınırsızca veren bir insandı.
Bu hareketli yaşam ve yoğun pratik, koşuşturmalar içinde Sofî, edebiyata ve şiire de zaman ayıran biriydi. İç dünyası son derece zengindi. Bir türlü büyümeyen, iflah olmaz bir çocuktu aynı zamanda. Çocukluk özelliğini, iç dünyasının temizliğini ve saflığını koruyabilen ender insanlardan biriydi. Oldukça mütevazıydı; arkadaşlarına ve halkına hizmet etmeyi bir ibadet gibi ele alıyordu. Hangi işe çağrılsa, nerede ihtiyaç olsa oraya koşan, yorulmak bilmez ve iflah olmaz bir iyimserdi.
Nûreddîn Sofî, şevkle ve tereddütsüz bir şekilde kendini dağlara vurdu. Gerçek anlamda dağlara vurgun birisi oldu. Gençliğini, yaşamının en hareketli zamanlarını dağlarda geçirdi. Dağların dilinden konuştu, rüzgarları gibi esti. Kısa sürede ruhsal ve fiziksel olarak bir dağlıya dönüştü. Özgürlüğe ve halkına olan bağlılığını daha da pekiştirdi.
Zekâsı, emeği ve enerjisiyle iyi bir gerilla ve komutan oldu. Öyle ki, HPG’nin Genel Karargâh Komutanlığı’na seçildi. Genç yaşta, Kürdistan’ın en küçük parçasından gelen biri olarak HPG Genel Komutanı olmak elbette öyle sıradan ya da olağan bir durum değildi.
Sofî, temel insani değerlere ve yüksek bir ahlaka sahip olmayı başarmıştı. Her şeyini çekinmeden arkadaşlarına sunardı. Gittiği bölgeyle ve içinde bulunduğu toplumla hızla kaynaşır, uyum sağlar; son derece yaratıcı ve güçlü bir kavrayış ortaya koyardı. Onunla ilgili sıkça söylendiği gibi, ‘küçükle küçük, büyükle büyüktü.’ İnsan, onunla olduğunda kendini güvende hissederdi. Onda yok yoktu; mutlaka bulur, buluşturur, yapar, yaptırırdı. Kendisinden önce daima arkadaşlarını ve etrafındakileri düşünür, onları gözetirdi.
Sofî’nin derin bir tarih bilgisi ve güçlü bir yorum gücü vardı. Sadece pratik ve askeri yanı güçlü olan birisi değildi; teorik ve ideolojik açıdan da kendini sürekli geliştirendi. Teori ile pratiğin birliğine, örtüşmesine ağırlık veriyordu. Felsefeye olan ilgisini de unutmamak gerekir.
Bilim, toplum ve edebiyat ve sanatla iç içe yaşayan; iç dünyası oldukça zengin bir gerilladan, bir komutandan ve bir öncüden söz ediyoruz. Dağların zirvesinden Rojava’ya, ovaya indiğinde de yine yükseklerde seyreden kartal olma özelliğini korudu.
Nûreddîn Sofî, gerçek anlamda bir halk öncüsü ve halk adamıydı. Onlardan ruh ve düşünce olarak hiç ayrılmamıştı. Çok hızlı bir şekilde onlarla kaynaştı. Komün ve meclislerin kurulmasında, Özerk Yönetim’e temel oluşturan tüm örgütlenmelerde emeği ve öncülük rolü vardı. Ayrıca askeri çalışmalarda da en üst düzeyde görev aldı.
DAİŞ’in yenilmesinde ve YPG ile SDG’nin kurulmasında büyük emek sahibiydi. Rojava devrimiyle birlikte, Kürdistan’ın tümünde birleştirici ve bilinçlendirici bir devrimci olarak halkın kalbinde yer aldı. Sadece Rojava’nın değil, bütün Kürdistan’ın komutanı ve militanı oldu.
Her zaman ve he yerde Önder Apo’nun izleyeni ve iyi bir öğrencisi olmayı her şeyin üstünde gördü. Önderliğin özgür kadın çizgisine inandı ve kadın arkadaşlarla olabildiğince yoldaş olmaya çalıştı.
Sofî’nin şehadetiyle bir yıldız kaydı demek doğru olmaz; o, kadir bilir halkımız ile yoldaşlarının kalbinde ve mücadelesinde yaşamaya devam edecektir. Bizlere düşen de Sofî’ye layık olmaktır.