Son dönemde Kuzey-Doğu Suriye Yönetimi ile Geçici Suriye Hükümet güçlerinin kontrolündeki bölgelerde temas noktalarında çatışmalar yaşanırken, DAİŞ çetelerinin saldırıları da artıyor.
PYD Eşbaşkanlık Konseyi Üyesi Salih Müslim, Suriye ve özellikle Özerk yönetim alanlarında yaşanan askeri, siyasi durumu, uluslararası güçler ile bölge ülkelerinin plan ve hesaplarına ilişkin ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.
Türk devleti ve Geçici Şam Hükümeti’nin, ‘Silahları verin, orduya katılın, devlete katılın’ gibi taleplerle kendilerine baskı yapıldığını belirten Müslim, teslimiyeti kabul etmeyeceklerini ve olası saldırılara karşı direneceklerini belirtti. Türk devletine bağlı SMO çetelerin ve Colani’ye bağlı güçlerin son süreçte saldırılarını arttırdığını vurgulayan Müslim, Colani’nin 10 Mart Anlaşması’nın gereklerini yerine getirmediğini ifade etti.
Müslim, Fransa’nın başkenti Paris’te ABD, Fransa ve İngiltere gibi uluslararası güçlerin gözetiminde Geçici Suriye Hükümeti ile anlaşma yapılacağını fakat Türk devletinin baskısıyla Colani’nin bu anlaşmayı kabul etmediğini altını çizdi. Türk devletinin Rojava’ya yönelik artan tehditlerine de dikkat çeken Müslim, olası saldırılara karşı gerekli tedbirleri alacaklarını belirtti.
PYD Eşbaşkanlık Konseyi Üyesi Salih Müslim’in gündeme ilişkin değerlendirmeleri şöyle:
Dêr Hafir’de Türkiye destekli gruplar ile HTŞ’nin QSD’ye ve sivilere yönelik saldırıları var, DAİŞ ise HTŞ kontrolündeki bölgeleri kullanarak Dêrazor’da saldırılarını arttırmış durumda. Yirmiden fazla şehit var. Öte yandan Geçiş Hükümeti, Halep-Reqa yolunu kapattı ve yakın zamanda Halep’te de Geçiş Hükümeti’ne bağlı güçler ile asayiş güçleri arasında çatışmalar yaşanmıştı. Bu saldırıların altında yatan sebepler ve amaç nedir?
Geçiş hükümetinin bazı planları var zaten onları iktidara getirenler de bazı planlarda anlaştıkları için bunu yaptılar. Bu yüzden meşruiyet kazandırmak için de Birleşmiş Milletler’de (BM) konuşturdular, kapıda karşıladılar. Amaç bizleri de geçici hükümete katmak, geçici hükümeti güçlendirmek. Muhakkak bir şekilde birleşmemizi istiyorlar. Silahları verin, orduya katılın, devlete katılın gibi taleplerde bulunuyorlar. Bunun için de baskı yapıyorlar. Onların hedefleri var, tabi Türk devleti ile hedeflerinde bazı noktalarda birleşiyorlar. Türkiye de baskı aracı olarak bize karşı bunu kullanıyor. Türk devletine bağlı bazı çeteler var, Milli Suriye Ordusu (MSO) gibi. Bu çeteler zaten saldırılarda da bulundular. Saldırılar 4 ay boyunca aralıksız devam etti, doğuya geçmek istediler ama bunu başaramadılar. En sonunda da 10 Mart Anlaşması oldu. O tarihten itibaren Amerikalılar, Uluslararası Koalisyon üzerinden bazı aracılar oldu ve ateşkes sağlandı.
Fakat bir süre sonra bütün Suriye için olan bu 8 maddelik anlaşmadan kurtulmak istediler, erteliyorlar, görmezden geliyorlar, gereklerini yerine getirmiyorlar. Türkiye ile birlikte bize baskı yapıyorlar, bizi kandırmaya çalışıyorlar ama olmaz çünkü bizim bir sistemimiz var. İkinci nokta ise gaz-petrol meselesidir. Dêrazor’da da petrol yerleri var bir şekilde oraları ele geçirmeye çalışıyorlar. Bizim arkadaşlar da diretiyor. Türk devleti sürekli tehditlerde bulunuyor ardından DAİŞ çeteleri saldırıya geçiyor. Bütün bunlarla savaşıyoruz. Son olarak Dêr Hafir’a saldırdılar yaralanan arkadaşlarımız oldu. Bizi mecbur etmek için devamlı baskılar yapıyorlar. Tabi ki Amerika da diğer ülkeler de bunu görüyor ve bu durum karşısında susuyorlar. Çünkü bu baskıların bir tarafı Türkiye’dir. Amerika ve diğer ülkeler de kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederek Türkiye’yi kızdırmak istemiyorlar. Amaçları bizi dize getirmek, bize geri adım attırmaktır. Ama biz bunlara karşı direneceğiz.
Özerk Yönetim ile Geçici Şam Yönetimi arasında 10 Mart Mutabakatı temelinde yaşanan görüşmeler hangi aşamada; uzlaşılamayan, tıkanıklık yaşanan hususlar nelerdir? Ademi merkeziyetçilik, entegrasyon (askeri, ekonomik, idari, sistemsel) konularında ne tür yaklaşım farkları var, tıkanıklık nasıl aşılabilir, aşılmazsa bir çatışma sürecine dönüşebilir mi? Geçiş hükümetinin Kürtleri ve Özerk Yönetimi dışlayan yaklaşımları ve merkezi sistemin dayatılmasının sonuçları ne olur?
10 Mart Anlaşması 8 maddeden oluşuyor. O dönem bu 8 maddenin her biri için ayrı ayrı komiteler oluşturulacak diye konuşuldu. Mesela Suriye nasıl bir devlet olacak, diktatörlük mü olacak, Cumhuriyet mi olacak veya demokratik bir ülke mi olacak, yönetim nasıl paylaşılacak, QSD nasıl katılacaktır temelinde tartışmalar yürütülecekti. Burada önemli olan husus şu; Mazlum Abdi bu anlaşmayı imzaladığında bunu kendi adına yapmadı. Burada Özerk Yönetim vardır, Demokratik Suriye Meclisi vardır, Demokratik Suriye Güçleri vardır. Bunlar anlaşmadan önce toplandılar ve nasıl bir anlaşmaya varılacağını, bu anlaşmada hangi yolu takip edeceklerini kararlaştırmışlardı. Anlaşma bu çerçevede oldu. Sürekli QSD, QSD deyip duruyorlar ama mesele sadece QSD değildir. Özerk Yönetim, bütün siyasi partiler bu tartışmaları yürüttüler. Mazlum Abdi onların hepsini temsil ediyor. Ancak bu anlaşma imzalanır imzalanmaz vazgeçmenin yolunu aramaya başladılar. Çünkü komiteler oluşmadı, doğru düzgün tartışmalar yapılmadı, çalışmalar yürütülmedi.
İkincisi ise bilindiği gibi Paris’te anlaşmalar olacaktı. Uluslararası güçlerin gözetiminde olacaktı, Amerikalılar, Fransızlar, İngilizler bulunacaktı ama bunu kabul etmediler. Bu da sanırım Türkiye’nin baskısıyla oldu. Çünkü bu sorun evrenselleşecekti o yüzden kabul etmediler, engellediler. Hala da tartışıyorlar; yok biz Şam’da oturup konuşacağız diye. Bu anlaşmaya çomak koyan Türkiye’dir. Bu yüzden zorluklarla karşılaşıyoruz. Bazı görüşmeler olsa bile teknik düzeyde kalıyor ama temel konularda görüşmeler olmuyor. Sanki biz yenilmişiz de hükümetin arkasında Türkiye var, Amerika var, algısıyla bizi teslim almak istiyorlar.
Ancak meselenin bir başka boyutu da şuan Türkiye’de ve Bakûr’da Kürt sorununun çözümüne ilişkin bir süreç var. Orada herkes bu sürece destek veriyor, özellikle son yapılan araştırmalarda halkın yüzde yetmiş beşi bunu destekliyor. Hem Kürt, hem Türk halkı genel olarak destekliyor. Fakat bir taraftan da bu süreci baltalamak isteyenler var bunun yolu da Rojava’da bazı kargaşalar çıkarmak. Kürt siyasetçiler de hem Kobanê’yi bombalayıp hem Amed’de barış yapacaksın bu olmaz. Barış olacaksa her yerde olacak dediler. Önderliğin de ‘Rojava bizim kırmızı çizgimizdir’ söylemi vardır. Bu yüzden bazıları Bakûr’daki süreci baltalamak için Rojava’yı kışkırtıyorlar. Burada savaş çıkarmak istiyorlar. Tartışmalar bitmedi ama ilerleme yok bazıları 1 sene kadar dediler ama böyle giderse sanırım 1 seneye kadar bitmez bu işler. Uzlaşı sağlanmadıktan sonra bu anlaşma yerine getirilemez çünkü anlaşma sadece bizim bölgeler için değil Suriye’nin tüm bölgeleri için uygundur. Bu yüzden bazı engeller olabilir.
Türkiye gibi, Colani (Şara) de önce QSD’nin ve Özerk Yönetim’in bölgede yaşayan Arapları ve diğer halkları temsil etmediğini, daha sonra ise Kürtlerin de hepsini temsil etmediğini iddia etti. Bu arada ENKS ile temasları var. Bu yaklaşımların amacı nedir?
QSD Kürtleri temsil etmiyor, çoğu Arap diyorlar ki doğru belki QSD’nin yarısı Arap ama QSD genel olarak Kürtlerden, Araplardan, Süryaniler oluşuyor ama bunların bir projeleri var o da özerkliktir. Sadece Kürtler değil diğer halklar da özerklik istiyor. Kürtler bu projeye öncülük yapıyor ama mesela Dêrazor’da, Rakka’da sivil meclisler var, askeri meclisler var ve bu meclislerde yer alanların hepsi oradaki halkın çocuklarıdır. Dêrazor’da yapılan saldırılarda en fazla şehit düşenler oradaki Arap savaşçılardır. Dediğim gibi Mazlum Abdi anlaşmayı imzalayınca bu sadece bir QSD meselesi değildi, Demokratik Suriye Meclisleri, bütün siyasi partiler de bunun içindedir. Özerk Yönetimin bütün kurum, kuruluşları bu anlaşmanın içindedir. Mazlum Abdi bunların onayıyla gidip anlaşmayı yaptı bu yüzden QSD bunun bir parçasıdır ama hepsi değildir. Kürtleri temsil etmiyorlar ne demek? Kürtlerin birleşik kongresi buna yetkiyi verdikten sonra kimse temsil etmiyor diyemez. Bunlar boş laflardır. Bahane arıyorlarsa zaten birçok bahane bulunur.
BM toplantısında Suriye konusu nasıl ele alındı; Şara, uluslararası alanda meşrulaştırılmak isteniyor. Bu bağlamda BM toplantısının Suriye’ye yansımaları ne olur? Öte yandan Özerk Yönetim Dış ilişkiler heyetinin de Avrupa’da temasları devam ediyor. Bu temaslarda öne çıkan hususlar nelerdir.
Birleşmiş Milletler (BM) hangi sorunu çözmüş ki Suriye’deki sorunları çözsün. Colani gidip orada kendi propagandasını yaptı, Suriye’nin şöyle, böyle olmasını istiyoruz, yardım istiyoruz, yaptırımların kaldırılmasını istiyoruz dedi. Ama değişen bir şey yok, Colani’yi parlattılar, Erdoğan’ın ona meşruiyet verdiği gibi BM’de de meşruiyet verdiler. Bir hükümet meşruiyeti veya gücü, yetkiyi ancak kendi halkından alır, dış güçlerden falan değil. İlk önce kendi halkından meşruiyet alacaklar. Colani’nin halk nezdinde böyle bir meşruiyeti yok çünkü kimse desteklemiyor. Bu yüzden değişen bir şey yok. BM’in kararları veya söyledikleri boş laflardır.
ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın tek millet, tek dil, tek devlet açıklamasından sonra ‘özerkliğe yakın formlar olabilir, herkes temsil edilmeli’ şeklinde açıklamaları oldu. Barrack’ın ekibi görevden alınması nasıl okunmalı, Pentagon ile Kongre’nin Rojava politikası ile Trump’ın politikaları arasında farklılıklar mı var? ABD’nin Suriye ve Kürtler konusunda güncel yaklaşımı ve planı nedir?
Tom Barrack zaten siyasetçi değildir, diplomat değildir, ticaret ortamından gelen birisidir. Bazı tarafları memnun etmek için ‘tek dil, tek millet, tek bayrak’ gibi söylemleri oldu. Ancak hem Amerika içerisinden, hem de dışarıdan tepkiler çok gelince söylem değiştirdi, bu da olabilir, şu da olabilir dedi. Amerika’nın içerisinden bizi destekleyenler var yani sadece bir lobi gibi değil de bizi doğru gören vicdan sahibi insanlar destek oluyor. Ama bazı lobiler de bize destek veriyor. Tepkilerden dolayı Barrack sözlerini değiştirdi başka şeyler söylemeye başladı. Pentagon ile 10 seneden fazla bir süredir beraber savaşıyoruz aynı cephedeyiz.
O yüzden pratikte, uygulamada ortak bir güven sağlanmıştır ama politik alanda, siyasi alanda böyle değil. Bunun sebeplerinden biri de NATO meselesidir. O yüzden sadece bizimle ilgili bir durum değil, tüm Ortadoğu’da böyle, Filistin meselesinde, Ukrayna meselesinde de durum aynı. Kimse Trump’ın ne yapacağını, ne söyleyeceğini tahmin edemiyor. Biz de ona göre kendi tedbirlerimizi alabiliriz. 2019 yılında yaptığı gibi bir anda Erdoğan’a şöyle, böyle yapabilirsin diyebilir. Bu uzak bir ihtimal değil ama bizde ona göre tedbirlerimizi alıyoruz, kendimizi savunmak için. Kritik bir süreçtir bunu kabul etmek gerekiyor.
Türkiye’nin saldırı tehditleri ne anlama geliyor?
Türkiye içerideki problemlerinin üstünü örmek için dışarıda bir şeyle yapmak istiyor. Böyle yaparak iç kamuoyunu etkilemeyi hedefliyor. İkincisi Colani hükümetini bir fırsat olarak görüp Suriye’de kendine alan yaratmak istiyor. İsrail ile aralarında böyle bir yer kapma durumu var. Türkiye’den gelen tehditler en üst düzey yetkililerin ağzından çıktığı için bunları ciddiye almak zorundayız. Cumhurbaşkanı, Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ikide bir kalkıp tehdit ediyorsa bunu ciddiye almak gerekiyor. Elbette engellenirse iyidir ama engellenmezse saldırılarda bulunabilirler. O yüzden bizler tedbirimizi almak zorundayız.
Yeni Suriye’nin demokratik inşasının esasları nelerdir? Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin statüsü nasıl olmalı, anayasa hangi esaslar ve ilkeler temelinde hazırlanmalı? Demokratik bir Suriye’nin ana parametreleri nelerdir?
Gerçekten doğru dürüst bir şey yapmak istiyorsa ilk önce bir demokratik anayasa olacaktır. Bütün oluşumları kabul eden, dil, kültür, birlikte yaşama gibi hakları tanıyan bir anayasa olmalı. Özerk bölgelerde oluşturduğumuz sistemin aynısını Suriye’de genişletmek bir çözümdür. Bunun için de anayasadan başlamak gerekiyor. Seçim kanunları, partilerin kanunları, özgürlükler muhakkak olacaktır anayasada. Alevilerin, Durzilerin, Êzidîlerin, Süryanilerin, hem inanç meselesi, hem de etnik site meselesi, hangisi ihmal edilirse o zaman o insan Suriye’nin başına bela olacaktır. O yüzden herkesi bir araya getirip, tartışılır, konuşulur ve eğer gerçekten dış etkilerin müdahalesi olmazsa ortak bir noktada buluşulur. Ama şimdiye kadar bir şey yok. Bizim açımızdan Adem-i merkeziyetçilik kabul edilir bir sistem. Tüm bunları oturup ciddi ciddi tartışmak Suriye’nin lehine olacaktır diye düşünüyorum.