Sipan Hemo: Önümüzdeki süreç ordunun birleştirilmesidir
Suriye Geçici Hükümeti Savunma Bakan Yardımcısı Sipan Hemo, askeri entegrasyon sürecinin aşamalı olarak sürdüğünü ve Doğu Bölgesi’nde yeniden yapılanma çalışmalarının devam ettiğini bildirdi.
Suriye Geçici Hükümeti Savunma Bakan Yardımcısı Sipan Hemo, askeri entegrasyon sürecinin aşamalı olarak sürdüğünü ve Doğu Bölgesi’nde yeniden yapılanma çalışmalarının devam ettiğini bildirdi.
Suriye Geçici Hükümeti Savunma Bakan Yardımcısı Sipan Hemo, askeri entegrasyon süreci, bölgesel yapılanma ve sahadaki son gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu.
29 Ocak’ta başlayan entegrasyon sürecinin aşamalı şekilde sürdüğünü belirten Hemo, özellikle Doğu Bölgesi’nde askeri yapının yeniden organize edilmesine odaklandıklarını ifade etti.
ANHA’ya konuşan Sipan Hemo, Savunma Bakanlığı’nın bölgelere dayalı bir sistemle çalıştığını belirterek ülkenin Kuzey, Batı, Doğu, Güney ve Orta olmak üzere beş askeri bölgeye ayrıldığını söyledi. Doğu Bölgesi’nin Reqa, Dêrazor ve Hesekê vilayetlerini kapsadığını aktaran Hemo, bu alanda güçlerin yeniden konuşlandırılması ve tek komuta altında toplanması için çalışmaların sürdüğünü vurguladı.
Öncelikle, Savunma Bakanlığı’ndaki askeri yapılanmaya göre “Doğu Bölgesi” neyi ifade ediyor? Coğrafi ve askeri sınırları nelerdir?
29 Ocak itibarıyla entegrasyon süreci başladı. Bu süreç aşamalı olarak yürütüldü ve ben de Doğu Bölgesi’nden sorumlu Savunma Bakan Yardımcılığı görevini üstlendim. Bakanlıkta bölgelere dayalı bir yapılanma var ve beş bölge bulunuyor: Kuzey, Batı, Doğu, Güney ve Orta. Doğu Bölgesi’nin yönetimi altında 3 valilik bulunuyor. Şu anda bu bölgeyi, teşkilat yapısının düzenlenmesi, söz konusu coğrafya genelinde güçlerin yeniden konuşlandırılması konularının çözülmesi ve bölgedeki tüm birimlerin tek bir komuta altında birleştirilmesinin uygulanması için çalışıyoruz.
Savunma Bakanlığı’na bağlı güçlerin bu bölgede askeri dağılım süreci nasıl olacak? Net bir takvim var mı?
Şu anda Suriye ordusunun inşa sürecindeyiz. Suriye Demokratik Güçleri (QSD) orduya katıldı; aynı şekilde onlarca başka askeri yapı da katıldı. Ancak koordinasyon hâlâ sorunlu ve henüz genel bir askeri yapı oluşturulabilmiş değil. Ortak bir iç düzen ve disiplin sistemi oluşturulması gerekiyor. Bu çerçevedeki çalışmalarımız sürüyor.
Güçlerin yeniden konuşlandırılması da bu çalışmaların bir parçasıdır. Bu konu, genel dağılımı düzenleyen ve her tümen ya da tugayın yetki ve sorumluluklarını belirleyen iç sistemle bağlantılıdır. Kalan sorunların hızla çözülmesi ve istenen örgütsel yapıya ulaşılması yönünde bir eğilim vardır.
Bu süreç, bölge yönetimlerinin Savunma Bakanlığı bünyesindeki Suriye ordusunun genel yönetimine bağlanmasıyla gerçekleşmektedir. Bu nedenle şu ana kadar tümen, tugay ve görev dağılımları tam olarak netleşmiş değildir; ancak ihtiyaçlara göre şekillenecektir.
29 Ocak anlaşmasından bu yana QSD ile Suriye Savunma Bakanlığı arasındaki askeri entegrasyon ne aşamada? Şu ana kadar atılan önemli adımlar nelerdir?
29 Ocak anlaşması kapsamında 4 tugay resmi olarak orduya katıldı: biri Kobanê, diğerleri Hesekê, Qamişlo ve Derik’te.
Resmi entegrasyon tamamlandı, şimdi sahadaki uygulama süreci yürütülüyor. Bu pratik adımlar arasında askeri akademilerde eğitim dönemleri, komutanlar arasında sahadaki görüşmeler ve tecrübe paylaşımı yer alıyor.
QSD’nin toplam mevcudunun daha fazla olduğu bilenen bir gerçek. Geri kalan güçlerin nasıl entegre edileceği (yeni tugaylar, birlikler, taburlar vb.) halen değerlendiriliyor. Ancak 29 Ocak Anlaşması’nda belirtilen 4 tugayın entegrasyonu tamamlanmış olup şu anda bunun pratik uygulama sürecindeyiz.
QSD içindeki diğer askeri yapılar (örneğin Minbic Askeri Meclisi, El Şîmal El Demokratik Tugayı) ne olacak?
Bu dört tugayla entegrasyon başladı; ancak diğer askeri yapıların kendi iradeleri vardır ve kiminle hareket edeceklerine kendileri karar verebilirler. QSD, bu yapıların iradesini her zaman tanımış ve onları kendi bünyesinde örgütlemiştir. Kendi iradeleriyle QSD’ye katıldılar. Şimdi de bu entegrasyon sürecinde karar onlara aittir: İster orduya katılırlar ister siyasi/sosyal alana ya da bakanlığa bağlı askeri yapılara yönelirler.
Savunma Bakanlığı’nın hedefi, tüm askeri yapıların tek bir ordu çatısı altında toplanmasıdır. Amaç; ayrımcılıktan uzak, birleşik bir yapı ve ortak bir sistem temelinde tek bir ordu oluşturmaktır. Ordu dışında hiçbir yapı kalmayacaktır, entegrasyon kapısı herkese açıktır. Katılmak isteyen herkes için temel kabul kriterleri vardır: sayı, deneyim, sahadaki bilinirlik vb. Bu kriterler sağlandığında entegrasyon mümkündür.
Bu durum sadece QSD içindeki yapılar için değil, Suriye genelindeki tüm askeri yapılar için geçerlidir. Bazı yapılar askeri faaliyetlerine devam edebilir ya da bu alandan çekilip siyasi ya da toplumsal çalışmalara yönelerek farklı yollarla Suriye’nin inşasına katkı sunabilir.
Efrîn bölgesinde “Kürt tugayı” kurulması gündemde. Bu önerinin gerçekliği nedir? Bu konuda Savunma Bakanlığı içinde ya da ilgili taraflarla somut adımlar atılıyor mu?
29 Ocak Anlaşması’nda 4 tugayın Kobanê ve Cizire bölgelerinde kurulması kararlaştırılmıştı. Devrimci mücadelede Efrînli Kürt kadın ve erkekler büyük ve öncü bir rol oynadı. Bu mücadelenin çabalarının baltalanmamasını sağlamak ve sadakatin bir işareti olarak, mücadelelerini taçlandırmak için şahsen bir girişimde bulundum, ancak ne yazık ki, gerçekleri çarpıtmak ve tahrif etmek isteyen birçok taraf var. Bu durum büyük hassasiyet yaratıyor ve bağlamın yanlış anlaşılmasına yol açıyor.
Sizlerin de bildiği üzere Efrîn halkı topraklarına dönüyor, dönenlerin çocuklarının çoğu QSD savaşçısıydı, büyük bir mücadele yolculuğu geçirdiler, evlerine dönmek istiyorlar. Bizim önerimiz, bu savaşçıların evlerine dönme isteklerinin doğal bir hak olduğu yönündeydi; ister Efrîn ve kırsalındaki askeri örgütlerde askeri mücadeleyi tamamlayarak, ister sosyal hayata dönerek olsun. Savunma Bakanlığı da bu öneriyi olumlu karşıladı.
Ancak bazı taraflar bunu kendilerine göre yorumladı. Nihai anlaşmada belirtilenlerin çok ötesine geçtiler. Bu teklifin memnuniyetle karşılandığını tekrar belirtmek isterim. Daha önce, olumsuz etkileri olan bazı söylentiler ve bilgi çarpıtmaları paylaşılmıştı. Bu durum birçok taraf arasında hassasiyet yaratmıştı.
Bugün açıkça belirtmek isterim ki Suriye devleti tüm göçmenleri, Efrîn halkı dahil, tüm göçmenleri kendi bölgelerine döndürme konusunda kararlıdır. Siz de geri dönüş gruplarını takip ediyorsunuz. Savunma Bakanlığı olarak net şekilde söylüyoruz: birçok Efr3inli QSD içinde yer aldı ve DAİŞ’e karşı savaştı. Bu kişiler kendi bölgelerinde, o bölgenin askeri yapısı içinde görev alabilirler. Bu onların doğal hakkıdır. Bunun dışında söylenenler doğru değildir.
Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî gibi bölgeler hala Türkiye destekli grupların kontrolünde. Yapılan askeri ve siyasi anlaşmalar ile entegrasyona rağmen askeri talimatları reddediyorlar ve savaş çıkarmaya çalışıyorlar. Bu bölgelerdeki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şüphesiz ki bu konuda hala bazı sorunlar var. Tümü entegrasyon çerçevesine alındı ve bunu onayladılar ancak Suriye ordusunda yer alan tüm taraflar arasında genel bir koordinasyon yok. Ordunun kendi içindeki sistemi oturduğunda bu sorunların tümü çözülecek ve Suriye’deki farklı gruplar ortadan kaldırılarak tümünün ortak çalışması sağlanacak.
Serêkaniyê ve Efrîn gibi Kürt bölgelerinde halk nasıl yerinden edildiler ve mağdur oldularsa Suriye’nin diğer bölgelerindeki halklar da aynı şekilde mağdur oldular. Bu nedenle Kürt halkı ile halkların yaşadığı mağduriyetler birbirinden bağımsız düşünülemez, devlet bu sorunu tek dosya olarak ele almalıdır.
Tüm Suriye halkları mağdur edildi ve entegrasyonun sağlanamamasının nedeni güven eksikliğidir. Bu nedenle güven çok önemli. Biz de birleşik bir ordu yoluyla güveni yeniden inşa etmek için çalışıyoruz. Devlet bu güveni sağlamak için çabalamayan ve bu çerçeveden bakmayanlara karşı ciddi önlemler alacaktır. Bunun için de herkesin bağlı kalacağı ve bağlı olacağı birleşik ordu yöntemleri olacak.
ABD güçlerinin çekildiği üslerin durumu nedir? Bu sahalardaki boşluğu kim dolduruyor ve bu yerlere ne oldu?
QSD sürecinde müzakere sürecini yürütüyorduk. Ancak bu süreç sona erdikten sonra ilişkimiz artık hükümet ve Savunma Bakanlığı düzeyinde ilerliyor. Bu üsler ve bölgeler orduya teslim edilecek.
Söz konusu üsler ve bölgeler halkın malıdır ve eski hallerine döndürülecekler. Askeri noktaların olduğu yerlerde askeri hizmete dahil edilecek. Gözlem noktası veya eğitim alanı olarak kullanılan bazı askeri noktalar, devlet arazisi üzerine inşa edildi.
Cizîr bölgesinde bu yerler belirlenen tugaylar tarafından kullanılacak. Genel olarak uluslararası güçler bu noktalardan çekilecek ve bu noktalar orduya devredilecek. Bölgedeki tugaylar, yapılan anlaşmalar çerçevesinde bu noktalara konuşlandırılacak.
Bölge halkından esir alınanlar, QSD savaşçıları ve hükümete ait cezaevlerinde tutulan Asayiş üyelerinin dosyası ne aşamada? Bu dosyanın çözümü için belirlenen bir tarih var veya atılacak net bir adım var mı?
Bu konu bizi gerçekten çok yordu, buna karşı öfkemizi de ifade ettik. Savunma Bakanlığı’ndayken bizzat bakanın kendisi tüm esirlerin Ramazan Bayramı öncesi serbest bırakılacağını söyledi. Peki bu neden yapılmadı? Bu büyük bir üzüntü duyduğumuz konu. Şahsen ben çok öfkeliyim, bu konuda neden bu kadar sorun yaşandığını ve konunun siyasi dairelerle ilişkilendirildiğini anlayamıyorum. Gerçekten de bu bizde ciddi şüphe uyandıran bir konu.
Entegrasyonun ilan edildiği gün herkes grup halinde değil bir kerede serbest bırakılması gerekiyordu. Bu şekilde serbest bırakılmaları yanlıştır ve bu bir eleştiri konusudur. Esirlerin serbest bırakılma mekanizmasını ve sürecini yanlış buluyoruz. Esir dosyası çok fazla kullanıldı ve esir ailelerinin duygularını manipüle etme girişimleri hiçbir şekilde kabul edilemez.
Bu dosyadan kimin sorumlu olduğunu soracak olursanız; sorumluluğun doğrudan İçişleri Bakanlığı ve Entegrasyon Komitesi’ne ait olduğunu söyleyebilirim. Gecikmeler gördüğümüzde, bazı sorunların bir an önce çözülmesi için acele ediyoruz. Tüm esirler derhal serbest bırakılmalıdır. Bu konuyu siyasi baskılara bağlamak ahlaki değildir. Esir takası süreçlerinin bu şekilde ilerlemesinden de memnun değiliz.
Başta Suriye Demokratik Güçleri savaşçıları olmak üzere hiçbir esirin kalmamasını istiyoruz. Başlangıçta süreç hızla ilerliyordu, ancak engeller var. Alınan açık kararlar var, ancak bunları uygulamak için zamana ihtiyacımız var. Resmi olarak ve bakanlık düzeyinde yapılması gereken ne varsa yapacağız. Kürt halkı ve esir annelerinin bizden hesap sorma hakkı elbette var, çünkü bir anlaşma yaptık ve entegrasyon için çalıştığımız halde çocukları cezaevlerinde esir tutuluyor. Şüphesiz ki hiçbir mantık bunu kabul etmiyor. Bu konunun çok önemli olduğunu düşünüyorum ve bunu çözmek için her şeyi yapacağız.
Savunma Bakanlığı, DAİŞ’e karşı savaşan veya bölgeye yönelik saldırılarda şehit düşen QSD savaşçıları dosyasıyla nasıl ilgilenecek? Ailelerinin ve haklarının resmi olarak tanınması için yasal bir çerçeve olacak mı?
Bu konuda çalışmalarımız var. Bölgedeki Şehit Aileleri Meclisi ve savaş gazileri ile bir toplantı aldık. Şam’da da toplantılar yapıldı ve bunlardan bazı sonuçlar elde edildi. Yapılan tartışmalar sonucu savaşlarda yaralananlar Suriye savaşının yaralıları olarak tedavi edilecek ve Suriye’deki sosyal hizmetlerden yararlanacak ve gereken tüm destekler verilecek.
Şehit aileleri dosyası ise iki yoldan çözülecek. İlki evli şehitlerin aileleri ve bekar şehitlerin ailelerini kapsayacak ve bunun üzerinden bir sistem kurulacak. Bu konu üzerinde çalışmalar devam ediyor ve bazı bürokratik işlemler gerektiriyor. Bununla konuda uzman olan yönetimler ilgilenecek. Örneğin Hesekê’de Şehit Aileleri Yönetimi aracılığıyla bu konunun takibi yapılacak. Daha sonra ise Suriye’deki tüm kentlerde aynı süreç izlenecek. Şehitler Suriye şehitleri olarak kaydedilecek ve belgeleri yine bu doğrultuda düzenlenecek.
Yaralılar ise Savunma Bakanlığı gözetiminde olacak ve durumları Bakanlık tarafından takip edilecek. Sosyal İşler Bakanlığı da tüm kentlerde şehit ailelerinin işleriyle ilgilenecek. Bu konudaki çalışmalar hala devam ediyor.
Irak ve Türkiye sınırlarıyla ilgili olarak, bunların korunma mekanizması nasıl olacak?
Temennim, komşu ülkelerle her türlü çatışma ve anlaşmazlıktan uzak durmamızdır; hiçbir tarafın diğerine tehdit oluşturmaması ve Suriye’nin güvenli bir ülke olarak kalmasıdır. Suriye halkı güvenli bir ülkede yaşamayı hak ediyor. Çok zor yıllardan geçtik; yüz binlerce Suriyeli yaşamını yitirdi. Suriye’de neredeyse zarar görmemiş ya da göç etmek zorunda bırakılmamış hiçbir aile kalmadı.
Bu halk güvenlik ve barış içinde yaşamayı hak ediyor. Umuyorum ki Suriye’ye dair düşünceler savaş ve çatışmalar yerine ekonomi, eğitim ve bilim alanlarının inşası ve geliştirilmesine odaklanır.
Bu bir temennidir. Suriye stratejik bir ülkedir ve mevcut durumda bir savaş alanının ortasında bulunuyor; bu etkilerden tamamen uzak kalması mümkün değildir.
Şimdiye kadar Suriye yetkilileri, aralarında Başkan Ehmed El Şara’nın da bulunduğu isimler, bu konuda olumlu bir siyaset yürüttü ve ülkeyi savaştan uzak tutmaya çalıştı. Bu, Suriye için önemli bir kazanımdır. Böyle devam ettiği sürece Suriye bundan fayda görecektir.
Bilindiği gibi, İran destekli grupların faaliyetleri ve doğrudan Suriye’ye yönelik tehditlerin yanı sıra ABD-İsrail ile İran arasında da bir savaş hali söz konusu. Biz Savunma Bakanlığı olarak, ülkemize yönelik bir tehdit görürsek sessiz kalmayız. Aynı zamanda kimseye tehdit oluşturmak istemiyoruz ve kimsenin de bize tehdit oluşturmasını istemiyoruz. Tutumumuz budur. Umuyorum ki Suriye yetkilileri, ülkeye zarar gelmeden bu sorunları aşabilir.
Son olarak, Suriyelilere söylemek istediğiniz ve bizim sormadığımız bir şey var mı?
Bir kez daha teşekkür ederim. Önemli olan şu ki, çok hassas bir süreçten geçiyoruz ve Kürt meselesi Suriye çerçevesinde geniş biçimde tartışılıyor. Suriye’deki Kürt toplumuna çağrım şudur: Suriye’de doğru politikaların destekçisi olmalıyız. Suriye Kürtleri, birleşik bir Suriye çerçevesinde haklarını elde etme ve kimliklerini güvence altına alma mücadelesini sürdürebilir.
Kürtler, 1920’lerden sonra yeni Suriye’nin kuruluşuna katıldılar ve bugün de karar alma mekanizmalarında ve temel görevlerde yer alarak yeniden katkı sunabilirler. Ayrılık temelli politikalar büyük tehlikeler yaratacaktır ve sonuçları olumsuz olacaktır.
Suriye’deki Kürtlerin korunması, anayasal haklarının güvence altına alınmasıyla mümkündür. Hukuki ve anayasal mücadelemizi güçlendirmeli ve Kürt meselesini ön plana çıkarmalıyız. Baas Partisi iktidarı döneminde Kürtlerin örgütlenmesine ya da adil şekilde temsil edilmesine izin verilmedi. Ancak bugün yollar açıktır ve Kürtlerin adil ve etkili bir temsiliyet elde etmesi için bir fırsat bulunmaktadır. Şu anda bir inşa sürecindeyiz; bu nedenle bu süreci doğru bir şekilde yürütmek konusunda tarihi bir sorumluluğumuz var. Suriyeli kardeşlerimize tek bir ideolojiyi dayatma çabalarını engellemeli ve her türlü baskının önüne geçmeliyiz.
Suriye çok renkli bir ülkedir ve biz buna inanıyoruz. Bu nedenle Kürtlerin de bu düşünceye inanması gerekir. Suriye Kürtlerinin verdiği mücadele çok kutsaldı. Bazıları soruyor: Kaybettik mi? Yeniden sıfır noktasına mı döndük? Hayır, durum böyle değil. Bugün dünya Kürt meselesini tartışıyor. Suriye’de artık her yerde ve her zaman Kürtlerin varlığından söz edebiliyoruz. Bu, yıllardır verdiğimiz mücadelenin, emeğin, direnişin ve şehitlerimizin kanının sonucudur. Ancak bu mücadele ve kazanımlar, kapsayıcı bir Suriye anayasasına ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle anayasa yazım sürecine her şekilde katılmalı ve dahil olmalıyız.
Şunu söyleyebilirim ki Suriye’nin geleceği, tüm halklarının haklarının güvence altına alınması temelinde daha iyiye doğru gidiyor. Kürt halkının diğer topluluklar için bir umut kaynağı olduğuna inanıyoruz ve bugün Kürtler bu yolu sürdürmektedir.
Ayrıca Arap toplumuna da bir çağrım var. Araplar ve Kürtler, Suriye toplumunun diğer bileşenleriyle birlikte dini ve tarihi bağlarla kardeştir. Suriye’nin her yerinde tarihsel bir iç içelik vardır. Bugün Suriye’de tamamen Kürt ya da tamamen Arap olan bir bölgeden söz etmek mümkün değildir. Örneğin başkent Şam’da kökleri oraya dayanan büyük bir Kürt topluluğu vardır. Onlar eski zamanlardan beri toplumsal dokunun ayrılmaz bir parçasıdır ve bugün de öyledir. Humus, Hama ve Halep’te de Kürtler yaşamaktadır; aynı durum Araplar ve Hristiyanlar için de geçerlidir.
Biz ve Arap toplumu derin biçimde iç içeyiz. Bu nedenle birbirimizin özelliklerini kabul edersek, tüm bölge için barış ve sevgi merkezi olacak güçlü bir Suriye inşa edebiliriz.
Bu yüzden tüm Suriyelilere çağrıda bulunuyorum: Bir olalım ve Suriye’yi tüm tehlikelerden koruyalım.