“Copolá dos Povos” Halkların İsyanı!
Brezilya Amozonya’sı Belém’de düzenlenen Halkların Zirvesi sona erdi. Halkların buluşması dünyadaki birçok sosyal örgüt ve aktivisti bir araya getirerek uluslararsı bir kitlesel harekete dönüştü.
Brezilya Amozonya’sı Belém’de düzenlenen Halkların Zirvesi sona erdi. Halkların buluşması dünyadaki birçok sosyal örgüt ve aktivisti bir araya getirerek uluslararsı bir kitlesel harekete dönüştü.
Belém, Brezilya’da düzenlenen ‘Halkların Buluşması’ sona erdi. Halkların Buluşması, sosyo-çevresel sorunlar etrafındaki mücadeleleri bir araya getirmeyi amaçlayan küresel bir harekettir. Sömürgecilik, patriyarka, ırkçılık ve mevcut kapitalist sisteme karşı halkların çözüm üretme mücadelesini ortaklaştıran kesişimsel bir mücadeledir. 2023 Ağustos ayından bu yana Brezilya’daki toplumsal ve halkçı hareketler, koalisyonlar, kolektifler, ağlar ve sivil toplum örgütleri; kadın hareketleri, sendikalar, yerli halklar, aile çiftçileri ve köylüler, quilombola toplulukları, geleneksel halklar ve topluluklar, Afrika kökenli geleneksel topluluklar ve gençlik örgütleri arasında bir yakınlaşma süreci inşa ediyordu.
Halkların Zirvesi, Amazonya’da gerçekleşen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) COP30’una karşı özerk bir alan olarak doğdu. Amacı, halkçı inşayı güçlendirmek ve mücadelelerin birliğine dair gündemleri yakınlaştırmaktı. Bu kapsamda Halkların Zirvesi, 10–19 Kasım tarihleri arasında dünyanın dört bir yanından gelen örgüt ve halkları toprak mücadelelerini tartışmak ve ortaklaştırmak için bir araya getirdi. Hareket, kamuoyunu harekete geçirme, katılımcı ve halkçı demokrasiyi güçlendirme, gerilemeleri teşhir etme ve durdurma, ayrıca Brezilya’da ve dünyada karar alıcılar üzerinde ekoloji mücadelesinin yönünü değiştirmeleri konusunda baskı oluşturma iradesine dayanıyor.
ANF olarak Brezilya Amozonya’sında ‘Halkların Buluşması’nı takip ettik ve günlerce süren eylemselliklere dair sonuç dosyası hazırladık. İşte Halkların buluşmasında yaşananlar;
12 Kasım’da, kara ve su yoluyla Belém’e gelen yüzlerce yerli halk delegasyonu karşılandı. Kentin farklı noktalarında buluşma alanlarıyla başlayan gün, enerji dönüşümü ve kültürel etkinlikler başlıklı tartışmalarla devam etti.
13 Kasım’da, su hakkının savunulması, iklim krizi ve doğa hakları, gıda egemenliği, enerji dönüşümü, toprak reformu gibi pek çok konu etrafında tartışma oturumları düzenlendi. Farklı delegasyonlar bu tartışmalara gün boyunca çeşitli çalışma gruplarında ve farklı mekânlarda katıldı.
14 Kasım’da, Küresel Güney’deki akademisyenler ve topluluklardan oluşan uluslararası ağ olan Küresel Alternatifler Ağı —ki AMD (Demokratik Modernite Akademisi) ve Jineoloji Akademisi de bu ağın üyelerindendir— “Radikal Demokrasi ve İklim Adaleti: COP30’da Eksik Kalan Tartışma” başlıklı bir panel düzenledi. Bu panelde COP’a radikal bir alternatifin gerekliliği tartışıldı. Halklardan yükselen, özerklik ve demokrasiyi güvence altına alan bu alternatifin, iklim krizine yönelik gerçek bir çözümün anahtarı olduğu vurgulandı. COP30’un sunduğu devlet-merkezli çözümün ise sorunu çözme kapasitesine sahip olmadığı, aksine geciktirip derinleştirdiği belirtildi.
Aynı gün, Amazonya Toprak Özyönetimleri ve medeniyet krizi başlıkları da önemli tartışma konularındandı.
DÜNYA İKLİM YÜRÜYÜŞÜ
15 Kasım’da, 2016’da öldürülen Honduras’taki COPINH’in (Halkların ve Yerli Örgütlerin Yurttaşlık Konseyi) kurucularından Berta Cáceres’in kızı Berta Zúñiga, kayıp Mapuche lideri Julia Chuñil’in oğlu ile birlikte basın toplantısı düzenleyerek unutmayı kabul etmeyeceklerini açıkladı ve Dünya İklim Yürüyüşü’nün başlangıcını ilan ettiler. Yaklaşık 70.000 kişinin katıldığı yürüyüş, Amazonya yerli halklarının öncülüğünde ve kadın hareketlerinin yoğun katılımıyla oldukça canlı ve çeşitliydi.
Çok sayıda panel ve toplantı içerisinde iklim krizi farklı açılardan ele alındı. Tartışma eksenleri arasında feminizm, gıda egemenliği, çevresel ırkçılıkla mücadele, adil dönüşüm, enternasyonalizm, kentler ve varoşlar gibi temalar vardı.
SONUÇ BİLDİRGESİ
Zirvenin son gününde, sonuç bildirgesi COP30 başkanlığına teslim edildi. Bildirgede yer alan önemli ifadelerden bazıları şunlardı:
“Yerli halkların, geleneksel toplulukların, quilombolaların, balıkçıların, toplayıcıların, babaçu hindistan cevizi kırıcı kadınların, köylülerin, kent emekçilerinin, gençliğin, kadın hareketlerinin, LGBTQIAPN+ topluluklarının, sendikaların, kenar mahalle sakinlerinin ve tüm biyomlarda mücadele edenlerin birliğine ihtiyacımız var.”
Metin, adil ve demokratik bir dünya inşa etme kararlılığını; iyi yaşam (buen vivir) ve çeşitliliğin gücü temelinde ifade ediyor. Bildirge, iklim krizinin aşırı sağın yükselişi, faşizm ve savaşlarla derinleştiğini vurguluyor ve küresel Kuzey ülkelerini, ulusötesi şirketleri ve ekonomik elitleri çoklu çevresel ve toplumsal krizlerin baş sorumluları olarak gösteriyor. Filistin halkına dönük soykırıma güçlü bir tepki ortaya koyuyor ve emperyal projelere, militarizasyona ve toprak ihlallerine direnen halklarla aktif dayanışmayı ilan ediyor.
Bildirge, şu önerilerle sona eriyor:
Bu buluşma günleri, Belém’de yeni diyalogların ve mücadelelerin örgütlenmesine zemin hazırladı. 18 Kasım’da, 10 yerli bölgesinin sınırlandırılarak yerli topluluklara teslim edileceği duyuruldu. Bu sayı, iklim krizi ölçeği düşünüldüğünde elbette yetersizdir. Aynı zamanda COP30 katılımcılarının her 25 kişiden birinin fosil yakıt şirketlerinin lobisine bağlı olduğu bilgisi açıklandı.
Hiç şüphe yok ki Belém Halkların Zirvesi, çevre ve toprak mücadelelerinin halklar ve toplumsal hareketler düzeyinde koordinasyonunun aciliyetini görünür kıldı. Unutulmamalıdır ki çözüm ve toprak savunusu, tarihsel olarak toplulukların kendi çeşitlilikleriyle kurdukları bağ üzerine kuruludur. Bu görevi hegemonik güçlere, devletlere, çevresel gözlemcilere ve çıkarcı çokuluslu şirketlere bırakmak, yalnızca maruz kaldığımız savaşları ve ekokırımı derinleştirir.
Halkların direnişi, topluluklarımızın kolektif inşası ve öz örgütlülüğü temelinde birleşerek yürütülmelidir.